Yanan yere su tutmak gerektiğini biliyor muydunuz?

Hangimiz ev kazalarına karşı hazırlıklıyız? Yanıklara?

Kaçımız yanan yere 15 dakika boyunca su tutmamız gerektiğini biliyoruz? Ben bilmiyordum.

Yanık konusundaki korkutucu ama birçok kişinin ders çıkaracağını düşündüğüm deneyimini tesadüfen öğrendiğim sevgili Zeynep’ten burada yer vermek üzere bir yazı hazırlamasını rica ettim. Beni kırmadığı için kendisine teşekkür ediyor, sözü Zeynep’e bırakıyorum:

***

Kızım henüz bir haftalık bebekken, çocuk doktorumuz ilk görüşmemizde bizi birçok genel konuda bilgilendirmişti. Ev içinde bebeklerin en fazla kazaya maruz kaldığı yerin mutfak olduğu konusunda bizi uyarmış, kucakta bebekle mutfağa girmeyi alışkanlık haline getirmememizi tavsiye etmişti. Ve doktorumuzun en önemli uyarısı yanıklar konusunda olmuştu. Farz edelim ki kazara yandık… Aynen şöyle söylemişti, “Sakın telefonu kapıp beni aramaya filan kalkmayın, yakarsınız çocuğu …” Peki ya ne? En az on beş dakika yanan yer suya tutulacak, ondan sonra doktor aranacak.

Bir sonraki muayenemizde, hiç beklemediğimiz bir anda doktorumuz, “yanarsanız ne yapacaktınız?” diye soruverdi. Sözlü sınavda doğru cevabı bilen öğrenci heyecanıyla hemen cevapladım, “on dakika suya tutacaktık”. Ve doktorumuz hemen düzeltti, “on değil, on beş dakika …”.

O zaman, gün gelip de bu bilgiyi kullanmak zorunda kalacağımı hiç düşünmezdim. Tüm pimpirikli yeni anneler gibi ben de evimizi her türlü güvenlik tedbiri ile donatmış vaziyette idim ve kendimizi emniyet altında hissediyordum.

Fakat olan babaannemizin evinde oldu. Kızım üç yaşında iken babaannemizin evinde ayakkabı dolabını karıştırırken, mutfaktan yeni doldurulmuş bir bardak dolusu kaynar çayla çıkan babaanne kazayla bardağı elinden düşürüverdi. Tam da ayağının dibinde yere eğilmiş ayakkabıları kurcalayan kızımın üstüne… Ben o sırada mutfakta idim. Çığlığı duyduğumda mutfaktan fırladığım gibi kızımı kucaklayıp banyoya koştum. Yanan yerin neresi olduğunu bilmiyordum. Üzerinde kıyafetleri ile duşun altına soktum. Yaranın nerede olduğunu bilmediğim için ilk anda boynundan aşağı her tarafını ıslattım. Tek şansımız sıcak bir yaz günü olması idi… Bir süre sonra tişörtü çıkardığımda yarayı ancak görebildim. Arkamda duran kayınvalideme dönüp, “çok kötü” dediğimi hatırlıyorum.

Gerçekten çok kötüydü. Allah’a ne kadar şükretsem azdır, o görüntüye rağmen soğukkanlılığımı koruyabildim. Daha önce hiç kullanmadığım bir küvetin içinde sırtı yanmış kızımla beraber… Kızım ağlayamıyor, bağırıyor… Sanki şoka girmiş gibi… Hiç değişmeyen bir ses tonuyla boğazı yırtılırcasına bağırıyor… Babaannesi arkamızda bir başka şokta… Yanık yetmezmiş gibi çocuğu bir de zatürree edeceğim endişesi ile, “yeter artık çıkaralım” diyor. Ve ben iki musluktan hangisinin sıcak hangisinin soğuk su için olduğunu düşünüyorum. Musluk açık, sürekli akıyor… Çevirmiş olduğum doğru musluk mudur acaba, ya su ısınmaya başlarsa diye endişeleniyorum.

Ve tüm bunlar on beş yirmi dakika sürdü.

Nihayet yettiğini düşünüp çıktığımızda kızım hâlâ bağırıyordu. Çığlıklar arasında doktorumuzu aradığımda, “on beş dakika suya tutun” dediğini zor duyabildim. “O süreci hallettik” dedim. “Duyduğum seslere göre henüz halledememişsiniz, bağırması bitinceye kadar devam edin” dedi. Devam ettik. Bağırması azalmış, uykusu gelmişti. Neredeyse küvetin içinde kucağımda uykuya dalacak vaziyette idi. “Acıyor mu?” soruma “hayır” cevabını verdiği anda çıktık.

Doktoru aramak için telefonu tekrar elime aldığımda gözlerimi kızımın sırtındaki yaraya dikmiş, civardaki hastaneleri düşünüyordum. Doktorun bizi hastaneye sevk edeceğinden emindim. Ama öyle olmadı, sadece iki krem ismi yazdırdı doktorumuz. Yara iyileşinceye kadar o iki kremi kullanmamızı önerdi.

O zaman şaşırmıştım. Sonra anladım ki, yanık için evde ya da hastanede yapılabilecek çok fazla şey yok maalesef. İlk yardımı tam vaktinde doğru bir şekilde uygulamak ve sonrasında deriye kendi kendini onarması için zaman tanımak gerekiyor.

Yanan bölge vücutta çok fazla bir alanı kaplıyorsa o ayrı tabii. O durumda başka sağlık sorunları da işin içine girdiği için mutlaka hastane tedavisi gerekiyor. Ve yazık ki bazı yanıklar ölümle dahi sonuçlanabiliyor.

Benim burada bahsettiğim vücudun bütününde çok fazla yer kaplamayan bir yanık vakası elbette. Bir kürek kemiği kadar alan idi kızımın sırtında yanan. Kaçıncı dereceden yanık olduğunu ise sadece tahminle söyleyebilirim. Zannediyorum bazı yerlerde ikinci, bazı yerlerde ise üçüncü dereceden yanık idi. En derin yanan yer, çayın ilk düştüğü yerdi haliyle. Çay aşağıya doğru aktıkça yaranın derinliği azalmıştı.

Kızım yandığında saat akşam sekiz civarı idi. Korkunç bir gece geçireceğimizi düşünmüştüm. Öyle olmadı. Duştan çıkar çıkmaz kucağımda uyudu, evimize döndüğümüzde yatağına yüzüstü yatırdık, deliksiz huzurlu bir uyku uyudu. Sabah yine yüzüstü bir şekilde uyandı. Birkaç hafta sonra gittiği anaokulunda bir öğretmeninin de aynı şekilde çay dökülmesi neticesi bacağından yaralandığını öğrendik.  O ilk anda suya filan tutmamıştı yarasını ve görüştüğümüzde yanığın üzerinden üç dört gün geçmiş olduğu halde, kullandığı kremlere rağmen, ağrıdan ayakta duramıyordu. Kızımın hiç ağrı sızı çekmemesini sağlayanın su olduğuna inandık.

Doktorumuza iz kalıp kalmayacağı konusundaki fikrini sorduğumuzda, bunun ilk yardımı ne kadar başarı ile uyguladığımıza bağlı olduğunu, büyük ihtimalle iz filan kalmayacağını tahmin ettiğini söylemişti. İlk yardımı uygulamak konusunda fena değildik zannımca, ve bir taraftan da iz kalmaması için bir krem kullanıyorduk zaten.

Pansumanları sabah akşam günde iki defa ben kendim yapıyordum. Her pansuman vakti kızımı evin kuytu köşelerinden çığlık çığlığa zor kapıyordum. Kapmak bir şey değil, asıl kolunu bacağını zapt edebilmek sorun oluyordu. Kremlerden biri biraz yakıyordu, onu sürmemi istemiyordu kızım. İlerleyen günlerde yara yer yer kanamaya da başlamıştı. Her pansuman sonrası üzerimden koca koca tırlar geçmiş gibi hissediyordum kendimi. Ama yine de, bu sıkıntılı anları bir hastanede değil de kendi evimizde yaşamış olduğumuz için şanslı olduğumuzu düşünüyorum.

Çok zor günlerdi. Yemek yaparken kaynar suları gördükçe fenalık geçiriyordum. Uzun süre değil kızımızın yanında, kendi kendimize iken dahi çay içemedik. Sokaklarda, mekânlarda karşılaştığım herkesin yüzünü gözünü, kolunu bacağını inceliyor, gördüğüm her ufak yara bereyi yanık izi sanıyordum. Tanıdığım herkese geçmişlerindeki bugünlerindeki yanık hikâyelerini anlattırıp, nihayet tek derdim olan soruyu soruyordum: “İz kaldı mı?”.

Herkesin hikâyesi farklıydı. Kimi koca karı ilaçları ile şifa bulduğundan bahsediyor, bilmem hangi köyde adamın birinin mucize krem imal ettiğini söyleyip telefon numaraları veriyordu. Kimi eczanede satılan bilmem hangi kremi öneriyordu. Kimi hiç iz kalmadı diyordu, kimi buruşmalardan çekilmelerden bahsedip dünyamı karartıyordu.

Ben ise kendi hikâyemize dayanarak, yanığın tek ilacının bildiğimiz su olduğunu söyleyeceğim.

Cildimiz katmanlardan oluşuyor ve bu katmanların yüzeyden alta doğru yanması, şaşırtıcı bir şekilde, dakikalarca sürüyor. Yanan bölgenin ilk anda suya tutulması ile bu yangın söndürülebiliyor ve böylece cildin uğradığı hasar mümkün mertebe derinlere inmeden engellenebiliyor.

Sonrasındaki tedavi ise doktorunuza kalmış. Fakat aslında, belli başlı birkaç ilaçla sürdürülen bir rutinden ibaret.

Kızımızın sırtında, olayın üzerinden bir buçuk yıl geçtikten sonra, bugün artık iz kalmadı. Psikolojik travmayı da tamamen atlattık.

Şimdi artık etrafımdaki herkesi yeri geldikçe yanıklar ve su hakkında bilgilendirmeye çalışıyorum. Doktorumuz bizi önceden bilgilendirmemiş olsaydı olay karşısında ben ne tavır takınırdım bilemiyorum. Ama etrafımdaki insanların çoğunun aklına gelen ilk çözümün su olmadığını görüyorum.

Kimsenin kullanmak zorunda kalmaması dileğiyle, bu bilgiyi paylaşmak istedim.

Son olarak bir de şunu söyleyeyim, doğrudan suya tutmak yerine yaranın üstüne içine buz doldurulmuş bir bez torba ya da soğuk suyla ıslatılmış bir havlu koymanın aynı etkiyi yarattığını ben de sonradan öğrendim.

Reklamlar

13 Yanıt

  1. Çok teşekkürler sevgili Elif ve Zeynep. Ben de bilmiyordum yanığa ilk müdahalenin su tutmak olduğunu. Düşünüyorum da mutfakta iş yaparken elimi kazara yaktığımda refleks olarak elimi suya tuttuğum olmuştur ama böylesine ciddi durumlarda acısı hafifleyinceye kadar yanan yeri suya tutmak gerekiğini resmi dilden duymamıştım. Çok teşekkürler bu bilgi için. Tabi ki büyük geçmiş olsun. Neyseki minik prensesin yarası iyileşmiş tamamen.

  2. Bilgi ne kadar faydalı oldu bilemezsiniz. Çünkü bugüne kadar yanlış bir bilgiye sahipmişiz; Yanık vakasında suya temas olmamalı. Su yanık yeri daha da kabartır,zannediyorduk. Halbuki tam tersiymiş!!

    Tşk.ler bilgi için, inş kullanmak zorunda kalmayız.

  3. Bu onemli bilgiyi bizimle paylatiklari icin Zeynep ve Elif’e cok tesekkurler. Benim niyetim ilk firsatta pediatrik ilk yardim kursuna gitmek. Allah bebisleri kotu kazalardan korusun.

  4. Teşekkür ederiz!!!

  5. Gerçekten de çok faydalı bir bilgi olmuş bu. Son günlerde dinlediğim ev kazaları sonucu yanma vakalarından sonra 16 aylık kızımın yanması en büyük kabuslarımdan biri oldu. Bu bilgi en azından daha hazırlıklı olmamıza yardım edecek.

    Tekrar teşekkürler.

  6. Ben geçen ay Kids-safe-T’nun “0-3 Yaş Grubu Çocuklarda Temel Yaşam Desteği & Kazalarda İlk Yardım ve Evde Çocuk Güvenliği” eğitimine katılmıştım. Orada da bahsedilmişti. Bu eğitim her ay tekrarlanıyor, gitmenizi tavsiye ederim.
    Yakın zamanda da Begüş’ün başına benzer bir olay gelmişti, onu da buradan okuyabilirsiniz.
    http://www.gunescuneyt.com/?p=2964

  7. Bizim başımıza yakın bir zamanda geldi çok şükür daha iyiyiz…
    http://www.gunescuneyt.com/?p=2964

    Yanık Tedavi Merkezinde gördük ki, küvetler var ve yanarak gelen hastalar direk yıkanıyor, hiç aklımıza gelmeyecek bir ev kazası yaşadık. Herşeyi öğrenip cebimize koymakta fayda var.

    Sevgiler.

  8. Cok gecmis olsun!
    Benzer sekilde ben de ilk adimimda hedef olarak kendime caydemligi alip bacagimi boylu boyunca ciddi sekilde yakmisim. Ilk mudahale olarak su ve sonrasinda iyi pansumanla hic bir yara izi birakmamis annem.
    Fakat yanma fobisi gelisiyor insanda. Koskoca kadinim, hala korkarim yanimda biri sicak bir seyle dolasiyorsa.

  9. Zeynep ve Elif cok tesekkurler. Cok gecmis olsun Zeynep, ben yanan yere su tutulmasi gerektigini biliyorudum ama 15 dakika ya da acisi gecene kadar tutmak gerektigini bilmiyordum, cidden cok sagol paylastigin icin…ben zaten oldum olasi cok korkarim Derin’in etrafinda cay koyuldugu ya da icildigi zaman…

  10. İyi ki yazmışsın Elif. Ben biliyordum çünkü işyerinde yangın eğitimine gidenlerden biri bendim. Amaç yanma sürecini engellemek, çünkü biz yandı bitti sanıyoruz oysa o yanmaya devam ediyormuş.

    Ayrıca evde bir yangın söndürücü mutlaka bulundurmalı. İtfayenin ilk görevi bizim evi kurtarmak değil, sıçramasını önlemekmiş.

    Sevgiler…

  11. Zeynep bu doktor Hulya Hn mi? ayni brief bize de verilmisti…
    doktorun olaylar olmadan olma ihtimali hakkında bilgilendirmesi cok iyi oluyor gercekten…özellikle sunu dedigini hatırlıyorum, akan musluk suyuna…kesinlikle buzlu su, yanık merhemi falan degil…

    • Sevgili Elif’e yazımıza yer verdiği için çok teşekkür ediyoruz.

      Evet Seda,doktorumuz Hülya Hanım. Yandıktan sonraki ilk muayenemizde kendisine bize bu bilgiyi çok önceden vermiş olduğu için teşekkür ettik.

      Bir de boğaza birşey tıkanması konusunda ne yapmamız gerektiğini anlatmıştı önemle … hatta küçük bir tatbikatla. İlk yardım konusunda bilgili olmak çok önemli.

      Basit burun kanaması mesela … ben küçükken burnum çok kanardı, büyüklerim başımı geriye doğru atmamı söylerlerdi hep. Şimdi kızımda öğrendim ki, tam tersine başı öne eğmek lazımmış.

      Herkese sevgiler …

  12. Ben de Zeynep’e tekrar teşekkür ediyorum bu aydınlatıcı yazısı için.

    Bahar – bahsettiğin eğitimleri duymuştum ama yakından ilgilenmemiştim. Tanıdık bir anne tarafından test edilip onaylanmış olması daha da önemli hale getirdi benim için. Sağ ol.

    Güneş – sana da çok teşekkürler ve çok geçmiş olsun!

    Özgür Anne – bu konuda ben eksiğim. Bizim evimizde yangın söndürücü yok. (Kapının hemen önünde, apartmana ait var) Öte yandan binamızda da yangın merdiveni yok. Dördüncü katta oturuyoruz. Bu da beni deli eden bir başka Türkiye gerçeği: Yangın merdiveni olmayan yüksek binalar!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: