Deniz ve Derin

Bu hallerdeler…

Reklamlar

Andersen’in neyi var Alla’sen?

Geçenlerde “Türkçe güzel çocuk kitapları artıyor” diye yazmıştım.

Bununla birlikte beni şaşırtan kitaplar da söz konusu.

Bunların başını da Hans Christian Andersen ya da Grimm Kardeşler gibi klasik masalcıların masallarının olduğu kitaplar çekiyor. Biz bunlarla büyüdük, evet, ama şimdi Deniz’e okurken bazı mesajlar bana çok garip geliyor.

Devamı için tıklayın.

Düşen göbek bağını ne yapmalı?

Derin'in göbek bağı

Dün akşam yatmadan önceki son meme seansında Derin’in altını değiştirirken bir şey fırladı. Bir baktım, bizimkinin göbeği düşmüş!

Ne çabuk… Tabii hemen göz yaşarmaları, “Vay, benimle olan son bağı da gitti gider” ağlamaları derken beni bir düşünce aldı: Ben bu göbek bağını ne yapacağım?

Normalde Deniz’inkini ne yaptıysam Derin’inkine de aynısını yapardım. Ancak Deniz’inki pek de sık karşılaşılmayan bir kazaya kurban gitmişti:

Deniz’in göbek bağını Paphia yemişti!

Devamı için tıklayın.

Bizden kısa kısa haberler…

Hastanedeki yazı yazma verimliliğimi eve çıktıktan sonra devam ettiremeyince kaç gündür habersiz kaldı blog. Her ne kadar vücudum uyumak istese de yatak odasına bütün gücüyle giren güneş beni uyutmayınca iyisi mi iki satır karalayayım dedim.

Devamı için tıklayın.

Hastane personeline nasıl teşekkür etmeli?

Bizimle ilgilenen hastane personeline (hemşire, hasta bakıcı) nasıl teşekkür etmeli?

Çikolata mı ikram etmeli? Doğrudan ilgilenenlere (beni hamamda yıkar gibi yıkayan hasta bakıcı mesela) bahşiş mi bırakmalı? Sonradan çiçek mi göndertmeli? Hastanenin vakfına bağış mı yapmalı? (Sanırım sonuncusunun cevabı “Hayır”dır. Personelin kendisine doğrudan “teşekkür etmeli”, değil mi?)

Siz neler yaptınız? Nedir racon? Fikirlere ihtiyacım var.

Fırtınadan önceki sessizlik…

Derin hastane odamızdaki minik yatağında, yanımda, bembeyaz bir battaniyeye sarılmış, ara sıra mık mık sesler çıkararak uyuyor. Deniz evde, odasında, büyük ihtimalle Mumu’suna sarılmış, birazdan uyanmak üzere kıpırdanıyor.

Şu an muazzam bir sessizlik hâkim hastane odasına… Bir tek klimanın üfleme sesi var, o da insanın uykusunu getiriyor zaten.

Fırtınadan önceki sessizlik bu…

Devamı için tıklayın.

İlk resim, ilk detaylar…

Bunu “doğum hikâyesi” olarak nitelendirmiyorum, çünkü asıl hikâyeyi yazabilmek için önce olanları sindirmem lazım. Her şey o kadar hızlı gelişti ki… Daha dün sabah bu saatlerde hamileydim!

Devamı için tıklayın.

%d blogcu bunu beğendi: