Yaşasın okul!

Back to School

Okul başlıyor!

“Yaz tatilini yaşasın çocuk, bu yaşta sürekli okul, okul olmasın” diye Deniz’i yaz okuluna göndermemeye karar verdiğimiz ve -bence- çok da hayırlı olmayan bir süreci nihayet atlatmış bulunuyoruz.

YAŞASIN, DENİZ’İN OKULU BAŞLADI!!!

Artık haftanın 5 yarım günü okulda olacak Deniz oğlum. Şu satırları yazdığım sırada bile onu özlüyorum, ama özlemeyi özledim. Biraz ayrılık herkese lazım.

Her ne kadar okula her bıraktığımda sanki onu yetiştirme yurduna terk ediyormuşumcasına ağlasa da bu timsah gözyaşlarının ben -biraz da yutkunarak- arkamı dönüp yürümeye başladığım anda bittiğini biliyorum.

Devamı için tıklayın.

“Çocuk yapmayın! Küresel ısınıyoruz!”

Bebeklere Hayır

"Bebeklere HAYIR"

Geçenlerde diyorduk ya, herkes çocuk yapmak zorun da değil diye… Sebeplerini kendimce irdelemeye çalışmış, rastgele bulduğum bir blogdaki çocuk istemeyen insanların görüşlerine yer vermiştim.

Çocuk yapmamak için bir sebep daha öneriyormuş bilim adamları: Küresel ısınma. Uzmanlara göre ikinci çocuğu yapmamak kâğıtları ayrı atmak, tasarruflu ampul kullanmak gibi çevreci önlemlerden 20 kat daha etkili oluyormuş küresel ısınmayı yavaşlatma adına…

“İkinciyi yapsak mı, yapmasak mı?” ikilemini yaşayanların karar vermelerini kolaylaştıracak (ya da belki de kafalarını karıştıracak) bir öneri…

Küresel ısınma üzerine haber ve yorumlardan oluşan bu (İngilizce) blogda belirtildiğine göre ise birden fazla çocuk yapmak isteyenler “inanılmaz bencil, kaynak hırsızı katiller”miş.

Ne kadar mantıklı, geçerli bir sebep olursa olsun, bir “dava”nın savunucusu saldırgan, fanatik dil kullanmaya başladığı noktada beni kaybediyor.“Kaş yapayım derken göz çıkarmak” dedikleri bence bu…

İnadına tavşan gibi yavrulamak istiyorum.

Kaynak: Küresel Isınmaya Karşı Daha Az Çocuk, Teknoloji ve Bilim Haberleri, 7 Ağustos 2009

6. hafta: İlk (ve son) doktor randevusu

Kan testini yaptırdıktan ve bir hafta arayla tekrarladıktan sonra sonuçlarla birlikte doktorun yolunu tuttum. (Kanımdaki HcG beklenen düzeyde yükseliyordu) Deniz’in Babası iş için yurt dışında olunca bana kız kardeşim eşlik etti.

Bu işi ikinci kez yapıyor olmak heyecan seviyesini az biraz düşürse de yine de insanın nefesi kesilecek gibi oluyor. Ne göreceğim? Orada mı? Kalbi atıyor mu? o anda aklımdan geçen sorulardan birkaçıydı. Nitekim doktor bir yandan ultrasonu yaparken bir yandan da görüntüyü tam karşımdaki ekrana yansıttığı için her şeyi görebiliyorum. İşte orada! Minik bir kese. Bu mu yani? Evet, bu…

Henüz kalbi atmaya başlamamış, problem değilmiş. İki hafta sonra tekrar bakacağız. Şimdilik her şey olması gerektiği gibi…

Benim için doğru doktor mu?

Hamile kaldıktan sonra bu doktorla ilk randevumdu bu… Daha önce yıllık kontrole gitmiştim, Deniz’den sonra. Ancak ona doğum için giden bir arkadaşım vardı ve bana doktorun bırak doğal doğumu, normal doğuma bile yanaşmayacağını, muhtemelen sezaryene yöneleceğini önceden söylemişti. Ben de temkinli olmak ve eğer öyleyse başından bilmek için söyledim: “Ben gerekmedikçe sezaryen olmak istemiyorum.” Cevabı maalesef daha önce de duyduğum, hele-bir-o-zaman-gelsin-öyle-konuşuruz tonuyla söylenen, sen-karışma-bu-işi-bilene-bırak anlamına gelen gereken bir “37. haftadan sonra bebeğin akciğerleri olgunlaştığı andan itibaren nasıl doğduğu önemli değildir”di. Alacağım mesajı almıştım, yeni bir doktor arayışına girmem gerekiyordu. (Bu görüşmeyi daha detaylı olarak burada anlatmıştım).

Doğal doğum gibi benim için çok önemli olan bir konuda anlaşamayacağımız kesin olmasaydı bu doktoru görmeye devam edebilirdim. Nitekim “Folik asidi ilk üç ay alman yeterli, pre-natal vitamin almana gerek bile yok, zaten düzenli besleniyorsun” gibi, “Gebelik hastalık değildir. Normalden daha çabuk yorulacağın için vücudunu dinle, bir günde yapacağın işi birkaç güne böl, onun dışında yapacağın bir şey yok” gibi “doğal” yaklaşımları hoşuma gitmişti. Ancak itirafta bulunmalıyım: bu vitamin almama işi aklıma yatmadı ve Deniz’de yaptığım gibi ben yine de prenatal vitamine başladım.

İçeride neler oluyor?

Mercimek tanesi boyutuna ulaşan ve şu anda insan görüntüsüyle uzaktan yakından ilgisi olmasa da sadece sekiz ay sonra burnu-ağzı, kolu-bacağı ile tastamam olacak olan bir hayat var içimde. Her ne kadar fiziksel olarak onu hissedemesem de varlığını yine de belli etmeye başladı, çünkü uyku hali tırmanıyor. Yorgunluk da cabası. Bir de mide bulantısı başlarsa tamam olacak.

Daha önce: 5. hafta: Bu işte bir iş var
Sırada: 7. hafta: Tutmayın beni, uyuyacağım!

Doğmak ve Doğurmak Hakkında Bir Radyo Programı

Açık Radyo’da on beş günde bir Perşembe günleri saat 14:00’te yayınlanan Doğum Günü adlı bir program var. Doğuma hazırlık eğitmenleri Başak Kutlu Atay ve Nur Sakallı tarafından hazırlanan, hamilelik, doğum ve ebeveynlik konularına yoğunlaşan bir program.

Programın yapımcıları Başak ve Nur Türkiye’de doğal doğum hareketinin bilinen isimlerinden Dr. Hakan Çoker, Asude Ebe ve psikolog Nilüfer Devecigil’in yanı sıra dünyaca ünlü uzmanlar Dr. Michel Odent, Ebe Ina May Gaskin ve Naoli Vinaver gibi isimlerle de söyleşiler yapıyorlar. Aynı zamanda doğal doğum yapmış annelerin tecrübelerine de yer veriyorlar. Dolayısıyla programlar hem çok bilgilendirici, hem de keyifli geçiyor.

Başak ve Nur’un kendi sözleriyle, aşağıdaki soruların cevaplarını merak edenler bu programı kaçırmamalıymış:

Devamı için tıklayın.

Kitap önerisi olan var mı?

Yaklaşan New York seyahati kapsamında gidiş-dönüş neredeyse 30 saati bulan uçak yolculuğu, Deniz’siz geçecek olan toplam altı gece (planda bir değişiklik oldu ve tatili 2 gün kırpmak zorunda kaldım), ve gün içinde bilumum kafelerde, restoranlarda verilecek olan yemek ve ihtiyaç molaları olacak. Bu da demektir ki kitap okuyacak vaktim olacak.Kitap Onerisi

Kitap önerisine ihtiyacım var…

AŞK’ı henüz okumak istemiyorum. Son çıkanlara, çok satanlara karşı alerjim var. Hele bir birkaç sene geçsin.

Çocuk gelişimi, tuvalet eğitimi, iki yaş sendromu, Tracy Hogg gibi çocuk büyütmeyle uzaktan yakından alakası olan kitap istemiyorum.  (Bu benim bağımsızlık tatilim!)

“‘En son kim koydu’ dedirtecek laflar söyleme sanatı” gibi kişisel gelişim kitapları istemiyorum.

Kafamı yoracak, yorgun beynimi daha da düşünmeye zorlayacak, istatistikî bilgiler içeren, tarihi, belgesel türünden kitap istemiyorum. Onlardan kütüphanemde bereketiyle var, beynim boşalınca okuyacağım.

Twilight’mış, 13. Cuma’ymış, zaten jet-lag’den alt üst olacak uykumu daha da kaçıracak kitaplar istemiyorum.

Bir yandan bitmesin isterken bir yandan da “acaba nasıl sonlanacak” diye elimden bırakmak istemeyeceğim, bittiğinde üzüleceğim kitaplar istiyorum.

Var mı önerisi olan?

Görgüsüz, sosyetik bir çocuk yetiştiriyorum.

Gorgusuz Cocuk

Görgü kurallarına uyalım, çocuklarımızla İngilizce konuşmayalım.

Sabah gazetesinde çıkan bir habere göre başta Demet Kutluay olmak üzere bazı “ünlü anneler” çocukların yabancı dadıyla büyüyerek küçük yaşta İngilizce öğrenmelerini “görgüsüzlük” olarak nitelendirmiş ve kendileri bu yolu tercih etmediğini “Sosyetik çocuk yetiştirmek istemiyorum” diyerek belirtmiş.

Eksik olmasınlar. Sayelerinde gözlerim açıldı. Az kalsın Deniz küçük yaşta İngilizce öğrendiği için görgüsüz, sosyetik bir çocuk olacaktı.

Hemmmen Deniz’in yabancı dilde konuşan dadısını (bendeniz) işten çıkarıyor, oğlumu görgü ve ahlak kurallarını öğrenmesi için İsviçre’de bir zarafet okuluna gönderiyorum.

Çocuğu çift dilli olsun diye onunla İngilizce konuşmak görgüsüzlük. Bebek Parkı’nda çocuğunu salıncakta sallarken paparazzilere poz vermek, “ünlü anne” sıfatıyla ahkâm kesmek değil.

Hı hı…

Kaynak: “Mommy deme bebeğim”, Sabah, 22 Ağustos 2009

Zeynep Mutlu…

zeynepmutluDün akşam üzeri yemeğe gittiğimiz, Deniz’in arkadaşı olan 2,5 yaşındaki kızını üç hafta sonra Zeynep Mutlu Eğitim Vakfı Kemer Okulları’nın anaokuluna başlatmayı planlayan arkadaşlarımızın evinde bizi sevindiren bir haber aldık: Zea (Deniz’in arkadaşı) da Deniz’le aynı okula gidecekmiş.

– Yaşasın! Ama bir dakika, neden bu karar değişikliği?

– Okulu yıkmışlar.

Devamı için tıklayın.

%d blogcu bunu beğendi: