Yazmak-yazmamak ve hastalık halleri üzerine…

LoveBlogging“’Öyle mi yapsam, böyle mi; az mı yazsam, çok mu?’ düşüncelerimi en iyisi okuyanlara sorayım” dediğim ankete katılanların %62’si “Yaz kızım kereviz” demiş.

Görüşlerini gerek yorumlarda, gerekse anketin “other” kısmında bildirenlere de çok teşekkür ederim. Posta servisine üye olanlar ya da olmayı düşünenler için bir noktaya açıklık getirmek istiyorum: Google’ın FeedBurner servisi aracılığıyla–tabiri caizse- “sunduğum bu hizmet” ben günde bir yazı da yazsam, elli kere de döktürsem sadece bir defa mail gönderiyor. Birden fazla yazmışsam hepsi o mailin içinde tek tek listeleniyor. Gün içinde birçok kez Blogcu Anne’den mektup var şeklinde e-mail almıyorsunuz yani. O gün hiç yazı yazmadıysam, size hiç mail gelmiyor.

Anketin sonuçları demek değil ki ben blogu yazı bombardımanına tutacağım. Sonuçta koşullarımda bir değişiklik yok: Deniz yarım gün okula gidiyor, haftada bir kez gelen temizlikçi bayan dışında yardımcım yok, ve bütün ev işleri ellerimden öper. Kısacası hâlihazırda yaptığımdan çok farklı bir şey yapmayacağım. Sadece, bazen aklıma gelen ve de hazırladığım yazıları bekletiyordum, takip eden herkes okuyabilsin diye. Ancak çoğunluğun cevabı, aynı gün içinde birden fazla yazı yazmam halinde birçok insanın takip edebileceğine inandırdı beni. Zaten yan taraftaki “En son yazılar” bölümünde son beş yazıya link var, ana sayfada aşağıya doğru indikçe de son 10 yazıya ulaşılabiliyor.

Bu “Daha çok yazayım mı?” yazısını cuma günü sormuştum. Son iki gündür tek satır yazmamak çoğunluktan “Evet, daha çok yaz” cevabı aldıktan sonra biraz ironik oldu ama geçerli bir sebebim var. Aslında geçen hafta sonuna programladığımız, ancak Deniz’in hastalığı yüzünden başka zamana ertelemek zorunda kaldığımız bir arkadaşlarımızın yazlık ziyaretini bu hafta sonu gerçekleştirdik. Havanın güzel olmayacağını düşündüğümüzden son ana kadar gitmeyi planlamıyorduk, ancak baktık ki yağmur yağmayacak, cuma gecesi atlayıp gittik. İki gün boyunca Karadeniz kıyısındaki bir köyde, bozuk yollardan ulaşılan, yol kenarında koyunların, ineklerin otladığı, herkesin birbirini tanıdığı, içme suyunun çeşmeden doldurulduğu, artık çok da fazla kalmadığını sandığım gerçek anlamda bir köyde, gizli saklı bir tepeciğin arkasına kurulu birkaç evden birinde çok güzel vakit geçirdik. Deniz ve ev sahibi arkadaşı açık havanın tadını çıkardılar, kendilerince balık tuttular, sonra onları yediler, koşturdular, uyudular, uyandılar… Kısacası çok eğlendiler.

hastalikhalleriAynısı biz yetişkinler için de geçerliydi ki, dün öğleden sonra beni bir halsizlik, kırgınlık aldı. Deniz’in uyuduğu sırada ben de dinleneyim derken uyandığımda 38’e yakın ateşim vardı. Öksürük ve boğaz ağrısı da cabası. Kırk yılda bir kalkıp ailecek huzurlu bir tatil yapalım dedik, Deniz’in hastalığı geçti gitti dedik, bu sefer benzer belirtiler bende başladı. Akşama kadar ine çıka devam eden ateş gece biraz daha yükselince Doktoru ara-Mesaj bırak-Doktor ameliyattan çıkınca geri arasın-“Minoset al. Ateşin daha da yükselirse hastaneye git, ama gitmeni çok da istemiyorum. Domuz gribi telaşı yüzünden her yer mikrop yuvası, hiçbir şeyin yoksa bile hastalık kaparsın” desin-Bol istirahat etmemi öğütlesin şeklinde geçen bir süreç yanımda Minoset olmadığı için gecenin 11’inde köyü ayağa kaldırıp eczacıyı uyandırmakla sonuçlandı.

Pazar öğleden sonra yaklaşık bir buçuk saat süren bir yolculuğun ardından evimize geri döndük. Şu anda çok yüksek olmasa da beni sersemleten bir ateş, devam eden bir boğaz ağrısı, kırgınlık ve halsizlikle yattığım yerden yazıyorum bu satırları. Son iki haftadır yakamızı bırakmayan hastalık hallerinden ben de nasibimi almış olarak…

Kıssadan hisseler:

  1. Kısa süreliğine ve şehirden bir buçuk saat gibi kısa mesafeliğine de olsa tatile çıkan ve çocuğu için her türlü ağrı kesici, ateş düşürücü, antibiyotik pomat, yara bandı gibi ilk yardım malzemelerini eksik etmeyen hamile anneler aynı zamanda kendileri hastalanırlarsa ne yapacaklarını da düşünmeli, yanlarına doktorlarının onayladığı bir ateş düşürücüyü mutlaka almalı, böylece gecenin bir körü ilaç derdine düşmemeli.
  2. Cumartesi gecesi cep telefonundan aradığı doktorunun yaklaşık yarım saat içinde geri dönmekle kalmayıp, “Anlattıklarınıza göre telaş edecek bir şey yok. 38’in üstünde olmadıkça ateş bile saymıyoruz. Pastil alın, ayrıca bol C vitamini ve istirahat” gibi rahatlatıcı ve sağduyulu yaklaşımlarıyla karşılaşan gebeler rahat bir nefes almalı…
Reklamlar

13 Yanıt

  1. Cok gecmis olsun canim. Simdi gordum mesajini, umarim pastil ve C vitamini kur’leriyle gecirirsin bogaz agrilarini, cok optum.

  2. hamile olduğun için herşeyden nem kapman çok doğal, ihtiyacın olan biraz düşünce gücü belki, sen iyi düşün iyiolsun:) hasta olmıycam de belkide işe yarar bende yarıyor çünkü:))
    geçmiş olsun
    ve senin gibi (tabir-i caizse) kaliteli insanların blogunu okumak gerçekten keyif verici, devam….. ama keşke daha fazla resim koysan:))

  3. cok gecmis olsun. insan hamis olunca tabi endisesi kac kat artiyordur dimi. blogunu yeni kesfettim. okumasi cok keyifli. seninle yaklasik ayni gebelik haftasinda olan arkadasima da linkini yazicam simdi 🙂 bence de bol bol yaz. sevgiler…

  4. Elif çok geçmiş olsun, çabuk atlatırsın inş. Söylediğin gibi doktorun tavırları, söyledikleri çok önemli, insan güvendi mi süper hissediyor kendini 🙂

  5. Sevgili Elif, çok geçmiş olsun…Güzel bir mevsimde doğum yapacaksın, yazın çocuğu büyütürken çok rahat edeceksin ancak hamileliğin kışa ve dolayısıyla hastalık zamanına denk gelmesi de işin cilvesi olsa gerek.Kendine iyi bak,dinlenmeye gayret et. Bol bol mandalina, portakal ve ıhlamur takviyesi yaparak bir an evvel iyileşmeni dilerim.

  6. Elifcim çok geçmiş olsun.. Dinlenmene bak bol bol, bize yazamazsan da uzulme, bekleriz:-)

    Mutlaka biiyorsundur ama şu tarifi yapıp içebildiğin kadar iç bence : Taze zencefil, ıhlamur, bir elma (kabuguyla sapıyla içiyle, limon, çubuk tarçın, karanfil, bal, bulabilirsen ayva yaprağı kurusu.. ASlında bu çaya adaçayıda atılır ama gebelere yasak biliyorsundur…

    Bol sıvı alman gerektiğini zaten biliyorsundur…Sevgiler..filiz.

  7. Herkese çok teşekkür ederim.

    Bugün Deniz’in Babası evden çalışıyor ve tam bir C vitamini kürü bombardımanına tutulmuş vaziyetteyim! Deniz okulda tüm gün kalacak, böylece hem ben dinlenebileceğim, hem babamız işini yapabilecek, hem de yakın bir zamanda geçmeyi düşündüğümüz “tüm gün okul” uygulamasının denemesini yapmış olacağız.

    Maalesef damak zevki çok esnek olmayan biri olarak zencefil gibi faydalı bitkilerle aram pek yok. Ancak sabahtan beri gelsin portakal suları, gitsin ıhlamurlar şeklinde besleniyorum. Giderek büyüyen göbeğim aldığım sıvılar sayesinde bir ay kadar daha büyüdü 🙂

    Hepinize çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

  8. Önce geçmiş olsun. ufak tefek hastalıklar bugünlerde normal. Tedbirli olmak lazım.

    İlgili yazıya yorum yazamadım çünkü bir haftadır benim blogla ve diğer blogcularla düzenli ilgilenemiyorum.

    Blog yazılarında kendinize baskı yapmamalısınız. Yazdıklarınızdan yayımlamaya uygun bulduklarınızı saklamayın, günde kaç tane olursa olsun yayımlayın. Çünkü her yazdığınızı herkes okuyacak diye bir şey yok. Beş yazınızdan sadece biri beni ilgilendirebilir, sadece diğer biri başka birini ilgilendirir, böyle devam eder. Herkes okumayı gerekli gördüğünü okur. Siz özgürce devam edin. Hem hiç kimse “ben senin düzenli ve sadık takipçin olacağım bütün yazılarını kaçırmadan okuyacağım” diye garanti veremez. Ayrıca bir okuyucunuzun beklentileri başka bir okuyucunuzun beklentilerine hiç mi hiç uymayabilir. O halde siz serbestçe yazın.

    • Çok teşekkür ederim.

      Ve çok haklısınız. Dediğiniz tamamen doğru aslında. Ben gazeteci değilim, değil mi? 🙂 Ve dediğiniz gibi, her yazı herkesin ilgisini aynı ölçüde çekmiyor, çekmemesi de çok normal.

      Değerli yorumlar bırakıyorsunuz, çok teşekkür ederim.

  9. çok geçmiş olsun
    yazılarınız gerçekten çok değerli, bizler maalesef artık eski mahalle kültüründe yaşamadığımız için ancak bu yolla paylaşımlardan faydalanabiliyoruz. Ve çok da işe yarıyor.
    Ben şu an kızımı emziriyorum ve ilaç kullanamıyorum. Arada rahatsızlandığımda ise hergün birkaç diş sarımsağı ikiye bölüp yutuyorum. Kesinlikle çok işe yarıyor. Tabi kokusu pek içaçıcı olmuyor ama sağlık için değer…

  10. merhaba sitenizin siki takipcilerindenim. Halanizin domuz gribi asisi konusunda fikirlerini merak ediyorum.
    Cok kararsiz kaldik bu konuda, 5 yasindaki ogluma asi yaptirmali miyim? Bir turlu karar veremedim.
    Sevgiler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: