Derin Deniz…

Aslında bu yazıya birkaç gün önce yer verecektim. Çünkü İki Numara’nın ismine çoktan karar vermiştik. Hatta o kadar ki, Deniz ismiyle hitap etmeye başlamıştı bile karnımdaki kardeşine… Ancak son anda bir “acaba?” yaşadık Deniz’in Babası’yla. Sonra yine silkinip kendimize geldik ve kararlaştırdığımız isimle devam etmeyi uygun gördük.

Akdeniz sahillerinde büyümüş, yaz tatillerini denizden çıkmamacasına yüzerek geçiren, deniz hastası bir çift olarak DENİZ ve SU ile ilgili isimleri ikimiz de sevdik.

Devamı için tıklayın.

Bilin bakalım…

Hem Pratik Anne, hem de Kendi İzini Süren Deli beni sobelemişler, “Hakkında bilinmeyen 7 şey yaz” demişler.

Aylar önce buna benzer bir şey yazmıştım. Bu sobe onun devamı mı, yoksa yeniden türeyen başka bir şey mi bilmediğim için (ve tabii ki çenesi düşük bir kadın olarak kendimden bahsetmeyi çok sevdiğim için) hakkımda ilginç mi ilginç (!) 7 şey daha yazdım: Devamı için tıklayın.

Kaliteli Türkçe çocuk kitapları artıyor

Bundan üç sene önce Türkiye’ye döndüğümüzde Deniz’in yaşına uygun güzel Türkçe kitaplar bulmak konusunda sıkıntı yaşıyordum.

Hoş, o zamanlar Deniz birkaç aylıktı. Benim aradığım kitaplar da bebekler için olan  kalın sayfalı, dayanıklı, büyük resimli, az yazılı, kısa kitaplardı. Şimdilerde bu tür kitaplara daha kolay rastlanıyor ama yine de hem çeşit sınırlı, hem de genellikle çeviri oluyor bunlar…

Deniz büyüdükçe, daha uzun kitaplar okumaya (bize okutmaya) başladıkça gerek çeviri olsun, gerek Türk yazar/çizerlere ait olsun çok güzel çocuk kitapları bulmaya başladık.
Devamı için tıklayın.

Annelik Karnem

Şimdiye kadar anneliğim söz konusu olduğunda kendimi hep eleştirdim. “Evde çocuğuna bakan anne” rolünü yer yer kaldıramamamı eleştirdim. Deniz’e sesimi yükseltmemi eleştirdim. Onun hızına yetişemememi eleştirdim. Sabırsız olmamı eleştirdim. Geçenlerde hastalandığında uykusuzluk başıma vurup oğlumun karşısında “Lütfen uyu!” diye ağladığım için eleştirdim. Kısacası anneliğim söz konusu olduğunda kusurlu bulduğum yanlarımı eleştirip durdum.

Ama bu sefer farklı…

Oradan buradan paylaşımlar…

Aşağıdakileri son zamanlarda gelen maillerden derlediklerimden, arkadaşlarımdan duyduklarımdan oluşturdum:

Devamı için tıklayın.

10 yıl sonra söyleyeceğim şarkı

Anita Refroe adlı Amerikalı eski “çalışmayan anne”, yeni şarkıcı/komedyen, bir annenin çocuğuna 24 saat boyunca söylediklerini üç dakikaya sıkıştırmış ve William Tell overtürü eşliğinde seslendirmiş. Okumaya devam et

27. hafta: İkinci üç ayın sonuna doğru…

27. haftayı tamamladım, 28. haftadan gün alıyorum.

Bu arada, ben bu “Hafta Hafta Blogcu Gebe” bölümünü, hamilelik hakkında bilgi veren ve “Bu hafta sizi neler bekliyor”un anlatıldığı web siteleri gibi değil (çünkü öyle bir iddiam yok), “Geçtiğimiz hafta neler oldu” şeklinde, adeta bir günlük, daha doğrusu haftalık niteliğinde tutuyorum. Dolayısıyla aslında 27. haftayı anlattım şu sıralar 28 haftadan gün alıyorum. Biraz gereksiz bir detay belki, ama açıklamak istedim. Devamı için tıklayın.

%d blogcu bunu beğendi: