Defne Koryürek’le, Organik Gıda Üzerine…

Geçtiğimiz hafta Fikir Sahibi Damaklar konviviyumunun kurucu lideri Defne Koryürek’le keyifli bir söyleşi gerçekleştirdim.

Konu, organik ürünler ve Türkiye’de organik tarımdı.

Bir sürü soru vardı aklımda. Hepsi de organik ürün tüketimi etrafında dönüyordu.

Benim merak ettiklerim şunlardı:

  • Herkes, her şeye organik der oldu. Herkes, köyden getirdiği kayısıya, bahçesinde yetiştirdiği domatese organik diyor. Her doğal ürün, her katkısız şey organik mi?
  • Amerika’da, ağırlıklı olarak Whole Foods’dan alış veriş yapar, organik ürünleri sorgulamadan alırdım. Türkiye’de ise organik tarıma ne kadar güvenebileceğim konusunda soru işaretleri var aklımda. Her organik ürün, güvenilir mi? Bunun standartları var mı?
  • Nerelerden alış veriş yapılmalı? Yerel üreticileri mi, organik pazarları mı, organik ürün satan mağazaları mı, süpermarketleri mi tercih etmeli?
  • Organik ürünler pahalı oluyor. Bu noktada tüketici tercih yapmaya yönelecek olursa nasıl bir tercih yapmalı? Hangi ürünleri organik tüketmeli? Kimyonu, örneğin, organik tüketmek şart mı?

Defne Koryürek’in yanıtları ise özetle aşağıdaki gibi oldu:

Organik ürünler belirli standartlara göre yetiştirilir. Toprağa belirli bir süre boyunca sadece organik ürünler ekilmesi, tarlanın yakınında belirli bir mesafeden yol geçmemesi gibi standartlar yurt dışında ne ise, Türkiye’de de odur. Türkiye’de organik ürünlere sertifika veren şirketler var. Bu şirketler de devlet tarafından denetleniyor. Organik ürün alırken dikkat etmeniz gereken şey ürünün markasından ziyade sertifikalı olmasıdır.

İlkel tarım, en basit ve eski tarım yöntemidir. Organik tarım, İstanbul gibi büyük şehirlerdeki milyonlarca insana ilkel tarımın yettiremediğini sunmak için ortaya çıkmıştır. Özellikle de şehir içinde yaşıyorsanız, ilkel tarım ürünlerine erişiminiz çok zor olacağı için organik tarım ürünleri en iyi alternatifinizdir.

Şimdi Migros’un bazı ürünlerinde “iyi tarım” etiketine rastlıyoruz. Bu, organik tarım değildir; konvansiyonel tarımın doğru yapılmış halidir.

Evet, organik ürünler pahalıdır. Ancak organik ürünleri yetiştirmek kolay değildir. Örneğin, organik et üretimi yapan Ayvacık kooperatifi… Kaz Dağı eteklerinde bulunan sekiz köydeki üreticilerin bir araya gelerek oluşturdukları bu girişimin büyümek için desteğe ihtiyacı var. O hayvanları belirli bir alanda serbest gezdirmek, yedikleri otların güvenirliğini sağlamak maliyetlidir. Bu nedenle de organik ürünün ucuz olmasını beklemek gerçekçi değildir.

Maalesef bizim insanımız güvenilir gıdaya para vermeyi gereksiz bir yatırım olarak görüyor. Anne-babalar, organik gıdaya para harcamamak için organik ürünleri sadece çocuklarına almak gibi tercihlerde bulunabiliyorlar. Ancak, örneğin, pahalı bir cep telefonuna yatırım yapmaktan çekinmiyorlar.

Önceliklerimizi değiştirmeyi göze almamız lazım. Büyük evlerde yaşamak, son model cep telefonlarına sahip olmak önceliklerimiz olduğu sürece, bunlara harcadığımız paradan kısmadığımız sürece organik gıda bize “pahalı” gelmeye devam edecek.

Bazı gerçekler hakkında kendimizi eğitmemiz lazım. Domates, şubat ayında yetişmez. Şubat ayında domates yemek istediğimiz sürece, marketlerde şubat ayında domates bulmaya devam edeceğiz.

Cappy’nin “Annem Yapmış Gibi” dediği limonata reklamına kaç anne tepki verdi, merak ediyorum. Limonata yapmak nedir ki? Su, şeker, ve limonu karıştırmak varken hazır limonatayı gidip almak neden?

Coca Cola’nın Türkiye pazarına girdiği yıllarla birlikte mısır şurubu üretimi arttı. Siz, Coca Cola’nın ülkenize girmesine izin veren bir devlet olarak, yarın öbür gün kendi üreticiniz (Kola Turka) bu pazardan pay almak isteğinde “hayır” diyebilir misiniz? Bu durumda GDO’lu ürünlerin başında gelen (kolalı içeceklerin içindeki) mısır şurubunun kullanımına karşı çıkabilir misiniz? Peki, bunu üretmek için mısır ekimini engelleyebilir misiniz?

İşte Türkiye, bu gibi yanlış politikalar ve 50’li, 60’lı yıllarda alınan yanlış kararlar sonucunda bugün eti bile dışarıdan ithal edecek duruma geldi. Aslında Türkiye toprakları, doğru ekildiği sürece, 70 milyondan çok daha fazlasını doyurabilecek verimliliktedir.

Defne Koryürek ve köpeği Lola

Mahallenin manavında satılan yerel ürünleri mi, marketlerde satılan organik ürünleri mi tercih etmeli konusu herkesin kendi şartlarına göre karar vermesi gereken bir durum. Siz, şehrin dışında yaşayan bir insan olarak sitenizin arkasındaki manavdan alış veriş yapmayı tercih edebilirsiniz. Ya da, seyyar arabasında sebze satan bir satıcıdan 10 senedir alış veriş yapıyor ve kendisine çok güveniyor olabilirsiniz. O manavın, satıcının ürünlerini nerede, nasıl ürettiğinin denetimi size kalmış.

Ayrıca artık birçok şehirde organik pazarlar var. Sadece İstanbul’da bile çokça organik pazar kuruluyor. Bu pazarlarda ürün satan üreticiler belirli ölçütlere göre kabul ediliyorlar. Ayrıca birbirlerinin üretimlerinden haberdar oldukları için bir nevi iç denetim de söz konusu.

Organik ürünleri tüketmeye devam etmek istiyorsak üretimini de desteklemeliyiz. Örneğin Orvital organik tavuğu marketlerden almaya devam ediyorum. Çünkü devamının gelmesini istiyorum.

Şu şu ürünleri marketlerden alın, bu ürünleri organik gıda dükkânlarından alın gibi bir tarif doğru olmaz. Herkes, kendi koşullarına uyan şekilde alış veriş yapmalı.

Hangi ürünlerin organiğinin tüketmesi de kişinin kendi şartlarına göre karar vermesi gereken bir durum. Organik ürünler, belirli standartlara göre yetiştiriliyor. Bunu bildikten sonra kimyonu organik almayı tercih edebilir ya da etmeyebilirsiniz, o size kalmış.

Önemli olan, önceliklerinizi belirlemek.

Defne Koryürek’le yaptığım bu söyleşiden şahsım adına önemli kazanımlarla ayrıldım.

Ben, organik tüketmenin kendi sağlığım için gerekli olduğuna inanan, ancak bu konuda özellikle de Türkiye söz konusu olunca şüphe duyan kesimdenim. İki sebeple:

(1) Denetiminin ne kadar, nasıl yapıldığı konusunda şüphelerim vardı. (Sanırım buna “çok fazla araştırıp soruşturmamıştım” demek daha doğru)

(2) Organik ürünlerin fazlasıyla pahalı olduğunu düşünüyordum.

Koryürek’in anlattıklarından sonra şunları kafamda yerleştirdim:

(1) Organik gıdayı sırf organik diye gözü kara tüketmeyeceksin. Sertifikasını, menşeini soracaksın. Organik olmayan ürünü de organik değil diye dışlamayacaksın. Kendini eğiteceksin. Doğru soruları sormayı bileceksin. Bilinçli, soru soran bir tüketici olacaksın.

(2) Organik ürünlere paha biçerken, organik gıda yetiştirmenin zorluğu ve maliyetini düşüneceksin. Muadilinin üçte biri fiyatına satıldığı bir organik ürünün sırf üreticinin cebini doldurmak için değil, o inekleri taze otla beslemenin zorluğundan, konvansiyonel tarım üreticileri kasa kasa domatesleri marketlere taşırken, bir fidan domatesin hak ettiği gibi yetişmesinin maliyetinden kaynaklandığını unutmayacaksın.

Bu konuda Defne Koryürek’in “ ‘Ucuz’ olana dair” başlıklı yazısını ve Fikir Sahibi Damaklar’ın şu bültenini okumanızı tavsiye ediyorum. Her ikisi de oldukça bilgilendirici ve göz açıcı.

Paylaşın:

Add to FacebookAdd to DiggAdd to Del.icio.usAdd to StumbleuponAdd to RedditAdd to BlinklistAdd to TwitterAdd to TechnoratiAdd to Yahoo BuzzAdd to Newsvine

Reklamlar

10 Yanıt

  1. Yine çok iyi bir nokta :)) Bu konuya biraz kafa yoran, biraz da araştıran biri olarak bir iki şey söylemek istiyorum ben de;
    – Türkiye de bu sertifika gerçekten yurt dışında olduğu gibi kılı kırk yararak veriliyor. Ama sonrası ile ilgili eksikler var sanırım. Güvendiğim bir kişiye sertifika veren şirketteki yetkili samimiyetle ” Biz sertifikayı koşullarını arayarak veririz. Ama sonrası üreticinin insafına kalıyor biraz” demiş. Yani sertifika sonrası denetim de gerçekten büyük eksiklikler var gibi.
    – Türkiye’de organik gıda gerçekten çok pahalı. Sebebi de yeterli talebin olmaması sanırım. Hala organik ürünler niş kabul ediyor. Burada (belçika) atıyorum herhangi bir sebzenin normal üretimini 1,6 euro ya alırken organik üretimini 1,9 euro ya alabiliyorsun. Tabi mevsimine ve sebzesine göre değişebiliyor.

    – Yine pazar büyüklüğü ile ilgili bir ürün çeşitliliği eksiği var gibi. Salataya koyacağım mısırdan, soya sosuna, cipsten, çikolataya kadar her şeyin organik üretimini bulabiliyorum.

    – Bir de kök bitkilerin topraktan tüm tarım ilacı vb artıkları aldığını bu neden ile havuc, patates, soğan vb gıdaların organik üretimini tercih etmenin önemli olduğunu okumuştum.

    Benden dağınık dağınık notlar bu kadar 🙂

    • Evrim kok hakkinda dedigini ben de okudum, yalniz asagidaki notumda bahsettigim listedeki test sonuclarinda organik olmayan sogan temiz cikmis fakat patates cikmamis, yani dedigin gibi patatesi organik almak lazim ama sogan organik almasak da oluyor. Havuc hicbir “en cok-en az” listesine girmemis demek ki ortada bir yerde.

      • Liste super oldu Bahar. Teşekkürler… Benim okuduğum yazıda genel olarak kök gıdalar diyor ve patates üzerinde özellikle duruluyordu. Ben de kendimce örnek verdim kök bitkilere 🙂 Demek ki yorum ve genelleme yapmamak ve tek tek araştırmak gerekiyormuş 🙂 O zaman soğana hakkını iade edelim :))

  2. Elif, Amerikada EWG yani Environmental Working Group, neleri organik almaliyiz seklinde bir liste yapmis. Bu listeyi su sekilde yapmis, organik olmayan urunleri test etmisler ve icinde en cok kimyasal ilac cikanlar ve en az cikanlar seklinde iki liste yapmislar, en cok kimyasallilari organik tuketilmesini ve en az olanlarin da organik tuketilmesi gerekmedigini soyluyorlar. Ornegin kuru sogan soyularak tuketildigi icin organik olmasa da oluyor, ve cilekte cok kimyasal cikmis (yikandiktan sonra) o yuzden organik alin diyorlar. Bu liste pdf dosyasi olarak su siteden indirilebiliyor, istersen sana emailleyebilirim. http://www.foodnews.org/sneak/EWG-shoppers-guide.pdf
    Tabii bu Amerikadaki tarim kosullari icin gecerli ama herhalde benzer ilaclar benzer urunlerde kullaniliyordur Turkiye’de de.

  3. Ben demin verdigim listeye soya ve misir urunlerini eklemek istiyorum. Bu urunlerin simdi hatirlayamiyorum ama Amerikada yuzde 97si falan gibi bir rakam GDOlu uretiliyor, GDOsuz olmasi icin organik almak gerekiyor. Soya urunlerinin uretiminde ayrica cesitli kimyasallar da kullaniliyor, o yuzden organik aldiginizda hem GDOsuz hem kimyasalsiz oluyor.

  4. Bir de sut urunlerini eklemeyi unuttum tabii ki! Amerikada sutte “bovine growth hormone” kullaniliyor ve bu hormonun etkileri cok tartisiliyor, bir arastirma bu hormonla uretilen sutlerde baska bir hormonun fazla oldugunu gostermis ve bunun erken ergenlik vb gibi seylere yolacabilecegi dusunuluyor. Avrupada bgh yasakmis, sanirim Turkiyede degil. O yuzden organik olmasa bile bgh ile uretilmemis olmasina dikkat etmek lazim. Bir de genel olarak hayvansal urunlerin (ssut yumurta et) organik olmasi aslinda sebze meyveden daha onemli, cunku bu hayvanlar organik olmayan gida tukettiklerinde hayvan urunlerinde ilaclar daha konsantre sekilde birikiyor. Okudugum bir kaynak et icin 16 kat diyordu, yani soyle bir oran 1 kg et icin 16 kg organik olmayan ilacli besin tuketildiginde bu ilaclar o ette/yumurtada/sutte/peynirde vs daha yogun sekilde birikir. O yuzden genel olarak hayvansal urunlerin az tuketilmesi (vejetaryenlik) yahut organik tuketilmesi daha saglikli.

  5. […] This post was mentioned on Twitter by Ergem, Blogcu Anne. Blogcu Anne said: Defne Koryürek'le, Organik Gıda Üzerine…: http://wp.me/py3ib-2g6 […]

  6. Güzel bir Organik Dünya İçin elele!
    Saygılarımla
    Çapar Kanat
    Çiftçi-Çiğ Süt Üreticisi

  7. mrebalar oncelikle organik gıda üzerine güzel bır röpertaj olmuş defne hanımı daha yeni yeni tanıyan bırı olarak onun bılgı ve bırımkımlerının ınsanlar ıcın nekadar faydalı olabılecegını anladım. benım korkum sudurkı bu buyuksehır sevdalıgı ınsanlar uzerınde devam ettıkce ne çiftçi kalıcak ne tarımcı nede koylerımızde hayvancılıkla ugrasan ınsan 🙂

  8. YAZIDAN COK NEDENSE LOLA DIKKATIMI CEKTI 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: