İkinci Round – Tuvalet Eğitimi Üzerine IV

DİKKAT DİKKAT: Konunun içeriğinden ve yazı dilindeki samimiyetten ötürü bu yazıda bol miktarda çiş, kaka, penis, don, külot kelimeleri geçmektedir. Hassasiyeti olanlara duyurulur.

tuvalet egitimiBirkaç ay önceki ilk tuvalet eğitimi denememiz benim için hüsran, Deniz oğlum içinse zaferle sonuçlanınca Deniz’in çiş ve kakasının henüz eğitilmek istemediğine karar vermiş, projeyi belirsiz bir süreliğine rafa kaldırmıştık. Bu süre zarfında Deniz’in etrafımızdaki yaşıtlarının bir güzel “eğitilmiş” olmalarını görmemeye, çek-çek’teki teyzelerin Deniz’e yönelik “A-aaaa! Hala bez mi takıyorsun?! Ne ayıp!” türünden yorumlarını duymamaya çalıştım. Nasıl olsa zamanı gelince halledeceğiz diyerek Pampers marka çocuk bezini Türkiye’ye getiren Procter & Gamble’ın en bereketli müşterilerinden biri olmaya devam ettim.

Bu süreç boyunca Deniz 6 yaşındaki erkek kuzeninin çişini nasıl yaptığını seyretti, nasıl “büyük çocuk külotu” giydiğini gördü, sağda solda kendisi de büyüyünce çişini tuvalete yapacağını, sonra da koooooocaman çıkartmaları odasının duvarına yapıştıracağını anlattı. Ama Nuh dedi, Peygamber demedi; ne zaman o “büyük çocuk külotunu” giydirmek istesek, “Hadi gel tuvalete çişimizi yapalım” desek şiddetle karşı çıktı. Bez kullanmaya devam etmek istediğini çok açık bir şekilde belirtti.

Devamı için tıklayın.

Reklamlar

Everyone Poops

HERKES KAKA YAPAR

HERKES KAKA YAPAR

“Filin kakası büyük olur. Farenin kakası küçük olur.”

Japon çocuk kitapları yazarı Tarō Gomi‘nin İngilizceye çevrilen kitabı bu cümlelerle başlıyor. Ondan sonra devam ediyor: “Tek hörgüçlü devenin kakası da tek hörgüçlü olur. İki hörgüçlü devenin kakası ise iki hörgüçlü olur. Şaka, şaka!”

Bu kitabı Deniz 13-14 aylıkken almıştım, ondan beri de ara sıra okuduk. Ama tuvalet eğitimini kotarmaya çalıştığımız şu günlerde en sevgili kitabımız oldu.

Ben çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. İki sebepten: 1. Hikâyenin pek bir akıcılığı yok. Daha doğrusu hikâye yok. O da kaka yapar, bu da kaka yapar şeklinde geçiyor kitap. Eeeee? oluyorsunuz siz de. 2. Küçük-büyük her insanın kaka yaptığının resmedildiği sayfada tuvaletin üstünde oturan adamın (babanın) ağzında pipo var. İlk tepkim “yuh!” olmuştu, ama kitabın sigaranın bu kadar tu-kaka olmadığı 70’li yıllarda yazıldığını düşününce empati kurabildim. Yine de gereksiz bir görüntü.

Kitabın sonuna doğru bebekten kocaman adama kadar insanların da kaka yaptığı, bebeklerin bezlerine, bazı çocukların lazımlığa, bazılarının da -tıpkı büyükler gibi- tuvalete kaka yaptığı anlatılıyor. En sonunda da her hayvanın yemek yediği, bu yüzden de illaki kaka yapacağı gerek yemeklerin, gerekse kakaların detaylı çizimleriyle göz önüne seriliyor.

Bu kadar çok “kaka” muhabbetinden anlaşılacağı gibi kitap büyüklerden çok çocuklara hitap ediyor. Deniz de çok seviyor, “Peki bu kimin kakası? Rakun nasıl kaka yapıyor?” diye soruyor. Ben de artık sinirimin alındığı ve muhabbetin zarafetini tamamen yitirdiği şu günlerde “Bak, bu minik minik olan farenin kakası. Şu ince uzun olan yılanın kakası. Bu kocaman parça parça olanlar ise aslanın kakası” diye anlatıyorum.

Kaderi tuvaletin üzerinde saatler geçirmek olan her anne-babaya içim pek kaldırmayarak da olsa tavsiye edeceğim bir kitap.

Deniz’in İngilizce kitapları için burayı tıklayın.

Gebe-Doktor İlişkisinde Karşılıklı Güvenin Önemi

Karsilikli guvenGeçenlerde “doğru doktor çok önemli” diye yazmış, bebeğini tıbbi müdahale olmadan, doğal yollarla dünyaya getirmek isteyen gebelerin –hele de Türkiye gibi sezaryenin “trend” olduğu ülkelerde- kendilerini destekleyecek doktoru bulmalarının öneminden bahsetmiştim.

O yazımda da bahsettiğim gibi benim de kendim için doğru olan doktoru bulmam çok kolay olmamıştı. Doktorumun doğal doğuma nasıl yaklaştığını, tercihlerimde beni destekleyip desteklemeyeceğini anlamamda yardımcı olması için gerek okuduğum kitaplar, gerekse internette yaptığım araştırmalar yardımıyla belirlediğim bazı soruları doktoruma yöneltmiştim. (Aldığım cevaplar beni her ne kadar tatmin etmediyse de basiretim bağlandığından olsa gerek, benim için oldukça “yanlış” olan doktoru bir süre daha görmeye devam etmiştim ya, o ayrı mesele!)

Doğal doğum isteyen gebeler için “doktorunuza şu şu soruları sorun” gibi bir liste yapmaya başladığım sırada bir de bu soruların yöneltildiği kişinin, bir doktorun fikrini almanın faydalı olacağını düşündüm. Nitekim benim Deniz’i dünyaya getirdiğim Amerika’da gerek doğal doğum Türkiye’ye kıyasla daha yaygın olduğu için, gerekse gebeler ne istedikleri konusunda daha bilinçli oldukları için doktorlar gebelerden gelen “Doğum sırasında hareket özgürlüğüm olabilecek mi? Su içebilecek miyim, yoksa hemen serum mu bağlanacak? Bebeğim 40. hafta dolmasına rağmen gelmezse ne önereceksiniz?” gibi sorular karşısında çok da şaşırmıyorlar. Ancak Türkiye’de doğal doğum hem –maalesef- alışılmışın dışında olduğu, hem de gebelerin az bir bölümü bu konuda kendini ciddi anlamda eğittiği için bu tür sorulara doktorların nasıl tepki vereceğini merak ettim.

Ve, kendisinden daha önce de bahsettiğim, doğal doğum konusunda çok önemli işler yapan, bu konuya ilgi duyan gebelerin tecrübeli annelerden destek bulabildiği, sorularını ve endişelerini paylaşabildiği bir yahoo grubu kuran, gerek Marmaris’teki kliniğinde, gerekse zaman zaman İstanbul’da doğal doğum üzerine eğitimler düzenleyen Dr. Hakan Çoker’e danıştım.

Devamı için tıklayın.

İstenmeden verilen nasihatler…

"İstenmedikçe bebek hakkında nasihatte bulunmak yasaktır"

"İstenmedikçe bebek hakkında nasihatte bulunmak yasaktır"

Ne kadar başkalarının işine burnumuzu sokmaya meraklı bir toplumuz!..

El alemin ikizlerine tedaviyle mi doğal yolla mı kavuştuğu, çocuğun parmağını neden emdiği, parktaki Türk annenin oğluyla neden yabancı bir dil konuştuğu başkalarını ne kadar çok ilgilendiriyor!..

Anlaşılacağı gibi, bir hışım yazıyorum bu yazıyı.

Tatil yaptığımız site yamaca kurulu olduğu için deniz kenarına inen “Çek Çek” denen bir alet var. Her saat başı evden sahile, sahilden eve gitmek isteyen site sakinleri bir traktörün çekidüzen verilmiş römorkunda taşınırken yaklaşık 15 dakika süren bu yolculuk sırasında mutlaka onun bunun çocuğunun emziği neden bırakmadığı, oğlanın niçin hala parmak emdiği, ‘bezi ne zaman atacağı’ gibi herkesi ilgilendiren konuları ele alıyor.

Devamı için tıklayın.

Çocuk Dostu Restoran/Cafeler Listesi güncellendi.

Bursa’dan sevgili Keriman Sarper’in önerileriyle aşağıdaki 5 mekânı da Çocuk Dostu Restoran/Cafeler listesine eklemiş bulunuyorum.

  • Anadolu Et Lokantası
  • Hayat Lokantası
  • Ikea Restaurant
  • Kafkas Pastane Cafe & Restaurant
  • Otantik Gemi Otel Miyar Restaurant

Varsa sizin de eklemek istediğiniz, lütfen blogcuanne@gmail.com adresine gönderiniz…

Güncellenmiş liste için burayı tıklayın.

Pamuk Karga

pamuk kargaTürkçe kitaplarımız arasına yakın zamanda kattığımız ve toplam altı kitaptan oluşan bir takımın parçası olan Pamuk Karga, gerek hikâyesi, gerekse çizimi itibariyle çok sevimli…

Meşhur çocuk masalları yaratıcısı Hans Christian Andersen’in Çirkin Ördek Yavrusu adlı masalında olduğu gibi burada da kardeşlerinden farklı olarak beyaz doğan bir karganın etrafında dönüyor hikâye… Serçelerle beraber aynı çınar ağacında yaşayan ve bağırıp çağırmalarından bir türlü rahat vermeyen Bay ve Bayan Karga’nın bir gün sesleri kesilince ortalığı bir merak alıyor. Bir de bakıyorlar ki yumurtadan yeni çıkan yavrulardan biri beyaz! Olur muydu, olmaz mıydı derken ulu çınar “Farklılık güzeldir” diyerek noktayı koyunca aralarına kabul ediyorlar adını Pamuk Karga koydukları bu beyaz kargayı.

Ben Çirkin Ördek Yavrusu’nu masalını hep acımasız bulmuşumdur. Farklı olduğu için ilk etapta dışlanan bu kuşun hikâyesi de ilk bakışta üzücü gelse de farklılığın güzel olduğuna dair doğru bir mesaj verilmesi güzel bir tat bırakıyor minik ve anne-baba okurların damağında…

Deniz’in kitaplığındaki diğer kitaplar için burayı tıklayın.

Tatil bitmedi, ben bittim…

Yorgun anneTaş üstünde taş kalırsa yazacağım demiştim. Anlaşılacağı gibi henüz ev yerinde… Bilgisayar masası kırılmış olmakla beraber en azından internet bağlantımız devam ediyor ve ben az da olsa yazabiliyorum.

Ama ben bittim, billahi bittim. Geçtiğimiz aylarda başlattığım “7’den önce çok erken” kampanyasına inat, Deniz sabahları 6’da uyanmaya başladı. Bu sabah saatime baktığımda 05.50 idi. El insaf be oğlum!

Tek tesellim yalnız olmamam. Gözümü açabilmek için ihtiyacım olan yarım saatin sonunda, sabah 7’ye doğru salona indiğimde karga kahvaltısını etmeden uyanmış olmanın verdiği enerjiyle zıp zıp zıplayan veletlerin karşısında saçı başı dağılmış, kimi kahve yapmaya çalışan, kimi hangi ikizin neresinden tutacağını şaşırmış üç kişilik bir anne ekibi var evde… Ve, belki bencilce ama, sabahın o saatinde yatağından neredeyse sürüklenerek kaldırılmış olan tek anne ben olmadığım için seviniyorum.

Bir de çok şükür Deniz’in Babası imdadıma yetişti… Deniz’siz geldiğim üç günlük tatilde hemen bir kitabı deviriverdiysem ve şu sıralar -evdeki gürültü ve metrekareye düşen kişi oranı sebebiyle- kitaba konsantre olmak mümkün olmasa da en azından günlük haberleri takip edebilecek kadar gazete okuyabiliyorum.

Ama ben yine de bittim. Tatil bitmedi, ben bittim.

%d blogcu bunu beğendi: