“Titrin kadar konuş”

VIP - Çok Önemli Kişi

Arabaların tartışılmaz bir üstünlüğü var Türkiye’de.  Arabalar insanlardan daha çok itibar görür, daha çok düşünülür.

Böyle bir ülke burası. Dönemeçlerde yayalar arabalara öncelik tanır. Kaldırımlara arabalar park eder. Yayalar cinlik yapan ve hiçbir suretle cezaya tabi olmayan motosikletlere kurban gitmemek için kaldırımlarda yürürken zikzak çizer. Yaya geçitlerinden yürümek için yayalar önce arabaların geçip geçidin boşalmasını bekler.

Kaldırımlarda engellilerin ya da bebek arabalarının girip çıkacağı eğimler yoktur. YALLAH diyerek indirip çıkarırsınız pusetleri. Ama otopark girişlerinin hepsinde arabaların sarsıntısız girip çıkması için kaymak gibi eğimler bulunur. Maazallah, arabanın altı yola sürtmeye…

Arabanız kadar adamsınız bu ülkede. Orta karar yerli üretim bir arabanız varsa kendiniz park edersiniz arabanızı gittiğiniz yerde. Ama şöyle hafif afili, yabancı üretim bir marka araba kullanıyorsanız o zaman vale kapınızı açar, alır, park eder arabanızı. Hele şöyle kocaman bir cipiniz ya da üstü açık bir arabanız mı var, o zaman en iyi, en yakın, en “herkesin gözü önünde” park yeri sizindir.

Arabası kadar konuşur insanlar Türkiye’de. Arabası ne kadar pahalıysa o kadar çok hızlı gitme, kuralları ihlal etme, kaldırıma park etme hakkı vardır insanın.

Az kaldırmadım kaldırımlara park eden arabaların sileceklerini. Bu yaparken de az azar işitip küfür yemedim. Pusette çocuğum, kan ter içinde kaldırımda yürümeye çalıştığım halde ne “salak karı” olmadığım kaldı, ne de çektirip gitmem gerektiği… Sileceğini kaldırdığım arabanın modeli ne kadar lüksse bu azar ve küfürlerin “kalibresi ve kalitesi” (!) de o kadar yükseldi.

Bir seferinde apartmanın otopark girişine park etmiş, son model lüks bir arabanın sahibini har har arayıp durmuştum. Acilen çıkmam gerekiyordu, Deniz’in uykusu vardı, ama gel gör ki bu araba sanki kendi özel park yeriymişçesine bizim apartmanın otoparkının çıkışına park edip gitmişti. Bırakın saygısızlığı, “acaba acil çıkış yapması gereken, hasta, hamile, vesaire birisi olur da çıkamazsa” bile diye düşünmeden.

Yaklaşık 20 dakika boyunca arabanın sahibini aramış, civar apartmanların kapıcılarına sormuş, etraftaki dükkânlara girip çıkmış, korna çalmış, ortalığı birbirine katmış ve kimseyi bulamamıştık. 20 dakikanın sonunda elini kolunu sallaya sallaya gelmişti sahip kişi. “Beyefendi, olacak iş mi bu yaptığınız?!” diye çıkışmıştım. “İşte iki dakikalığına bir yere gitmiştim de, işçilere söylemiştim de” diye anlatmaya başlamıştı. “Hiç mi düşünmezsiniz başkalarını, bu ne saygısızlık?!” dediğimde de “Siz benimle ne biçim konuşuyorsunuz? Siz benim kim olduğumu, titrimi biliyor musunuz?” diye sormuştu.

Dumura uğramış bir şekilde kalmıştım. Bilmiyordum titrini. Düşünmemiştim ki… Fark eder miydi? Başbakanın çocuğu olsa, belediye başkanının damadı olsa, Türkiye’nin en büyük holdinginin yönetim kurulu başkanı olsa, fark eder miydi? Kendi şahsi işini halletmek için el alemin otoparkının önüne park edip geçişi engelleyebilir miydi?

Bu “titrimi biliyor musunuz?” lafını duyunca hiçbir şey söyleyememiştim. Ne anlatabilirdim ki? Sadece “Böyle de bir şey söylediniz ya, size verecek cevabım yok” deyip, arabama binip çekip gitmesini beklemiştim.

Titr dediğin nedir? Kartvizitinde “bilmem ne müdürü” ya da “falanca işler direktörü” yazıyorsa da insanın, adam olamadıktan sonra ne anlamı kalır?

Titrler insanlıktan önde gittikçe, bazıları sırf statülerinden ötürü kendilerini üstün gördükçe Avrupa Birliği’ne de girsek, Orta Doğu Birliği’ni de kursak, adam olabilir miyiz?

***

(Blog tutmaya başlamadan çok önce olmuştu bu olay. Dün birden aklıma geliverdi.)

Paylaşın:

Add to FacebookAdd to DiggAdd to Del.icio.usAdd to StumbleuponAdd to RedditAdd to BlinklistAdd to TwitterAdd to TechnoratiAdd to Yahoo BuzzAdd to Newsvine

Reklamlar

8 Yanıt

  1. Çok iyi anlıyorum. Türkiye’de norm bu. Hep burdaysan hiç garip gelmiyor belki de.

    Ancak Anadolu yakası çok çok daha iyi bu konuda. Bir senedir bu tarz şeylere sinirlenmiyorum. Ya da artık yeterince zaman geçirdik, normu kabul ettik 🙂

  2. Hep buradaysan da normal gelmiyor Alkan…

    Aynı şeyleri bıkıp usanmadan ben de yapıyorum Elif, hatta vaktim varsa (çantamda hep bloknot ve kalem bulunur) sevgi norları yazıyorum arabaarın üstlerine! Eşim de ben de acayip bulaşırız bu tür durumlarda. Bulaşmaya da devam edeceğim.

    O “titr” sahibi kişilik için daha fazla nefes tüketmemekle de iyi etmişsin, ne anlayacak ki?

  3. VIP= very importand person.
    Siz’inde tercüme ettiğiniz gibi = önemli kişi (?)
    Kelimenin ana köküne baktığımızda; Latince = prominentia ; olarak görüyoruz.
    Sonra Türkçeye çevirdiğimizde karşımıza çikan tercüme, = meşhur, tanınmış kişi “önemli” anlamına ulaşıyoruz. …evet doğru ! …

    Nasıl meşhur olmuş veya tanınmış…(?) oldukları “önemli” olduklarının ispatı olmadığı Siz’in öykünüzden rahatlıkla anlaşılmaktadır.

    İnsanlar farklı sebeplerle “meşhur” olabilirler. Birisi meşhurdur , çünkü çok iyi bir insandır, topluma iyi hizmetler vermiştir, saygılıdır, küçüğünü seven büyüğünü sayan bir kişiliğe sahiptir. İtfaiyenin girecek olduğu yolun her an açık kalmasını varsayım olarak kabul edenlerdir.

    Bir başkası “meşhurdur” …çünkü hayatı sikandallarla doludur…. O kişide bir “VIP” olmuştur; Önemli olabilmişmidir ?????

    Önemli olan kişiler, eksikliği zor telafi edilebilen insanlardır. Topluma değer ve değerli birşeyler verebilenlerdir.

    Lüx araba sahibi olmakla, bir makam sahibi olmakla ve bunu etrafına kabaca hissetiren insanlar her türlü eğitimden yoksun olan , kendilerini “önemli” zanneden önemsiz kişilerdir ; en yüksek teknik eğitim almış olsalar dahi ?

    İnsan her türlü mesleği öğrenebilir, ancak insan olmayı öğrenememiş ise ; ne kadar zengin olsada “fakir” kalmaya mecburdur.

    Hiçbir şey İnsan kadar önemli olmamalıdır. Bu henüz Ülkemizde yeteri kadar bilinmediği üzücü bir gerçek….. maalesef !

    Herşey gönlünüzce olsun, kalın sağlıcakla

    Acikahvem 17/06/2010

  4. Her cümlenin altına imzamı atarım Elif..
    Yılmadan yorulmadan didişiyorum ama hep yenik düşüyorum..Kuğulu park kavşağı vardır Ankara’ da ordaki yaya geçidinde tüm yayalar bekler dururlar arabalar bitsin diye, yerdeki geçit çizgileride silinip gitmiştir zaten, yeniden cizilmez nicedir..İşte orda atarım kendimi hep önlerine arabaların, Arda varken yapamıyorum ama kendimken daha bir gözü kara atıyorum, elimle dur işareti yaparak, yaya geçidi levhasını işaret ederek atıyorum kendimi yola…Korna çalıyorlar, bağırıyorlar..bende bağırıyorum! 🙂
    Bir de demişsin ya farkeder mi? Başbakanın, holding sahibinin oğlu olsan ne fark eder diye..Burada fark ediyor ne yazıkki..Unutma Başbakanın (belediye bşk iken) oğlunun araba ile insan ezip öldürdüğü ve hüküm giymek bir yana, belediye kamyonlarının olayın izlerini yıkayıp sildiği bir memlekette yaşıyoruz…

    • Sn. itir salancı,

      Sevgili Bacim,
      cesaretinizi kutluyorum, yinede dikkatlı olmanızı tavsiye ederim. Biz henüz uygar ve medeni kültürün sahibi olamadık…maalesef.(?)

      Sakın Çocuğunuzu Anne’siz bırakmayın ! … nedenmi böyle yazmak ihtiyacını hissettim ?

      … bakınız ;… sevgili Bacim !
      Biz toplum olarak (müstesnalar kaideyi bozmaz) henüz „tam eğitim almış bir toplum değiliz“ bu bir acı gerçek, belki o kadar acı’ki onu kabul etmek istemiyoruz; çünkü çok fazla acı…(!)

      Bazen diyebilirimki ? diğer toplumlar bizi örnek alsınlar. İyi taraflarımızla…(!) yokmu iyi taraflarımız ?.. var, ınanınız bana. Ama bu yeterli değil. Biz “şımarık bir toplum olmaya başladık” ????
      Cumhurriyet kurulduğunda bir metrekare asfaltımız olmadığını unutttuk..?…unuttuk binlerce insanımızı işçi olarak pazarladığımızı…60 lı yıllardan beri..! Unuttuk o pazarladığımız insanların insan olduklarını. Unuttuk o insanların KAVŞAKTA NASIL BEKLEDİKLERİNİ.. onlara küfrettik kırmızıda durdukları için. Onların getirdikleri tecrübeleri „aptalca“ olarak gördük… ama getirdikleri arabalara bayıldık..

      Tüketici toplum olmaktan kurtulamadık.

      Çocuklarımızı doğduklarında „oyuncak bebek“ zannettik. Onları geleceğe hazırlıyamadık. Şımarttık. Maço yaptık onları tek tek.

      Eşlerini haftada bir defa dövmediklerinde… onları „kılıbık“ olarak vasıflandırdık..?
      Eşinin emeğini inkar eden kadınımızı „feminist“ olarak alkışladık…???

      …ve… ve şimdi kavaşaktaki yaya geçidinde onlar bize küfrediyorlar…. aci, ama gerçek.

      İşte bu nedenle Sn. Elif kardeşimizin (blogcuanne) olarak verdiği hizmeti bütün kalbimle destekliyorum, kendisini tebrikten daha öteye bir –önemli kişi olarak—VIP olarak görüyorum ve mutluyum onun Sayfasında iki satır yazmak imkanını bulduğum için. Kendi Sayfamda yazdıklarım tamamen kendim için, burada yazdıklarım tüm kardeşlerim için.

      Bu vasıtayla..Sn. Elif Hanımdan rica edebilmek isterdim… bugünkü yazısı gibi Sosyal konulara arasıra yer vermesi… imkanlar dahilinde.

      Biliyorum, iki Çocukla kolay olmadığını.

      Herşey gönlünüzce olsun, kalın sağlıcakla

      acikahvem 17.06.2010 22:07

  5. insanlarımızdaki(?) bu aşağılık kompleksi devam ettiği sürece ülkemiz ve yazık ki insanlarımız(?) medeniyeti ve uygarlığı bir türlü göremeyecek ve daha da önemlisi anlayamayacak. hiç sordunuz mu acaba ülkemizde kaç kişi bu tabirlerin anlamını biliyor??? yazık bu güzel ülkemize. hemde çok yazık…böyle insanların sebep olduğu akıl almaz durumlar yüzünden asla hak ettiği değere ulaşamayacak, ve biz de bunun içinde olacağız. ama ne yapalım bizim titr lerimiz onlar kadar güçlü değil, değil mi?

  6. ALKAN – Bu bahsettiğim olay (ve tüm benzerleri) maalesef Anadolu yakasında, genellikle de Feneryolu civarında yaşanmıştı 😦

    BAŞAK – Not bırakma olayını ben de birkaç kez yapmıştım. Hiçbir şey olmasa kendini iyi hissediyorsun.

    ACI KAHVEM – İnce sözlerin için teşekkür ederim. Tecrübelerimi paylaştığım için yaşadıkça yazıyorum.

    ITIR – Aynı cengaverlik inan bende de var. Dikkatli de olmak lazım. Trafikte falan her çatıştığımda “ya adamın silahı olsaydı da vursaydı, kim vurduya gitseydim” diyorum bazen. Olmuyor değil maalesef!

  7. Hamile filan değildim Şişli’de bir köşe başında ışığın yanmasını bekliyoruz müstakbel eşimle. Adamın biri vın diye kırmızada geçti. Ben de müsakbel eşim beni uyardığı halde kendimi tutamayıp arabanın poposuna bir şaplak attım. Adam yememiş içmemiş, gideceği yönden terse çevirmiş rotasını, bizim yanımıza kadar gelmiş. Arabayı durdurdu ve eşime saldırdı. Üçümüz fır dönüyoruz daracık Pangaltı kaldırımında, ben bağırıyorum, kimse de müdahele etmiyor. Sonunda nasıl oldu kavgadanayrıldılar bilmiyorum. Son hatırladığım adamın hızını alamayıp eşime bir kafa attıı ve gömleğini yırttığıydı. Ve sonunda defolup gitti.
    Şİmdi kızımla arabayla çıktığımda ürküyorum. Motorsikletler ve arabalar tersten üselik son hız size doğru geliyorlar. Makas atanlar, yandan sıkıştıranlar. Kızım olmayınca bir cesaret bende. Olduğunda iki kere düşünerek hareket ediyorum. Ama inanın üstüme tersten gelenlerin üstüne bir de ben sürüp onları dehşete düşürmek istiyorum. Ancak afedersiniz ama bizde 4 ayaklı çok, üsüne sürersem sonunda yine de ben cezalandırılırım bu ülkede….Yayalar da bir o kadar dikkatsiz, adam ana caddede bile tarlada gider gibi gidiyor, iş yine sana düşüyor. Üstelik te yeni yargıtay karaına göre artık ya da çarpsa arabalar suçlu sayılacaklarmış. E5’te ile olsanız, düşünebiliyor musunuz? Pusetle gitmek ise daha başa bela, arabaya gerek bile yok. Yine şişlide bir kaldırımdan inmek için akla karayı seçtim, hem basamaklı hem de ortada elektrik direği var, onun dibinde de hemen bir zemin katına girişi basamak çıkıntısı. Vızı arabarın geçtiği yola inmeden puseti geçirmek bir sihirbazlık becerisi gerektirmiyor mu?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: