Çalışmayan Anne Sendromu

Busy-Mom-and-Housewifeİngilizcedeki “Stay-at-home Mom” terimi Türkçeye “Çalışmayan Anne” olarak giriyor. Adil olmadığını düşündüğüm, sanki evinden fiziksel olarak çıkıp para kazanacağı bir işe gitmeyen anneler günlerini çocuğuyla oynayarak, sevgi kelebeği şeklinde gezerek, çalışma hayatının stresinden uzak, huşu içinde geçiriyormuş gibi bir anlam barındırıyor “Çalışmayan Anne” terimi… Bu terimi kullanmayı sevmediğim için yeni tanıştığım insanlar bana “Ne iş yapıyorsun?” diye sorduklarında “Oğlumu büyütüyorum” diyorum. “İşim bu…”

Deniz doğmadan çok önce “Maddi durumum el verirse bir süre çalışmaya ara verip sadece çocuğumla ilgileneceğim” diye düşündüğüm ve eşim de benim bu görüşümü desteklediği için Deniz doğduktan kısa süre sonra işe geri dönmek gibi bir telaşım olmadı. Zaten Amerika’dan yeni döndüğümüz için halihazırda bir işim yoktu. Yıllar boyu “Başkalarına iyiliğim dokunsun” düşüncesiyle sivil toplum örgütlerinde çalışan ben Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin işleyişiyle henüz çok alakadar olmadığım için herhangi bir arayışa girmedim.

Her şeyin ötesinde evde çocuğumla olabildiğim için çok mutlu ve şanslı hissediyordum kendimi…

Ancak ipin ucunu biraz kaçırmışım sanırım.

“Amerika’da yaşıyor olsaydık temizlikçi kadınımız, bakıcımız mı olacaktı sanki? Ben heeeer şeyi kendim yaparım, çocuğumu da kimseye baktırmam. Hem işim ne, gücüm ne? Ben çalışmazken ne diye başkası baksın çocuğuma” diye başladığım çocuk büyütme misyonum meğer “Çalışmayan Anne Sendromu” olarak adlandırdığım bir hal almış.

Psikolojide hakikaten bu isimde bir hastalık tablosu var mı bilmiyorum, ama Deniz’in okulundaki, Deniz’den yakınmak üzere görüştüğüm psikolog, yaklaşık bir buçuk saat süren ve adeta benim için bir terapi seansına dönüşen bir görüşmenin sonunda bana “Sizin çalışmaya başlamanız lazım” tavsiyesinde bulununca tabii ki dumura uğradım.StayAtHomeMom

“Ama… ama benim işim Deniz” diyecek olduğumda da “Zaten problem orada… Siz Deniz’i kendinize proje edinmişsiniz. Ve istediğiniz gibi şekillendiremediğinizi düşündüğünüzde de hayal kırıklığına uğruyorsunuz” diye bir tespitte bulununca işin ciddiyetini anladım.

Deniz’e son zamanlardaki bağırmalarım… Ardından “Çocuğuma nasıl bağırırım, ne biçim anneyim ben?!” diye ağlamalarım… “Deniz niçin bu kadar yüksek sesli? Bu kadar hareketli? Neyi yanlış yapıyorum?” şeklindeki sorgulamalarım hep bu yüzdenmiş meğer.

Yanlış yaptığım şey “çalışmayan” ya da “evde oturan” anne olmanın artık bana fazla geldiğini, özellikle Deniz okula başladıktan sonra kendimi iyice boşlukta hissetmeye başladığımı fark edememekmiş.

Başkalarından yardım almanın ve Deniz’den zaman zaman uzak kalmanın beni kötü bir anne yapmayacağı gibi Deniz’in de psikolojisini bozmayacağını, para karşılığı çalışıyor olmasam bile “çocuğunu büyütmek için işi bırakan anne” pozisyonun en az “çalışan anne” kadar yorucu olduğunu, ben “çalışan anne” olsaydım da doğru ayarlarla Deniz’in normal bir şekilde büyüyebileceğini görememekmiş.

“Çalışmak zorunda olsaydım Deniz’i başkalarına bırakacaktım”, ya da “Amerika’da yaşıyor olsaydım tek başıma altından kalmak zorunda olacaktım, öyleyse şimdi neden yapamıyorum” türünden kıyaslamalara girmek, fazla mükemmeliyetçi olmak ve olayları fazla analiz etmekmiş.

Ama en büyük hatam oğlumun sadece 2,5 yaşında olduğunu, daha da önemlisi onun başlı başına bir kişilik olduğunu fark edememek ve istemediğim bir hareket yaptığında onun gelişmekte olan karakterine vermeyip “Ben nerede hata yapıyorum?” diye düşünmekmiş.

StayAtHomeMom2

"Çalışmayan anne olmanın en sevdiğim tarafı çocukların okulda olduğu zamanlar..."

Şimdi -içim sızlayarak da olsa- haftada dört gün okula gidiyor Deniz. Daha bundan bir sene öncesine kadar “3 yaşından önce yuvaya falan vermem” diyen ben haftanın dört günü 2 buçuk yaşındaki oğlumu sabahtan öğlene kadar başkalarına emanet ediyorum. Çalışmayıp para kazanmayan bir anne olmanın da ötesinde, kocasının çalışıp kazandığı parayı oğlundan uzak olmak için harcıyor, ve bunun kabul edilebilir olduğuna ikna etmeye çalışıyorum kendimi… Çünkü fark ettim ki sadece “birisinin annesi/dadı/temizlikçi/aşçı” kimliğinde yaşıyor olmak mutsuz ediyor beni… Fark ettim ki, sabah evden çıkıp işe gitmesem de günün sonunda “Bugün kendim için ne yaptım?” sorusunun cevabının “Hiçbir şey” olmaması gerekiyor.

Artık biraz daha kabullendim. Deniz’i okula götürürken hala suçluluk hissetsem de, biliyorum ki bunun sonu yok. Çalışıyor olsaydım da oğlumu bırakıp işe gitmenin verdiği suçluluk hissiyle boğuşacaktım. Anne olmak bu herhalde… Hep “Çocuğum için en iyisini yapmıyor muyum acaba?” şüphesiyle yaşamak.

Varsın, o da olsun.

Bunlar da ilginizi çekebilir:
Yaşasın okul!
Bunalım halleri

Reklamlar

18 Yanıt

  1. Merhaba,

    Çiçeği burnunda bir blogger olarak geziniyor bakıyorken denk geldim!

    Benzer duygu durumları yaşıyor olmak iyi hissetiriyor sanırım. Benim hikayem biraz daha farklı, kızım Naz 5 aylıkken iş hayatına dönüp 2,5 olduğunda ” Bensiz yapamıyorrrr!!!” duygusuna kapılıp,işi bıraktım! 🙂

    Dediğin gibi kendini suçlamalar da , daha iyisini yapabilirdim düşünceleri de gitmeyecek!

    Paylaşmak üzere,sevgiler..

  2. Evrim – kesinlikle haklısın. Her ne kadar başkasının da senin yaşadığın “zorlukları” yaşamasını nezaketen istemesen bile yaşıyor olmaları bencilce bir şekilde kendini iyi hissettiriyor 🙂

    Bu arada blogumu bulmana hem çok sevindim, hem de çok şaşırdım. Aslında blogspot’ta bu işe başlamıştım (http://blogcuanne.blogspot.com) ama çok yetersiz gelmeye başladı. Şu anda wordpress’e taşınma evresindeyim, bu yazı aslında geçen ay yazdığım bir yazıydı ama sana hitap ettiğine sevindim.

    Sen de blogunu paylaşmak istersen severek okurum.

    Sevgiler…

  3. kelimesi kelimesine yazdıklarını ben de yazmış olabilirdim:) aslında aynı olayı, ya da hatayı mı demeliyim, ben de yaptım.şimdi sürekli “Ben nerede hata yapıyorum?” diye soruyorum kendime. okulda olmadığı günlerde zaman zaman boğuluyorum. bu durumda bir de inanılmaz vicdan azabı çekiyorum. yani çalışacağım zaman çekeceğim farklı bir türü sonuçta 🙂 ben çalışmayı bıraktığım için pişman olanlardanım. bu arada merhaba:)

    • Merhaba denizanası – okula gitmediği günler boğuluyorum demişsin. Benim günün en iple çektiğim zamanı Deniz’in Babası’nın işten dönüp oğlumu devraldığı ve yatırdığı saatler oluyor. Bahsettiğin vicdan azabı bende de bereketiyle mevcut… Kendinde hata aramak, nerede yanlış yapıyorum demek işin en kolay tarafı sanırım. Ama zor olanı aslında ortada hata olmadığını görüp, hem çocuklarımızın birer birey olduğunu, hem de biz annelerin insan üstü varlıklar olmadığını kabullenmek herhalde. Bunu yapabildiğimiz noktada daha mutlu insanlar, anneler olacağımıza inanıyorum. Eğer formülünü bulursan benimle de paylaş lütfen 🙂

  4. bilmez miyim? çalışmak gibisi yok elbette..
    bu da bir süreç diyerek rahatlatıyorum kendimi, hepsinin bir sebebi var, olmalı..
    Sevgiler..

  5. Gercekten yalnız degilsin. Ben de Ela’yı öyle bir sahiplendim. İyi yetişsin. Her düzeni istediğim gibi olsun istediğim için kimselere emanet edemediğim için simdi yanlıs gittigini dusundugum seylerde de kendimi suclamaya basladım.. Bu sendromu cok guzel yazmıssın. Hala cocugunu benim gibi daha cok onemseyen kariyerini bir kenara itebilen anneler olması cok sevindirici.

    • Insanın kendininki gibi hikayeleri duyması ne iyi oluyor, değil mi? Her ne kadar çalışmayarak kendim ve Deniz için en iyisini yaptığımı düşünsem de sıkılıp bunaldığım, bunun için de suçluluk hissettiğim zamanlarda yanlız olmadığımı bilmek çok iyi geliyor. Teşekkürler…

  6. Merhaba,

    Sizin blogun mudavimleri arasina katildim anlasilan. Benzer tecrubeleri yasadigimizin farkina vardim, Amerikada yasiyorum, nonstop 12-13 senedir calisiyorum arada okullar vs derken hic evde oturup, calismadan gecirebildigim bir donem olmamisti taki kizim Defnenin dogumuna kadar ki cocuklarimizda yasit anlasilan Defne 10 Kasim 2006 dogumlu. Ailelerimizin donusumlu ziyaretimize gelmesi ve onlarin yardimiyla kizimizi yuvaya gec gonderebilmis sansli ailelerdendik. Calisma hayatima 2 aylik dogum izni sonrasi geri dondum. Ama sonrasinda 6 ay ve cok sonrasinda gene kotu ekonomi yuzunden bir alti ay daha evde kalma seruveni ile home stay mommy tecrubesini yasayarak evde kalan anne sendromunu da ogrenmis oldum.

    Ilk defa kizimi birakarak ki biraktigim kisi annem oldugu halde, isime gidisim, acaba simdi ne yapiyordurdan baska hic bir sey dusunemedigim donem, 16 aylikken onu yuvaya biraktigimda gozlerinden akan yaslar ve benim akamayan yaslarin bogazimda olusturdugu yumrular, arabaya binip uzun sure ben yapamayacagim, cocugumu birakamayacagim, yuregim dayanmayacak diye kendi kendime verdigim mucadele, dayanamayip hickiriklara bogularak esimi arayip, destegiyle ise gidisim vb. bir cok sey hala dun gibi hatirimda. Bir sure sonra alistik kizimla, onun diger cocuklarla sosyallesmesi, yuvaya baslar baslamaz ilk kelimesini ogrenip ki negatif bir kelime “No” olsa bile onu duymanin sevinci, yuvasinda yaptigi art craft projelerini gorup kizim nelerde yapabiliyormus keyfi, ve daha pek cok guzel seyleride tadinca, aslinda yuvanin cok faydali olduguna karar verdim.

    Evde kalma doneminde aman ne guzel kizimla basbasa vakit gecirecegiz ana kiz heyecani yasiyordum. Ne oldu nasil oldu bilmiyorum, zamanla mutsuz olmaya basladim, projelerimi ozlemeye basladim, aslinda en buyuk proje kizim, her calisanin yeri doldurulur ama kizim icin anne olarak benim yerim doldurulamaz desemde kendimi tamami ile ikna edemiyordum. Anlasilan ben calisarak mutlu olabilecek anneler grubundandim.

    Evde oturup cocuklarina bakan arkadaslarim oldu, onlari gozlemledigimde ve kendi yasadiklarimi anlamaya calistigimda aramizdaki su farkliliklari tespit ettimki bence bunlar benim calisan bir anne olacagim kararinda etkili oldular:
    *Oncelikle mukemmeliyetci bir yapim var. Kopegimiz olacak ama evde tuy olmayacak, camasirlar yikandiysa utusu yapilmis olacak, mutfak temiz her an misafir gelecekmis gibi duzenli olacak, yataklar havalandirilmis ve yapilmis olacak, vs. Bu olacaklari yanyana koydugumda kafayi yeme sinirina gelmistim. Isten geldiginizde yorgun argin oluyorsunuz, kosturmadan yerdeki tuyun farkina varmiyor, camasirlar haftasonunu beklesin diyebiliyorsunuz. Ama evde kalinca butun duzensizlikler gozume batiyor. Evdeyim yapmaliyim modundayim. Yemek pisiremedik disaridan alalim bu sefer derken, calisirken yapamiyordum bari simdi zamanim varken hazir evdeyken ozlediklerimizi yapayimda midemiz bayram etsin gibi yeni aliskanliklar kazandim. Sonucta ne mi oldu cocugumla ne kadar ilgilenebildim bugun suclulugu bas gosterdi. Malum kizimi tv onunde yetistiren anne grubunda olmamaya kararliydim. Gordumki diger evde outran arkadaslarim daha bir rahatlar, tabiiki pis degiller, utusuz giyinmiyorlar ama yayiyorlar gunlere isleri, ben bunu beceremedim, dedigim gibi bunu yapamamin en onemli nedeni mukemmeliyetci olmam ki isimde bu ozelligimin cok faydasini gordum, her zaman iyi bir ozellikti bu titzlige sahip olmak, bir anda hoop degisemedim, birakin bir ani 6 ayda dahi degisemedimJ

    Bir baska farkina vardigim beni evde kalma sendromuna sokan konu; meslegim muhendislik, projeler gelir calismaya baslarsiniz, ertesi gun o kaldiginiz yerden devam edersiniz, bir onceki gunun hesaplarini 10 gun ustuste yapmazsiniz yada aylarca. Ama cocuk bakma projede calismak gibi degil. Benim evdeki halimi videoya ceksem ve ertesi gun gene videoaya kaydetsem aradaki 9 farki bulursaniz ne ala. Sanki her gun bir digerinin kopyasi, proje ilerlemiyor, evet kizim buyuyor saglikla ama ben surekli yaninda oldugum icin anlamiyorum. Iyi bir seyler yapmaya calisiyorum ne kadar iyi yapiyorum bilmiyorum, projede bir liderim olur, o bana yolu gosterir, yolu gosterecek kimse yok, kizimla gunlerimizi geciriyoruz ama o kadar kucukki ne boyama yapabiliyoruz ne playdoo ile oynayabiliyoruz. Ne yapacagim ben simdi, iste basladi evde kalma sendromu…

    Sonucta annenin mutlulugu cok onemli, ben mutlu isem kizim mutlu olacak. Ve ben calisarak mutlu olacagim anlasilan.

    Sevgilerimle,
    Feryal

    • Söylediklerine tamamen katılıyorum. Mutlu anne-mutlu çocuk. Ama bunun formülünü ben henüz çözebilmiş değilim… Söylediklerin bayağa bir düşündürdü beni… Yoruma sığacak gibi değil, ben en iyisi oturup yazayım 🙂

  7. Ben bu sucluluk duygusunun bir tur mahalle baskısı oldugunu dusunuyorum. insan elinden geleni yapıyor da ya etraftan biri cıkar da ne kotu anne derse endisesi ile durmadan kendini sorguluyor tekrar tekrar. Yemedigi yemek icin ısrar edip arkasından kasıkla kosuyor, her saniye cocugun burnunun icine girip, sonra birkac saat ayrılınca terketmis hissediyor.. aslında bu duyguları yasarken hep bir gozun onu izledigi dusuncesini yasıyor..

    vesvese eldekilerin verimini dusurur. Daha ne verebilirdim’i dusunurken verdiklerinizin anlamını sıglastırmayın bence. Hic bir insan evladı pamuklar icinde buyumuyor. bırakın cocuklarınız bagımsız kisiliklerini kucuk yasta guclu bir sekilde olusturaya baslasın. Sizde onların number one destegi olun. ihtiyacı oldugunda herzaman hazır, ve onu cok seven..

    birbucuk yasında bir kızım var. guclu bir annesi olsun ve o da guclu olsun istiyorum. sevgiyi sunmanın yolları cesitlendirilebilir.

    herkese kuzusuyla mutlu guzel bir hayat diliyorum. Anne olmak cok guzel bir duygu. tadını cıkarmanızı diliyorum.

    sevgiyle,

    • Paylaşımın için teşekkürler, Özlem. Çalışsın, çalışmasın, mükemmel anne olmaya çabalayan -ama doğru, ama yanlış- her anne mutlaka senin dediğin gibi mahalle baskısından etkileniyordur. Çok fazla mesaj var bizi buna zorlayan, haklısın.

      Benim aşmam gerektiğine inandığım şey ise bu baskıyı kendi kendime uygulamam. Oğlumun üzerine titremekten çok, kendim yaparım, kendim ederim, yoğurdunu da yaparım, kitabını da okurum, hepsini beceririm’i kendime kanıtlamaya çalışmak… Bu noktada kendimi çok sıkıştırıyorum belki, ve söylediğin gibi kolay kolay bırakamıyorum. Bir yolunu bulmam lazım, orası kesin…

  8. Ozlem, kesinlikle haklisin, bu bir toplumsal baski, kendimiz bilincli secmisiz oyle olsa bile fikir degistirme hakkimiz olmazmis ve cocugumuzla olmaktan cok mutluymusuz gibi davranilmamiz isteniyor. Tabiiki mutluyuz, o benim dunyam her seyim. Gecen gun bir proje icin sehirden ayrildim, yuvaya biraktim yarim gunlugune, simdi 2.5 yasinda, gene ayni zorlugu yasadim, yaa hani bendim adult conversation i ozleyen. Kendime bu ne dengesizlik boyle diye kizdim. Ne istedigimi bilmiyormusum gibi geldi.

    Gecenlerde daha, kizimi aksam uykusuna yatirdim ve Borders denilen kitapciya gittim, esim evdeyken, soyle tek basina kitaplara bakayim, kahvemi iceyim, bir nevi kisa zamanli ozgurluk yasayayim amacindayim. Arabama kuruldum, muzigimi actim ve planladigim gibi her ani guzel gecti minnacik kacamagin. Yuzumde bir garip gulumseme halbuki 1 saatcik ayrimisim evden. Kafamdaysa ya agladiysa kizim endisesi ki oyle aglayip kalkma huyu yoktur, iki kere evi arayip olan biteni yoklama modlari.

    Esim yuzumdeki gulumsemeyi gorunce hayrola istedigin kitabimi buldun dedi, yok dedim, arabada farkina vardimki nereye gitsem, hep kizimiz arabanin arka koltugunda olur, onun istedigi muzikleri dinleyerek, onunla konusarak gecerken, simdi tek basima arabada istedigim muzigi dinledim, yalniz basima olmanin mutlulugunu yasadim “suclulukla”, bunu boyle hissetmemin verdigi suclulukla.

    Simdi bunu yasayan biri olarak, kizimi birakip baska bir sehire proje icin giden biri mutluluktan ucar degilmi. Hayir oyle olmuyor cunku kizim ben o bir saatlik ozgurlugumu yasarken saniyorduki anniskosu alt katta. Annesi ise mutluydu, onu opup koklamis, ona hikayesini tatli tatli okumus, sutunu icirmis, onu huzurla uyutarak ayrilmisti evden. Oysa projeye giderken o benimle olamayacakti. Benim, anniskosunun yaninda olmadigimin farkinda olacakti.

    Iste her sey boyle mukemmel olmali derken, kendi ihtiyaclarinizi goz ardi etmeye basliyorsunuz, hani sacini supurge eden kadin tanimi vardir ya, o derece kendinizi bitirmeye ne gerek var. Ama yeri geliyor esinize bile bogulma durumlarinizdan bahsederken acaba beni yanlis anlarmi, yani cocuguma/prensesime olan sevgimden kusku duyarmi dusuncelerindeyken, bu durumu evde olmaktan “mutlu” ki ne kadar durustluk var icerisinde bunun hala supheliyim, arkadaslarinizla nasil paylasabilirsiniz. Buraya bile bunlari nasil yaziyorum anlamis degilim, herhalde yalniz degilimi hissedebilmek icin.

    Cok “mutlu” anneler gordum, iste calisirken onlarla sik sik gorusemedim, anlattiklarina imrendim, saglikli gorunen iliskilerini kiskandim, cocuklarin anneleriyle olma mutlulugundan kizimin mahrum olusunu hissedip sucladim kendimi. Ama sonradan gordumki terlik firlatmalar var, oyuncaklarin gereksizligine inanip cocuklar sikilinca cikin oynayin bahcede diyebilen ihmalkarlik var, onlara resim cizdirmek, onlara geceleri internette projeler bulmak yok. Kitap okumak yok, saglikli yemek pisireyim dertleri yok, hatta bazilari gec yatiriyorlarki cocuklari sabah gec kalkip kahvalti etsinlerde ogle yemegi aksam yemegi ile birlestirilip, iki ogun arasi ufak snackle gecer, oylede boylede buyuyorlar diyenler gordum. Minnaciklar oynarken safety gate olmayan evlerde bir asagi bir yukari kosarken kafa goz yarilirmi endisesi tasimayan anneler gordum, tv’de kendi seyrettigi showun oneminin cocuklarin, programlarina gore daha agir bastigini izledim. Gece yatmiyorsa yatmiyor bizimki, ogle uykusunu bir yasinda birakti orneklerini izledim. Verdigini “Emek” anladimki yorucu olan. Ama “emek” vermeden saglikli bir cocuk nasil yetistirilebilir. Yukarida saydiklarimin birini bile cocuguma yasatsaydim adina, yasadigimin adina “mutluluk” mu koyardim yoksa suclu bir anne olarak cekmem gereken cezayimi bulmaya calisirdim bilmiyorum. Tabiiki benimde yanlislarim var, belki bunlari yazmak bile bir yanlislik, dogru olmayan bir davranis, ama yukaridakilere gore daha masumca yada ben oyle zannetmek istiyorum.

    Cevabim ortada, evde kalsam cocugumun ihtiyaclarina cevap verecek, onu herkesten cok ama cok daha fazla seven annesiyle olma mutlulugunu ona yasatacak, ama kendim olmayi unutmaktan dolayi sucluluk duyacagim. Calissam, kendim olabilmeye firsat verecegim, ogrenme, kendimi gelistirebilme firsatlari ile mutlu olup, cocugumun bensiz gecirdigi her an icin sucluluk duyacagim.

    Erkekler bunlari yasamiyor 2+2=4 seklinde denklemi kurmuslar, biz kadinlar ise oyle basit bakamiyoruz, gozumuzu kapatamiyoruz yapamadiklarimiza, sirtimizda yarattigimiz gorunmez kirbacla kendimizi her gun daha verici olmak icin kamciliyoruz.

    Su sanirim en dogrusu hayat beyaz, siyah gibi kesin ayrimlardan olusmuyor, bir anne olarak grilerde kalabiliyorsam ne mutlu bana…

    Sevgilerimle,
    Kafasi tumden karismis Feryal

  9. merhaba, aynı duyguları paylaşıyorum bende, böyle bir blog bulduğuma şükrediyorum, çünkü benim de yaşadığım yer küçük ve cahil annelerle dolu, kızımı yetiştirmek için bende çalışmama kararı aldım
    kızım 2.5 yaşında ve onu bir yuvaya götürmenin çok erken olduğunu düşünüyorum bende. fakat zaten bulunduğum yerdede öyle çok iyi yuvalar veya okullar yok, bende kızımı iki dilli büyütmeye çalışıyorum ama okula gitme zamanı geldiğinde ne yapacağımı bilmiyorum kızım yaşıtlarından önde gidiyor ve onu burdaki eğitimleri en hafife indirgenmiş yavaşlatılmış okullara gönderemem bunu kızıma yapamam, şimdiden ne yapacağımı düşünmekteyim ama bi çözüm bulmuş değilim,
    sürekli kitap okuyarak netten araştırarak kendimi iyi bir anne olmam için şekillendirmeye çalışıyorum, fakat acaba elifin öğretmen arkadaşı dediği gibi acaba egolarımı kızımı büyütürken kullanıyormuyum, kızdığım zaman aslında onun benim istediğim gibi yapmasını istediğim içinmi kızıyorum ,
    anne olmak çok zor gerçekten ama sizlerle tanıştığım için mutlu oldum en azından aynı dili konuşup aynı yöne bakabilen anneleri tanımışoldum, ellerinize sağlık
    yazdıklarınız duygularıma tercuman olmuş…

    • Sevgili Zeynep – ben de geçen seneye kadar Deniz’i 3 yaşından önce okula göndermenin çok erken olduğunu düşünüyordum. Ve sanırım başlama sebebimiz de ondan çok bendim – çünkü biraz nefes almaya ihtiyacı vardı.

      Geçen sene 3 yarım gün gidiyordu, şu sıralar ise 5 yarım gün gidiyor ve çok seviyor okulu… Ben artık ona yetemediğimi kabulleniyorum, çok hareketli bir çocuk (sanırım erkeklerin çoğu böyle!) ve boyamaydı, kitap okumaydı derken ben bir yere kadar tatmin edebiliyorum onu… Dolayısıyla okul önemli bir boşluğu dolduruyor hayatında…

      Yaşadığımız yerde çok iyi okullar yok demişsin. Bu durumda zaten çok yorulan sana daha fazla iş düşecek bence… Aralarında en iyi olduğunu düşündüğün, önemli minimum standartları -belli prensipler, temizlik, gibi- sağlayan okulu seçip eksiklerini sen tamamlayacaksın. Bazı şeyleri yoktan var etmen gerekecek belki de, atıyorum, varsa bir kütüphaneye gidip kendi kendinize “hikaye okuma saati” yapacaksınız. Bulabiliyorsanız tiyatroya gideceksiniz, gibi…

      Zaten çalışmaya ara vererek büyük bir fedakarlık yapmışsın ve anlıyorum ki emeğinin karşılığını da alıyorsun. Bir noktadan sonra geri çekilip “seyretmen” de lazım belki, mutlaka çabaların boşa çıkmayacak. Okula seneye de başlatsan, okulda -ne bileyim- İngilizce öğrenmeyecekse bile sonra öğrenecek, ama hem zaten kulak dolgunluğu vermiş olacaksın ona, hem de öğrenme hevesini…

      Sevgiler…

      • evet erkek çocukları özellikle çok hareketli oluyorlar maaşşallah:) yarım gün gitmesi çok güzel aslında ve eminimki gittiği yuva tam teşekküllüdür, senin gibi bir anne okuluda araştırmış olmalı göndermeden önce, zaten ingilizce eğitim aldığına göre, bencede deniz için çok iyi olmuş gitmesi, keşke benimde çevremde böyle bilinçli okullar olsa, ama bulunduğum yerde sadece insanların paralarını alalım bıraksınlar almaya gelsinler bir iki oyun oynayalım mantığı olduğu için evde ben ona anaokulu yapıyorum:)) keşke büyük şehirde yaşasaydım:( benim kadar aktif bir annenin böylesine köhne bir yerde yapabilecekelri çok sınırlı:(

  10. blogcu annee o okuldaki pedagog talişin babası olmasın sakın :))son günlerde sesim ne zaman yükselse “senin çalışman lazım ev yaramadı sana”deyip duruyor:))

  11. Çok güzel yazmışsınız..Çok beğendim.
    Yalnız gözümden kaçmadı, tam da bu bunalımda,bu yazıyı yazdığıınızda ikinci çocugun tohumlarını da atmışsınız..Maaşallah yeni bebeğe de:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: