Sevgililer Günü’nde Doğal Doğum

Anneler Günü, Babalar Günü, o günü, bu günü gibi ‘özel günler’ arasında en sevmediğim Sevgililer Günü olanıdır. Nedir yani bu sevgililer günü, Deniz’in deyimiyle ‘ValentiMes Day’? Tarihçesini bilmeyen ve merak eden varsa Wikipedia’dan (İngilizce olarak) okuyabilir.

Pırlanta yüzük, çiçek, pasta, o, bu, her türlü hediyenin alınması gerektiği mesajı verilen ve bizim de çift olarak çıkmaya başladığımız ilk senelerde “adet yerini bulsun” diye kutladığımız bu günün 1996’dan beri bizim için başka bir anlamı var: Sevgili köpeğimiz Paphia’nın doğum günü.

Paphia’nın doğumu ise benim ilk DOĞAL DOĞUM tecrübem olarak hafızama kazındı.

Bundan 14 sene önce, 1996’da, Deniz’in Babası da, ben de İstanbul’da okuyan iki üniversite öğrencisi olarak sömestr tatili için ailelerimizin yanına (ben Mersin’e, o Adana’ya) dönmüştük. 14 Şubat Sevgililer Günü’nde de, yaklaşık iki buçuk senedir birlikte olan üniversiteli bir çift olarak âdet yerine bulsun diye buluşmuş, âdetin gerektirdiği Sevgililer Günü pastamızı yiyip, âdet gereği şimdi ne olduğunu bile hatırlamadığım hediye değişimini yaptıktan sonra evlerimize dönmüştük.

Ailemizin ilk köpeği Polit karnı burnunda, daha doğrusu yerlerde hamileydi. Eve geldiğimde Polit bir tuhaftı. Saklanmaya çalışıyor, sepetinden ayrılmıyordu. (Kendini rahat hissedebilmesi için ona üstü yarı kapalı, geniş bir sepet yaptırmıştık.) Akşam olunca Polit iyice içe kapandı, sepetine iyice sokuldu. Evde ben, kız kardeşim, annem ve babamdık. Bir şeyler olduğunu tahmin ettiğimiz için üzerine gitmek istemedik. Doğum yapan hayvanların rahatsız edilmemesi gerektiğini duymuştuk. Polit sakin ama konsantre bir şekilde nefes alıp verirken, bir iki inleme sonunda ortaya bir şey çıkıverdi. “Ne oluyor, o da ne?” demeye kalmadan bunun küçük bir kese içinde kımıl kımıl bir yaratık olduğunu gördük. Polit, sanki defalarca bunu yapmış gibi keseyi dişleriyle yırttı, içinden yavruyu çıkardı, sonra dakikalarca onu yaladı, temizledi, nefes almasını sağladı. O minicik, gözleri, kulakları kapalı, yürümekten aciz yavru sürüne sürüne annesinin memesini buldu ve emmeye başladı. Bu arada Polit, bize o an çok garip gelen bir şey yaptı: sonradan onun için besleyici ve süt yapıcı olduğunu öğrendiğimiz o keseyi yedi.

Polit bu işlemi büyük bir ustalıkla tam beş kez tekrarladı. Sonunda, daha fazla yavru gelmediğini anladığımızda yavruların beşi de annelerin memelerine yapışmışlar, cuk cuk emiyorlardı. Polit de onları yalıyor, hem temizliyor hem de nefeslerini düzenlemelerine yardımcı oluyordu.

İşte bu yavrulardan en son doğanı bizim Paphia’mızdı. Aralarında en çelimsizleri, en ürkekleri, en geride kalanı, ama bence en güzelleri de oydu. En son doğan ve en çelimsiz olan o olduğu için bende kalsın istedim. Ve Paphia’yla ve Deniz’in Babası’yla üniversite hayatımızdan Amerika’daki yeni evli yaşamımıza, Deniz’li günlerden şimdi Derin’li günlere uzanan birlikteliğimiz başlamış oldu.

Doğumun hemen ardından Polit’in yüzüne değişik bir ifade, bir bilgelik yerleşmişti. Yorulduğu belli oluyordu, ama eski Polit değildi sanki… Bunu, 14 sene önceki üniversite öğrencisi, doğumla uzaktan yakından alakası olmayan halimle bile anlamıştım. Bundan birkaç sene önce bir hayvan mağazasından aldığımız, şımarık, haşarı, doğumla ilgili bildiği tek şey kendi doğumu olan 3 yaşındaki ev köpeğimiz olayı doğaya ve içgüdülerine bırakmış, ve hiçbir yardım ya da müdahale olmadan ortaya beş tane bebek çıkarmıştı. Hakikaten mucizevî bir şeydi…

Belki de bu doğum tecrübesiydi beni daha sonra doğal doğuma iten… Bilemem.

Bildiğim şey, okuduğum doğal doğumla ilgili kitaplarda insanların doğal doğumdan uzaklaşmasının, konuya yabancılaşmasının sebeplerinden birinin hayvanlarla olan  iç içeliğimizin giderek azalması olduğu…

Annem hep bana anneannesinin evinden, bahçesindeki ineklerden, tavuklardan bahseder. Çocukluğu onlarla geçmiş.

İki yaz önce Deniz’e inek göstereceğim diye babaannemin yaylasına gittiğimde, benim çocukluğumun aksine ineklerini ortada gezdiren sütçülerin kalmadığını öğrenince büyük hayal kırıklığına uğradım. Ona sorduk, buna sorduk derken falancanın bahçesinde inekler olduğunu öğrendik de Deniz’e gösterebildik.

Bu şekilde büyüyen, hayvanlardan, doğadan kopan bir nesil elbette ki doğal olaylardan, en başta doğal doğumdan da kopuyor.

Sık sık alıntı yaptığım Your Best Birth kitabında memeli hayvanların doğumu nasıl yaptığı şöyle anlatılıyor:

Korku, doğumu yavaşlatır.

Birçok memeli hayvan doğum yapacağı zaman huzur ve güven içinde kalabileceği, karanlık, sessiz, korunaklı yerlere çekilir. (Doğum yapmak için yatağın altına kaçan kedi ve köpekleri düşünün.) [Bizler] ise parlak ışıklı, kaotik, yabancılarla dolup taşan hastanelere gidiyoruz. Biz, herhangi bir felaket halinde anneyi ve bebeği kurtaracak profesyoneller olduğu için hastanenin güvenli bir yer olduğunu düşünüyor olabiliriz, ancak memeli beynimiz daha farklı düşünüyor.

Stres altındayken, memeliler adrenalin ve kortizol benzeri, katekolamin adı verilen bir stres hormonu salgılarlar. Bu hormonların savaşmanız ya da kaçmanız gerektiğinde inanılmaz faydası vardır. Örneğin, doğum yapmakta olan bir geyiğin saldırıya uğraması halinde bu hormonların aniden salgılanması doğumu birden durdurabilir, ve hayvanın o ortamdan hızla uzaklaşmasını sağlayabilir. Bu hormonların salgılanması doğumun ilerlemesi için iyi değildir.

Bu hormonlar salgılandığında kanı rahim ve plasentadan diğer ana organlara yönlendirirler. Bu da bebeğe giden oksijenin azalmasına ya da kasılmaların durmasına sebep olur. Katekolamin hormonu aynı zamanda doğumun ilerlemesini tetikleyen oksitosin hormonunun salgılanmasına da engel olur. Katekolamin salgılandığında rahim kaskatı kesilir ve kasılmalara direnir. Fransız kadın doğum uzmanı Michel Odent’in araştırmaları birçok hastanedeki atmosferin beynin stres hormonu üreten bölümünün tetiklediğini gösteriyor. Odent’e göre kadınlara sentetik oksitosin (Pitosin) hormonu verilmesinin ve sonuçta önlenebilir sezaryenlere ihtiyaç duyulmasının sebebi hastane ortamının özele saygı duymaması ve stresi arttırması sonucunda vücudun oksitosini kendiliğinden salgılayamaması…

[Hastaneye doğum yapmak üzere gelen] anne adaylarına endişelenmemeleri, kendilerini tıbbın güvenli ellerine bırakmaları söylenir. Hastanede sizi her türlü ızdırap ve belirsizlikten kurtaracak ilaç ve makine vardır. Doğum, sanki beden dışı bir tecrübeymiş gibi tanımlanır.

[Oysa] doğum otomatik ve istem dışı bir süreçtir. Vücudunuzun yemeği sindirmesi kadar otomatiktir. Kontrol edemezsiniz. Eğer belden aşağınız uyuşturulmadıysa, kimse size “IKIN!” diye bağırmadan ne zaman ıkınmanız gerektiğini bilirsiniz. Ancak korkular, beklentiler ve inanışlar doğumun ilerleyişini etkileyebilir.

Eğer doğum sırasında kendinizi güvende hissettiğiniz bir yerdeyseniz vücudunuz gerekli hormonları ve kimyasalları doğal bir şekilde salgılayacaktır. … Ancak çevrenizde sizi geren ya da korkutan bir ortam varsa hormonların salgılanması, ve dolayısıyla doğumunuz yavaşlayacak, hatta durma noktasına gelecektir.

Amerikalı ebe Ina May ise Ina May Gaskin’s Guide to Childbirth adlı kitabında doğumun doğallığını tarif ederken insana en yakın hayvan olan maymunların bu işi nasıl yaptığını, daha doğrusu yapmadığını anlatıyor:

  • Maymunlar doğum sırasında teknolojinin gerekli olduğuna inanmazlar.
  • Maymunlar bedenlerinin yetersiz olduğu gibi bir düşünceye kapılmazlar.
  • Maymunlar koşullarından ötürü başkalarını sorumlu tutmazlar.
  • Maymunlar, doğumun ne kadar süreceğini hesaplamak için kaç santim açıldıklarıyla ilgili matematik hesaplar yapmazlar (“Beş santim açılmam sekiz saat sürdü. Demek tamamen açılmam ve on santime ulaşmam için bir sekiz saat daha geçmesi gerekecek” gibi)
  • Maymunlar doğum sırasında en iyi hissettikleri pozisyonları alırlar, başkalarının onlara söyledikleri pozisyonları değil.
  • Maymunların doğum sırasında ses çıkarmak, gaz kaçırmak, kaka yapmak gibi çekinceleri yoktur. Bütün kraliçeler, düşesler ve film yıldızları -eğer sağlıklılarsa- aynı şeyleri her gün yapıyorlar.

Bunları okuduktan sonra Polit’in doğumunu tekrar düşündüm. Kendi yuvasında, loş bir ışıkta, yanında güvendiği insanlar varken ama ona hiçbir şekilde müdahale etmezken, olayın akışını bedenine ve doğaya teslim ederek beş yavrusunu sessiz bir şekilde doğurmuştu.

Umarım bu ve bunun gibi yazılar ve kaynaklar, doğumun doğallığını hatırlamamıza ve tıbbi bir gereksinim olmadıkça doğum sürecini bize bu işi nasıl yapmamız gerektiğini söyleyen yabancılara değil de doğaya teslim etmemiz gerektiğini  hatırlamamıza yardımcı olur.

***

Ve tabii unutmadan:

İYİ Kİ DOĞDUN, İYİ Kİ BİZİM KÖPEĞİMİZ OLDUN PAPHIA!
Seni çok özlüyoruz Polit!

 

Paphia (solda) ve Polit, 2003 senesindeki doğum günü partilerinde...

Bunlar da ilginizi çekebilir:
Pozitif Doğum Hikâ
yeleri
Nasıl HypnoBirthing Annesi oldum?
Bebek ve köpek… Aynı evde olur mu?

Reklamlar

7 Yanıt

  1. Oooo çoook şekerler nice senelere diyorum sevgili paphia ya.Hernekadar evde köpek beslemeye karşı olsamda birgün eşimle hayalini kurduğumuz bahçeli evimiz olursa yapacağımız ilk iş bir köpek edinmek olucak .
    Buarada sezeryanı kendi isteğiyle olmuş bir anne olarak yazılarını okudukça depresyona giricem diye korkuyorum 😦

  2. Evde bir hayvanla ama özellikle bir köpekle yaşamak gerçekten çok öğretici bir şey olsa gerek. Öyle diyorum çünkü bu tecrübeyi 2 ay kadar yaşadım.

    Üniversitemin son döneminde yeni bir ev arkadaşı edinmiş ve onun beraber yaşadığı köpeğiyle beraber yaşama şansını da elde etmiştim. Ev arkadaşım çalışıyordu oyüzden ben köpeğiyle çok başbaşa zaman geçirme fırsatı bulmuştum. O iki aylık dönemi hayatım boyunca unutacağımı sanmıyorum, her hatırladığımda yüzümde güller açıyor. Allahım o ne güzel bir tecrübeydi.

    O döneme kadar köpeklerden çok korkan ben nasılda ona alışmıştım. O da bana. Onu sabah çişe çıkarıyordum. Şimdi bebeğimin sabahları beni uyandırdığı gibi o da benim üstüme çıkar ve tatlı tatlı yalayıp uyandırırdı. Beraber çıkar dolaşırdık. Ne oyunlar oynardık. O dönemler beni o sabahın köründe hiç bir kuvvet kaldıramazken onunla nasıl da enerjik bir şekilde uyanır, hiç üşenmez onu çişe çıkarırdım.

    Düşünüyorum da beni anneliğe hazırlamıştı aslında, sorumluluk duygusunu benimsetmişti. İki ayın sonunda ikimizde ağlayarak birbirimizden ayrılmıştık. Onun ağladığına resmen gözlerimle şahit oldum. Çok zor bir andı.

    Ne kadar şanslısın ve geniş yüreklisin ki sen Blogcuanne, 2. gebeliğinde bile PAPİA’YI terketmemişsin. Senin anneliğini çok taktir ediyorum.
    İyiki doğdun papia.

  3. Keşke evimizde doğum yapabilsek…

  4. Ben de kopegimizin dogumuna sahit olmustum. Once saklanmaya calismisti. Bunu anladigimizda uzaklasmistik. Sonra inleyip surunerek yanimiza geldiginde birseylerin ters gittigini anlayan babam; Lady’ nin dogumuna yardimçi olmustu. Zaman zaman babamla goz kontagi kuruyor, o zaman sevip oksamalar basliyordu; zaman zaman gozlerini kaciriyor; o an da herkes uzaklasiyordu:)Sevimli yavru kangallar dogunca pek mutlu olmustuk! Inanilmaz bir tecrubeydi.
    Konuyu nasil guzel baglamissin Elif. Tebrik ederim.

  5. Ben de böyle bir doğuma şahit olmak isterdim. En çelimsiz olanı seçmek yürekliliği de herkese nasip olmaz:)

  6. ÖZLEM – depresyona girmek yok. Eğer ikincide normal doğuma niyetin varsa bu konuda bilinçlenmek var: http://pozitifdogumhikayeleri.wordpress.com/2010/01/12/sezaryen-sonrasi-normal-dogum-mumkun/ 🙂

    YEŞİL ANNE – Çok teşekkür ederim. Her ne kadar bizim temizlikçi kadın “İkinci de geliyor artık, bence sen bu köpeği bir yerlere gönder” dese de benim öyle bir niyetim yok 🙂 Ve sana kesinlikle katılıyorum, köpek bakmak (ya da benzer bir evcil hayvanın sorumluluğunu almak) anneliğe bir nebze de olsa hazırlıyor insanı.

    ÇALIŞAN GEBE – Keşke! İnan niyet etmedim değil, ama etrafımdakiler tarafından püskürtülmekle kalmadım, Türkiye gibi ambulansın, trafiğin, her şeyin “tıkır tıkır” işlediği bir memlekette cesaret edemedim 😦

    ELFANA – Teşekkürler. Ne güzel değil mi böyle bir olaya şahit olmak. Senin tecrüben de ne kadar ilginçmiş, keşke çocuklarımız da böyle şeyler görebilse…

    HİLAL – “Çelimsizi kaptırmam abi” diyerek girdim işin içine. İyi ki de yapmışım. Paphia çok hastalandı, sürekli gözü, kulağı alerji oldu. Bilmem herkes ilgilenir miydi, ama ben şansa bırakmak istemedim. O da bizi çok sevdi.

  7. […] sızlıyor. Elime doğdu Paphia. Annesi, ilk köpeğim Polit Sevgililer Günü’nde doğurdu onu ve kardeşlerini. O zamanlar aklı beş karış havalarda bir üniversite öğrencisiydim. […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: