Kime güveneceğiz?

"Ben polis memuruyum. Bana güvenin."

Türkiye’ye taşınalı üç seneyi geçti. Üç senedir çözemediğim birçok şey var bu memlekette. Polisin ne işe yaradığı da bunlardan biri…

Öncelikle şunu söyleyeyim, bu yazıyı yazarkenki amacım hiçbir şekilde Amerikan polisini övmek değil. Benim yakın çevremde bile oradaki polisin gücünü istismar etmesi sonucunda zor durumda kalan arkadaşlarım vardı. Bu yazıdaki amacım Amerika’daki polis teşkilatını göğe çıkarmaktan ziyade bizdeki çarpıklıklara dikkat çekmek. Naçizane…

***

Amerika’da yaşarken polis gördüğümde hem korkar, hem de güven duygusu hissederdim. Otoyolda giderken arabanız mı bozuldu, beş, bilemediniz on dakika sonra arkanızda polis durur, “Hayırdır, bir problem mi var?” diye sorar, yardımcı olurdu. Komşularınız aşırı gürültü mü yaptı? Orada Türkiye’deki gibi sineye çekme ya da kapılarına dayanma âdeti yok. Polisi ararsınız, “Hemen ilgileniyoruz” derler. Yine 10 dakika içinde gelirler, ses kesilmiş olur.

Kuşkusuz polis teşkilatının Amerika’da işleyişinin de eleştirilecek birçok yönü var, ama genel olarak bende güven duygusu yaratırdı polisler. (Tabii bunda derimin renginin koyu olmamasının da etkisi var. “Beyaz” polislerin “siyah” vatandaşları ulu orta yerde, tekme tokat dövdüğü gizli kamera görüntülerini görmeyen kaldı mı?)

Türkiye’de durum daha farklı.

Polis teşkilatının asayiş ve trafik diye ikiye bölünmüş olmasından mıdır nedir, birçok konularda sahipsizlik söz konusu… Polis olması gereken hiçbir yerde yokmuş gibi geliyor bana. Bugüne kadar ne arabam bozulduğunda, ne önemli bir kavşakta trafik ışıkları çalışmadığında, ne gecenin karanlığında lambaları çalışmayan bir kamyonun arkasına koyun gibi tıkıştırılmış insanların taşındığı otoyolda, ne de maddi hasarlı bir trafik kazası yüzünden ana bir yolda trafik kilitlendiğinde polisin olay yerinde olduğunu görmedim, göremedim.

***

Bundan 10 sene önce halamı ve iki kuzenimi trafik kazasında kaybettiğimden bahsetmiştim. Çok aptal bir kaza olduğunu da söylemiştim. Detaylarına o zaman girmemiştim, ama o gün aynı yerde, zannediyorum ölümlü en az bir kaza daha olmuştu. Önlemsizlikten.

Bu olay beni o kadar çok sarsmıştı ki… 23 yaşındaydım, yeni evliydim, Amerika’ya yeni yerleşmiştim. “Bu konuda bir şeyler yapmam lazım!” diye dökülmüştüm ortaya. O zaman ne blog vardı, ne bir şey.

Bizimkilerin kazasından sanırım kısa süre sonra Boray Uras adlı bir baba, kızını Bağdat Caddesi’nde yine aptal bir kazada kaybetmişti. Sarhoş bir sürücü, kızının ve erkek arkadaşının bulunduğu arabaya hızla çarpmış, çocuklar hastaneye bile yetişememişti. Sonrasında Boray Uras kuralsızlığı, tepkisizliği, adaletsizliği protesto etmek adına Ankara’ya kadar yürümüş, konuya ciddi şekilde dikkat çekmişti.

Türkiye’ye tatile geldiğimde Boray Uras’la iletişime geçmeyi çok istemiş, ve bir gün kendisine yine Cadde’de basın açıklaması yaparken rastlamıştım. Buluşmuş, konuşmuş, bir şeyler yapalım demiştik. Hatta Amerika’ya döndüğümde, oğlunu Türkiye’ye tatile geldiğinde bir trafik kazasında kaybeden Amerikalı bir anneyle de iletişime geçmiştim. Birlikte bir şeyler yapacaktık. Olmadı, olamadı. Bana çok zor geldi. Ben Boray Uras kadar cesur olamadım. Ne zaman bu konunun üstüne gitmeye kalksam aklıma gelen şey konuda farkındalık yaratmak değil, yaşadığım acı oldu. Öyle kaldı.

Nereden nereye geldim.

O zamanlar Boray Uras’la konuşurken polislerin Türkiye’de olaylara dahil oluşu, sistemin işleyişi ile Amerika’yı kıyaslamıştık. Boray Uras “Oradaki işleyişle buradaki işleyiş çok farklı be yavrum” demişti. “Adamlar doğru dürüst maaş alıyorlar, altlarında arabaları, gömlekleri dolaplarında inci gibi dizili, tertemiz giyiniyorlar.  Bizim polisimize göre çok daha saygın konumdalar ” diye eklemişti.

Doğru değil mi?

***

Çok uzattım.

Amerika’da polise rüşvet vermek gibi bir durum söz konusu bile değil. Telaffuz etmeye başladığınızda hakaret olarak algılayıp götürüyorlar adamı. Mutlaka L.A. Confidential filminde seyrettiğimiz gibi karmaşık olaylar, yolsuzluklar dönüyor. Ama kendi halinde sıradan bir vatandaşın, polis çevirmesinde durdurulup devlete ceza ödemek yerine polisin cebine üç-beş kuruş sıkıştırması mümkün değil. En azından ben görmedim, duymadım.

Ya burada nasıl?

  • Geçen sene İstanbul’dan Mersin’e (arabayla) giderken babam “yanınıza nakit para alın, yolda çevirme oluyor” demişti. …!
  • Bundan birkaç sene önce bir yakınımın evine hırsız girdiğinde ev sahipleri şikayetçi olmak istediklerinde polis “Şikayetçi olsanız da yapacak bir şey yok, bunlar çeteler, sizi mimlerler” gibi bir açıklama yapmıştı.
  • Kaçımız diğer sürücülere örnek olması gereken polis arabalarının, hiçbir acelesi olmadığı halde, aheste aheste kırmızı ışıkta geçtiğini gördük?
  • Bunlar uzayıp gider. Eminim bu yazıyı okuyan herkesin en az birkaç tane benzer hikayesi vardır.
  • Son olarak geçenlerde Deniz’in Babası’nın ofisten depoya birkaç kutu taşıması gerekmiş. Kutuları bir arkadaşının oldukça eski model bir arabasına yerleştirmiş. Yolda araba sorun çıkarmış, Deniz’in Babası da sağa çekmiş. Hemen ardından polis durmuş. Amerika’da bu tür durumlara alışık olan Deniz’in Babası, polisin yardım amaçlı durduğunu düşünmüş. Ancak polis hemen ehliyet ve ruhsatı istemiş. Arabanın vergisi, muayenesi, her şeyi tamammış. Yani ceza kesecek bir sorun bulamamışlar. Bunun üzerine polis arka taraftaki kutuları işaret ederek “özel araçta ticari mal taşımak” suçunu ortaya atmış. “Bunun cezası vardır, istersen devlete öde” demiş. “Ya bana, ya devlete ver” gibilerinden… Sonrası malum.

Bu ve bu gibi hikâyeleri duyduktan sonra insanın içinde güven kalıyor mu? Şüphesiz bu sorunların derinlikleri var. Sistem bozuk. Polisler üç kuruş maaş alıyorlar, zor geçiniyorlar. Kimisi böyle yollara başvurmak “zorunda kalıyor” belki de. Ama bu tür olaylar sizde polise güven duygusu bırakıyor mu?

Bende bırakmıyor.

Reklamlar

11 Yanıt

  1. Bizim evimize hırsız girdiğinde de polis gelip “Biz başedemiyoruz bunlarla. Tutklasak bile iki gün sonra serbest kalıyorlar. Siz cezalarını kendiniz verin. Zaten nefs-i müdafaya girer! ” demişti.

  2. Elif,
    Ne guzel yazmissin… Her iki polis’i karsilastirma sansina sahip biri olarak dediklerine kelimesi kelimesine katiliyorum…
    Ben de Turkiye’deyken cantami kap-kac’a kurban ettigimde, polise gitmistik babamla (babam karakola yalniz gondermedi onca yasimda, guven duygusu tam yani onda da polislere:) Neyse, polis ifademi alip bana kizmisti “kizim bir cantaya hakim olamiyor musun?” diye. “Bulamayiz biz onlari, sen kendini koruyacaksin” falan demisti:) Simdi gulerek yazorum da o zaman kac gun basim agrimisti sinirden…

  3. Yazını okurken tüylerim diken diken oldu. Durum içler acısı… Maalesef o bozuk sistemin düzeleceğine dair bir inancım da hiç yok. Bugüne kadar polisle işim olmadı hiç; umarım da olmaz.

  4. Bir de çocukları “polis amcaya söylerim haa”, “polis amca gelir bak haaa” diye korkutmacalara ne dersin? Amerika’da ben hiç kimsenin çocuğunu bu şekilde korkuttuğunu da duymadım.
    Çok rahatsız edici, karşılaştırmalarında haklısın, insanın bu karşılaştırmayı yapması için ikisinde de deneyimleri olması gerekiyor, işte biri yardım ederken biri köstek oluyor, kendin deneyiminle görmüşsün. Amerikan polisini övdüğünü düşünen olursa, yukarıda yazdığın iki teşkilat ile yaşadığın deneyimlere baksın.

  5. Ben de üniversite yıllarında erkek arkadaşımla beyoğlu’nda gezinirken gece 23:00 sıralarında cüzdanım çalındığında beyoğlu karakolunda “bu saatte burada ne işiniz var?” gibi bir soruyla karşılaşıp dumur olup sonraki yan kesilme olaylarımda(ki 3-4 kez oldu bu )karakola gitmeyip gidene vah demekten başka bişey yapmamıştım. Üzücü ve çaresiz bırakıcı bir durum gerçekten

  6. Elif, öncelikle bu acı deneyimin için tekrar başın sağolsun. Benim bir arkadaşım geçirdiği trafik kazası sonrası travmayı atlatamayıp Kanada’ya yerleşti.Gerçekten çok lüzumsuz, pisi pisine yaşanan bir olay. Bir tarafın bir anlık dikkatsizliği, bir anlık ihmali nelere mal oluyor. Polislere gelince… Benim her iki polis teşkilatıyla da ilgili karışık/değişik tecrübelerim olmasına rağmen gerçekten de Türk polisi deyince aklıma işini doğru/iyi yapan insanlar gelmiyor yani maalesef çünkü aslında Emniyet Teşkilatı’nda çok iyi yetişmiş insanlar da olduğunu biliyorum. Dediğim gibi çok iyisini de gördüm, trafikte gereksiz yere durdurup ceza kesmeye kalkışan işgüzarını da. Asayiş ve trafik ayrımı analizin çok doğru bence de. Çok iyisini gördüm dediğim tecrübelerim asayiş polisleriyle oldu, gereksiz diyebileceğim tecrübelerim ise trafik polisleriyle. Bizler de kabahatliyiz. Rüşvet vermeye kalkışmayacaksın ve cezana itiraz etmeyi çok istiyorsan hakkını mahkemede arayacaksın. Rüşvet karşılıklı bir eylem sonuçta. Hem verip hem de neden alıyorlar demeyeceksin.

  7. geçtiğimiz yıl giriş katının üst katında oturan annemlere hırsız girmişti. polisin ilk tepkisi
    ” kapıya pencereye neden demir taktırmadınız” oldu. güler misin, ağlar mısın? giden hiçbir şey bulunamadı tabii ki. ama klasik “polis istese eliyle koymuş gibi bulur”u çevremizden çok duyduk. bu da işin ayrı bir tarafı…

  8. Böyle örnekler geleceğini tahmin ediyordum. Ne fena…

    VUSLAT – çok teşekkür ederim destekleyici sözlerin için. Gerçekten zor günler geçirmiştik, kimsenin yaşamasını istemem.

    Dediklerinde de çok haklısın. Mutlaka işini hakkıyla yapan polis memurları var, her alanda olduğu gibi. Ama hem kurunun yanında yaş da yanıyor, hem de kurular ağırlıkta olunca yaşları göremiyorsun bile…

    Rüşvet vermemek konusuna gelince… Bunun toplumsal bir şey olduğunu düşünüyorum. Herkes dediğin gibi yapsa, kimse rüşvet vermese belki bir şeyler değişir. Ama mesela anlattığım örnekte polisin haksız yere keseceği 537 TL “cebinde ne varsa” vermeyi tercih ediyor birçok insan. (Yanlış anlaşılmasın, bunu savunmuyorum) Çünkü o haksızlığı mahkemede düzeltebileceğinin de hiçbir garantisi yok. Polis seni mimler mi, sana takar mı, “sen kim oluyorsun da bana dikleniyorsun” der mi gibi korkular da giriyor işin içine. Çok bozuk bir durum…

  9. Müsaadenizle,
    tabii , hepimizin Polis memurlarımızla bazen iyi bazen kötü tecrübelerimiz olmuştur.

    Polis memurlarımız bizim çocuklarımız; onları biz yetiştirdik , biz terbiye ettik. Onları biz Sosyalize ederek toplumda yerlerini bulabilmelerine önayak olduk. Saygıyı ve sevgiyi onlara biz öğrettik ; „öğrettik“ ?

    İnsan aldığı okul eğitimiyle teknik bir öğrenim sahibi olabilir (!) ancak esas kişiliğini Anne ve Babadan ve yaşadığı ortamdan sağlar. Burada , ne verdik ne bekliyoruz sorusu kendisini istemezsekte ortaya atıyor ve bizlerden cevap bekliyor.

    Eşine saygı duymayan Anne ve Babanın çocuğuda , eşine saygı duymayı öğrenemez , Topluma saygısı olmayanın çocuğu topluma saygı duymayı öğrenemez…vb.

    Aldığı Polis eğitimi onu sadece teknik bilgi sahibi yapar, bu ise onun Toplumla barışık olduğunun ispatı değildir. Hatta belkide „kendisiyle“ barışık değildir (?) . Çünkü çocukluğunda yaşadıkları onun Ruhunda izler bırakmıştır.

    Ben Polis değilim. Uzun yıllardan beri Avrupada ikamet etmekteyim ; burdada herşey öyle insancıl olmuyor , ama bizlerden daha iyi çalışıyorlar, bu söylenebilir.

    Kalınız sağlıcakla, herşey gönlünüzce olsun !

    Saygılarımla
    Mehmet Sungur 01/06/2010

    • Mutlaka bilmem kaç kişilik polis teşkilatınta görevini hakkıyla yapan vardır. Ancak onların ciddi olarak azınlıkta olduklarını düşünüyorum. Maalesef…

  10. Efesle belirtmek gerekirse çok haklısınız .
    Geçmişte yapılan hatalar tekrar edilmemesi için Siz’ler gibi blogcu Annelere ihtiyacımız var ; Toplumun ihtiyacı var.
    Geçmişte bugünkü gibi topluma ulaşabilmek imkanı yoktu ; genç anneler , babalar bilinçli olarak eğitilemiyorlardı. Umutla diliyorum’ki eğitimde yazarlarımızın rolü daha iyi anlaşılabilir ve Siz’ler gibi Annelerin verdiği öğütler daha iyi anlaşılır. Çocuklarımız gelecek için daha iyi yetiştirilirler ; Polisi görünce korkmadan ona …nasılsınız diye sorabiliriz; onunla iftihar edebiliriz .

    Herşey gönlünüzce olsun

    Saygılarımla
    Mehmet Sungur 02.06.2010

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: