Değer mi?

Az önce kız kardeşimin yedi yaşındaki kedisi öldü.

Bundan üç hafta öncesine kadar hiçbir şeyi yoktu. Aniden kusmaya başladı, kilo kaybettiği fark edildi, veteriner gördü, bir şey bulamadı. Serum verdi, hayvancağız kendine geldi.

Dün gece yine fenalaşmış, hastaneye götürmüşler. Gece boyu ve bugün günün bütün bir kısmını hastanede geçirdi. Orada yapılacak bir şey olmadığını, ilaçların evde de verilebileceğini anlayınca alıp eve getirdik. Yine iyi değildi. Zaten veteriner de sabahı zor eder demişti. Hakikaten yaklaşık bir saat önce kaybettik.

Çok üzüldüm. Mia için üzüldüm. Kardeşim için üzüldüm. Birbirlerini çok seviyorlardı.

Ben kedilerden korkarım. Korktuğum için de çok sevemem. Ama kardeşimin Mia’yı seviyor olması, ve her şeyden önce onun bir can olması ölümüne üzülmem için yeterli sebep.

Bundan üç sene önce aynı günlerde aynı hisleri çok daha şiddetli boyutlarda yaşamıştım.

Deniz’e dokuz aylık hamileydim. Miami’ye bizi ziyarete gelen kuzenimi almak üzere havaalanına gittiğimde köpeklerim Paphia ve Polit her zamanki gibi yaramazlık yapmışlar, sağı solu karıştırmışlardı.

Bu huylarını bildiğimiz için evden çıkarken “geniş önlemler” alır, çöp kutularını devirmesinler diye tuvaletlerin kapılarını kapatır, mutfak tezgahına çıkmasınlar diye sandalyeleri kenara toplardık.

Nitekim Paphia-Polit çetesinin elebaşı olan (ve aynı zamanda neredeyse 11 yaşındaki Paphia’nın neredeyse 14 yaşındaki annesi olan) Polit yine yapacağını yapmış, her nasıl becerdiyse bar taburesinin üstünde olan bir torbayı yere indirmiş, içindeki ilaçları bir güzel yemişti. Bütün bunlar olurken Paphia Polit’i seyretmekle kalmış, nedense Polit onun kilosundaki bir hayvan için ölümcül olan dozun 15 katını yerken Paphia bir tane bile ağzına atmamıştı.

Eve geldiğimde darmadağındı. Her yer kusmuk doluydu. Kimin ne yaptığını bilmediğimiz için havaalanından geldiğimiz gibi her iki köpeği de arabaya atmış, veterinerin yolunu tutmuştuk. Nitekim daha yolda Polit fenalaşmaya başlayınca olayın failinin o olduğunu anlamıştık.

O noktadan sonra her şey çok hızlı gelişti. Polit o gece hastanede kaldı. Eve dönerken “sabaha gelir alırız” diye içimizde bir umut vardı, ancak sabaha daha da kötüleşmişti. Görmeye gittiğimiz noktada ise nöbet geçirmeye başlamıştı. Uyutmak zorunda kaldık.

Çok zor bir deneyimdi. Polit bizim ilk göz ağrımızdı. Bugün hala çok özleriz, gözümüzde tüter.

Evcil hayvan beslemek çok güzel bir şey. Ama insan bu kayıpları yaşadıkça bir daha hayvan edinmemek geçiyor aklından. Öyle bir evin parçası haline geliyorlar ki, yaşamadan anlamak mümkün değil. Gidince arkalarında kocaman bir boşluk bırakıyorlar.

Paphia şimdi 14 yaşına yaklaşıyor. Artık kulakları duymuyor. Ama onun haricinde bütün cinliği yerinde. Hala masadan yemek istiyor. Çöp kutularını karıştırıyor. Biz görmezken sehpanın üzerinden yemek aşırtıyor. Gün gelecek onu da kaybedeceğiz.

Hayatının yarısından fazlasını evinde köpek besleyerek geçirmiş bir insan olarak hayvansız, hele de köpeksiz bir yaşam düşünemiyorum.

Ama bir yandan da soruyorum kendime: Onu kaybettiğim zamanki acıya değer mi?

Bundan 15-16 sene önce, Anthony Hopkins’le Debra Winger’ın oynadığı Shadowlands diye bir film vardı. Narnia Günlükleri’nin yazarı C.S. Lewis’in hayatından bir kesit sunan filmde, Lewis’i canlandıran Hopkins, geç yaşta tanıştığı, kitabının hayranlarından olan bir çocuğun annesine aşık oluyor, aşkına gani gani karşılık bulunca evleniyorlardı. Ancak kısa bir süre sonra kadın hastalanıyor ve ölüyordu. Lewis de geç yaşta da olsa çok severek bağlandığı sevgilisinin ardından sorguluyordu:

“Eğer kaybetmek bu kadar acı vericiyse neden sevesin ki? … [Çünkü] şu an çektiğin acı, geçmişteki mutluluğunun bir parçasıdır.”

Filmi ilk seyrettiğimde hoşuma gitmişti bu söz ama gerçek anlamını çok sonra, bundan 10 sene önce halamı ve iki kuzenimi trafik kazasında kaybettiğimde anladım. Özellikle büyük kuzenimle çok yakındım, onun kaybı benim için büyük yıkım olmuştu. O zamanlar bu film ve bu sözler gelirdi aklıma… Seçme şansım olsaydı, onu kaybettiğimde canımın bu kadar yanacağını bilsem onu tanımamayı, paylaştıklarımı paylaşmamış olmayı mı tercih ederdim diye sordum kendime… Cevabım hep hayır oldu. Tabii ki hayır. İyi ki de hayatıma girmiş, iyi ki de o zamanları geçirmişiz dedim hep. Evet canım yanıyor, ama bu acı, onunla geçirdiğim güzelliklerin bir parçası…

Tabii ki insanın bir yakınını kaybetmesiyle evcil hayvanını kaybetmesi kıyaslanacak bir şey değil. Hele de zamansızsa yakınınızın kaybı, insan çok sarsılıyor.

Yine de her kayıp insanı üzüyor. Söz konusu evcil hayvan olunca da “Değer mi?” diye düşünüyor insan. Ne olsa bir aile ferdinizin  hayatınıza girip girmemesini seçemezsiniz, ama kediyi, köpeği edinmek sizin elinizde.

“Değer mi şimdi çektiğim acıya?”

Cevabım “sanırım evet”, ama acım hafiflemiyor.

Reklamlar

3 Yanıt

  1. tabi ki değer, sonuçta ölümde canlılar için, yapıcak hiç bişeyimiz yok, birgün hepimiz ölüp gideceğiz, bende şöyle bir söz biliyorum ve çok seviyorum; bazen ölüm lütuftur. bir nebzede olsa içime su serper bu söz. ölen hayvan olsun insan olsun belkide daha iyi bir yere gittiği düşüncesini uyandırır bende. belkide orda daha mutludur kim bilebilir ki bunu.
    yanlız bir köpeğin ilaç yemesine çok şaşırdım, böyle birşeyi neden yapmış acaba? açmıydı, ilaçlar lezzetli şeyler değildir ki? bizimde köpeğimiz vardı bahçede besliyorduk gerçi ama ilaç yemesi çok ilginç???

    tüm acı kayıplarınız için üzgün olduğumu belirtmeliyim:(

    • Teşekkür ederim Zeynep. Kaybın her türlüsü acı gerçekten de, kimisine alışmak daha zor oluyor sadece…

      Bizim Polit çok yaramaz bir şeydi. Maceralarını anlatmaya kalksam ayrı bir blog açmam lazım. Bu ilaç yeme olayında da yediği ilacın ne olduğunu tam hatırlamıyorum, ama şu dışı şeker gibi olan drajeler vardır ya (Cataflam gibi mesela), hafif tatlıdır hani, onlardandı… Ne kadar tehlikeli çocuklar için de, biz işimizi hiçbir şekilde şansa bırakmamamız gerektiğini çok acı öğrendik. Her ne kadar 14 yaşındaki küçük bir köpeğin bar taburesine yetişebilmesi pek olası görünmese de bir kere yetişmesi yetiyor sonuçta…

  2. […] ve hayvanların yaşlanınca hastalandıklarından, sonra da öldüklerinden bahsetmiş. Mia‘yı, babaannemi hatırlatmış. Deniz “tamam” deyip […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: