İlkokulda Ödeve Son

Blogcu Anne’nin Notu: Aşağıdaki yazı, kendisinden burada bahsettiğim Aysuda Kölemen Luge tarafından kaleme alındı.

Çocuğunuzu okula gönderdiniz. Her gün yorgun argın okuldan geliyor. Daha fazla “ders” istemiyor. Belki bahçeye çıkıp, belki evde kalıp, belki arkadaşlarıyla buluşup oynamak istiyor, uyumak istiyor, boş boş oturup hayal kurmak, televizyon izlemek, resim çizmek istiyor. Ders hariç her şeyi istiyor. Ama mecburen önce ödevini bitirmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Küçücük elleri yoruluyor. Testler bitmek bilmiyor. Bazen (belki her gün) dayanamayıp yardım ediyorsunuz. Hocalar neden bu kadar çok ödev veriyorlar, çocuklara hiç mi acımıyorlar diye kendi kendinize söyleniyorsunuz. Bir yandan da biliyorsunuz ki, ne kadar çocuğunuzu yorsa da, hatta mutsuz etse de, o ödevler önemli. Çocuğunuzun dersleri tekrar etmesini, okulda öğrendiklerini pekiştirmesini sağlıyor. Bu yüzden, çocuğunuz ne kadar sevmese de, siz ne kadar bıkmış olsanız da, o ödevler mecburen yapılacak. Size de bu işkenceye katlanmak düşüyor. Sistem bu. Bu bir at yarışı ve geride kalan kaybediyor.

Durun orda. Çünkü uzunca bir sureden beri çoğu araştırma gösteriyor ki, ilkokulda ödevin hiçbir faydası yok. Doğru okudunuz. İlkokulda ödev yapan çocuklar, yapmayanlardan daha başarılı değiller. Ödev yapmak dersi öğrenmeye, hatta pekiştirmeye yaramıyor. Neye yarıyor peki? Çocukları bezdirmeye. Çocuğunuzun saatlerce çözdüğü testlerin, canı sıkıla sıkıla okuduğu ünitelerin, cevapladığı bitmez tükenmez soruların çocuğunuzun eğitimine hiçbir faydası yok. Daha da önemlisi sınav notlarını, ya da test puanlarını yükseltmiyor. Çocuğunuz da, siz de boşuna eziyet çekiyorsunuz. İlkokulda ezberci eğitim sisteminin belki de en kötü yanı ev ödevi. Sadece verilmiş olmak için verilen, sadece yapmış olmak için yapılan bir şey. En azından bir zararı yok diye düşünüyor pek çok okul ve öğretmen. Ama var. Çalınmış bir çocukluk. Belki çocuğunuzun mutluluğu okulları ilgilendirmiyor; ama en azından ödev yüzünden pek çok çocuğun okuldan soğuduğunu, ders çalışma isteğini tamamen yitirdiğini, yeterince uyku almadığını neden göz ardı ediyorlar? Çünkü devamlı bir şey yapıyormuş gibi görünmek zorundalar. Velilerden korkuyorlar, sınıfta verdikleri eğitimin yetersizliğinden korkuyorlar. Muhtemelen araştırmalardan da habersizler ve ödevin aslında faydalı olduğuna inanıyorlar. Küçük çocuklara ödev yaptırmak göle yoğurt çalmaya benziyor ve yüz senedir, “ya tutarsa?” diye çalmaya devam ediyor herkes. Tutmuyor.

Son yıllarda bu konuda “özel” eğitim sistemlerinde öğretmenlik yapan Amerikalı ve Alman öğretmenlerle konuştum. Bazı araştırmaları okudum. Eğer bürokratlar tarafından yazılmış müfredatlara, siyasetçiler tarafından karar verilen eğitim sistemlerine güveniniz tamsa, bırakın çocuğunuz saatlerce ödev yapsın her gün. Ben size diyorum ki, ilkokulda çocuk -özel ihtiyaçları yoksa- günlük ödev yapmasın (araştırma, düşünce ve yaratıcılık gerektiren dönem ödevleri bambaşka bir şey ki onu da isterseniz ayrıca tartışabiliriz. Yaşı ilerlemiş öğrenciler de farklı bir kategori).

Çocuğunuzun oyun oynama hakkı için savaşın. Bırakın spor yapsın, koşsun, oynasın. Sevdiği kitapları okusun. Resimler çizsin. Beraber bir şeyler yapın, vaktiniz ve haliniz varsa. Canınız istiyorsa oturun saatlerce konusun çocuğunuzla. Ona en sevdiniz şiirleri okuyun. Beraber müzik dinleyin. Beraber yürüyüşe çıkın, parka gidin. Beraber pasta yapın, film izleyin, takla atın. Ya da yayılın, hiçbir şey yapmayın, şekerleme yapın.

“Gerçekçi ol” diyorsunuz.  Haklısınız. Herkes deliler gibi sınavlara hazırlanıyor. Öğretmenler ödevleri yığıyor. Elden gelen bir şey yok. Saatlerce okulda oturmaya zorlanan bir çocuğun, bir de üstüne akşamları ödev yapmaktan ne kadar verim aldığı (daha doğrusu almadığı) değil sorun. Ödevi yapmazsa, öğretmenler ve okul hem öğrenciyi, hem veliyi cezalandırıyor. Üstelik pek çok öğretmen, evde kendisi ödev yapmıyor (öğretmen de ödev yapar mı diyorsanız, iyi bir öğretmenin her gün okuldan sonra saatlerce çalışmak zorunda olduğunu bilmeniz gerekiyor. Bunu yapmayan bir hoca öğrencilerine fazla faydalı olamaz. Derse hazırlanmayı savsakladığım günlerde, verimimin ne kadar düştüğünü bizzat biliyorum, bu yüzden anlatacağım her konuya saatlerce hazırlanıyor, her şeyi planlıyorum. Ama ne yazık ki, her hoca derslere hazırlanmıyor, ya da çalışma ve yaşam koşulları nedeniyle hazırlanamıyor.)

Eğer çocuğunuz ilkokuldaysa, siz ödeve karşıysanız, gidin öğretmenle, okul idaresiyle konuşun. Diğer velilerle görüşün. Ödev nedir, amacı nedir konuşun. En azından daha az ödev verilmesini talep edin. Ödev aslında öğretmenin ve okulun kendine güvensizliğinden kaynaklanıyor. Çocuklara yeterli eğitim veremediklerine, takviyeye ihtiyaçları olduguna inanıyorlar. Tekrar söylüyorum, araştırmalara göre, ilkokulda ödevin okula ve eğitime bir faydası yok. Çocukları okuldan soğutmaktan, yormaktan başka bir şeye yaramıyor.

Diyelim ki bir çocuğun gerçekten ödev yapmaya ihtiyacı var. O zaman? Sizce sınıfın en iyi öğrencisi ile, en kötü öğrencisine aynı ödevi vermek mantıklı mı? Peki A konusunu anlamayan öğrenciyle, B konusunu anlamayan öğrenciye aynı problemleri çözdürmek? Ya da çocuğun bir ya da birçok dersten geri kalmasının gerçek nedenini araştırıp, soruna yol açan sebepleri çözmek yerine saatlerce birbirini tekrar eden sorular çözdürmenin faydası ne? Anne babası kavga ettiği için derse ilgisi azalan bir çocukla, ADHD’si olan bir çocuk, çok zeki olduğu için dersten sıkılan çocuk, öğretmenini sevmeyen çocuk, rakamlardan korkan çocuk, disleksik çocuk, yorgun çocuk- tüm bu çocukları tek bir sınıfa koyup, tek bir sistemle yetiştirdiğimiz yetmiyormuş gibi, bir de evde tornadan çıkmış testleri çözdürmeye devam ettirmenin kime ne faydası var? Öğretmenler o ödevleri kontrol ediyor mu tek tek? Kim nerede, neden yanlış yapmış, neyi anlamamış diye soruyorlar mı? Binlerce Türkçe testi çözen çocuklar bir türlü “de” ile “ki” eklerini nerede ayıracaklarını öğrenemiyorlar. Sonra bunu öğrensinler diye veliler çocuklara özel ders aldırıyorlar (değişik yaşlarda öğrencilere özel ders vermiş birisi olarak, çocuğunuza ders aldırmak yerine, paranızı alıp çöpe atmanızı tavsiye ederim. En azından kimse yorulmaz).

İyi hoca bilgi öğretmeye öncelik vermez (bilgi de öğretir elbette, ama önceliği bu değildir). Bilgi artik parmağınızın ucunda. Google’in cevaplayamayacağı soru yok neredeyse. Zor olan o bilgiyi arayıp bulmayı, kendi kendine çalışmayı,  anlamayı, eleştirel bir gözle değerlendirmeyi ve karşılaştırmayı öğretmek. Ve en önemlisi bütün bunları yapmak için öğrencilerde ilgi ve merak uyandırmak. Yani ihtiyacımız olan öğrenci değil de talebe aslında. Bilgiyi talep eden, yani isteyen çocuklar. Eksiğini fark edip, kendisi tamamlayabilen çocuklar. Yalnız talebeler kendi kendilerine yetişmiyor. Yetiştirilmeleri gerekiyor. Oysa ödev, çocukların ancak bilgiden koşar adımlarla kaçmasına yarıyor.

Öğretmenliğin tek bir formülü yok. Çünkü her çocuk farklı ve her çocuk farklı bir yaklaşımla eğitilmeli. Öğretmenlik yapmış herkes bunu bilir. Kimi öğrenciler duymak, kimisi okumak, kimisi konuşmak ister. Kimisi her dediğinizi yazar, kimisi her şeye itiraz eder. Herkes farklı biçimlerde öğrenir, hazmeder. Yani aynı sınava farklı farklı hazırlanmalı çocuklar. O sınav merkezi, çoktan seçmeli bir test olsa da. Oysa ödevler hep tek tip. İşte tüm bu nedenlerden dolayı, ilkokulda ödeve son deyin.

***

Ödevden giriş yaptım. Bir kaç yazıyla değişik ülkelerde denenmekte olan eğitim ve öğretim sistemlerini, okul modellerini anlatmak istiyorum. Daha çok batı ülkelerine bakacağız, çünkü hem araştırmaların, hem de ilerici eğitim sistemlerinin hemen hepsi Avrupa ve Kuzey Amerika’da. Bizim işimize yaramaz, sistemimiz belli demeyin. Okul reformu, velilerin baskısı olmadan gerçekleşmeyecek. Bunun için de bilinçli ailelerin kendilerini bilgiyle donatmaları gerekiyor.

Bu blogun okurlarının çoğunun henüz okul çağında çocuğu olmadığını tahmin ediyorum, ancak yanılıyor olabilirim. Lütfen fikirlerinizi ve bildiklerinizi paylaşın. Türkiye’deki ilk ve orta öğrenim konusundaki bilgim çok zayıf. Konuya daha çok teorik açıdan yaklaşıyorum. Ödev vermeyen okullar var mı? Sizin bu konuda deneyiminiz nedir? Çocuğunuzun ödevden zarar gördüğüne inanıyor musunuz? Ya da bazı arkadaşlarım gibi her akşam, çocuğunuzun ödevinin yarısını siz mi yapıyorsunuz?

Paylaşın:

 

Çocuğunuzu okula gönderdiniz. Her gün yorgun argın okuldan geliyor. Daha fazla “ders” istemiyor. Belki bahçeye çıkıp, belki evde kalıp, belki arkadaşlarıyla buluşup oynamak istiyor, uyumak istiyor, boş boş oturup hayal kurmak, televizyon izlemek, resim çizmek istiyor. Ders hariç her şeyi istiyor. Ama mecburen önce ödevini bitirmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Küçücük elleri yoruluyor. Testler bitmek bilmiyor. Bazen (belki her gun) dayanamayıp yardım ediyorsunuz. Hocalar neden bu kadar çok ödev veriyorlar, çocuklara hic mi acımıyorlar diye kendi kendinize söyleniyorsunuz. Bir yandan da biliyorsunuz ki, ne kadar çocuğunuzu yorsa da, hatta mutsuz etse de, o ödevler önemli. Çocuğunuzun dersleri tekrar etmesini, okulda öğrendiklerini pekiştirmesini sağlıyor. Bu yüzden, çocuğunuz ne kadar sevmese de, siz ne kadar bıkmış olsanız da, o ödevler mecburen yapılacak. Size de bu işkenceye katlanmak düşüyor. Sistem bu. Bu bir at yarışı ve geride kalan kaybediyor.

 

Durun orda. Çünkü uzunca bir sureden beri çoğu araştırma gösteriyor ki, ilkokulda ödevin hiçbir faydası yok. Doğru okudunuz. İlkokulda ödev yapan çocuklar, yapmayanlardan daha başarılı değiller. Ödev yapmak dersi öğrenmeye, hatta pekiştirmeye yaramıyor. Neye yarıyor peki? Çocukları bezdirmeye. Çocuğunuzun saatlerce çözdüğü testlerin, cani sıkıla sıkıla okuduğu ünitelerin, cevapladığı bitmez tükenmez soruların çocuğunuzun eğitimine hiçbir faydası yok. Daha da önemlisi sınav notlarını, ya da test puanlarını yükseltmiyor. Çocuğunuz da, siz de boşuna eziyet çekiyorsunuz.  İlkokulda ezberci eğitim sisteminin belki de en kotu yanı ev ödevi. Sadece verilmiş olmak için verilen, sadece yapmış olmak için yapılan bir şey. En azından bir zararı yok diye düşünüyor pek çok okul ve öğretmen. Ama var. Çalınmış bir çocukluk. Belki çocuğunuzun mutluluğu okulları ilgilendirmiyor; ama en azından ödev yüzünden pek çok çocuğun okuldan soğuduğunu, ders çalışma isteğini tamamen yitirdiğini, yeterince uyku almadığını neden göz ardı ediyorlar? Çünkü devamlı bir şey yapıyormuş gibi görünmek zorundalar. Velilerden korkuyorlar, sınıfta verdikleri eğitimin yetersizliğinden korkuyorlar. Muhtemelen araştırmalardan da habersizler ve ödevin aslında faydalı olduğuna inanıyorlar. Küçük çocuklara ödev yaptırmak göle yoğurt çalmaya benziyor ve yüz senedir, “ya tutarsa?” diye çalmaya devam ediyor herkes. Tutmuyor.

 

Son yıllarda bu konuda “özel” eğitim sistemlerinde öğretmenlik yapan Amerikalı ve Alman öğretmenlerle konuştum. Bazı araştırmaları okudum. Eğer bürokratlar tarafından yazılmış müfredatlara, siyasetçiler tarafından karar verilen eğitim sistemlerine güveniniz tamsa, bırakın çocuğunuz saatlerce ödev yapsın her gün. Ben size diyorum ki, ilkokulda çocuk -özel ihtiyaçları yoksa- günlük ödev yapmasın (araştırma, düşünce ve yaratıcılık gerektiren dönem ödevleri bambaşka bir şey ki onu da isterseniz ayrıca tartışabiliriz. Yaşı ilerlemiş öğrenciler de farklı bir kategori).

 

Çocuğunuzun oyun oynama hakkı için savasın. Bırakın spor yapsın, koşsun, oynasın. Sevdiği kitapları okusun. Resimler çizsin. Beraber bir şeyler yapın, vaktiniz ve haliniz varsa. Canınız istiyorsa oturun saatlerce konusun çocuğunuzla. Ona en sevdiniz şiirleri okuyun. Beraber müzik dinleyin. Beraber yürüyüşe çıkın, parka gidin. Beraber pasta yapın, film izleyin, takla atın. Ya da yayılın, hiçbir şey yapmayın, şekerleme yapın.

 

“Gerçekçi ol” diyorsunuz.  Haklısınız. Herkes deliler gibi sınavlara hazırlanıyor. Öğretmenler ödevleri yığıyor. Elden gelen bir şey yok. Saatlerce okulda oturmaya zorlanan bir çocuğun, bir de üstüne akşamları ödev yapmaktan ne kadar verim aldığı (daha doğrusu almadığı) değil sorun. Ödevi yapmazsa, öğretmenler ve okul hem öğrenciyi, hem veliyi cezalandırıyor. Üstelik pek çok öğretmen, evde kendisi ödev yapmıyor (öğretmen de ödev yapar mı diyorsanız, iyi bir öğretmenin her gün okuldan sonra saatlerce çalışmak zorunda olduğunu bilmeniz gerekiyor. Bunu yapmayan bir hoca öğrencilerine fazla faydalı olamaz. Derse hazırlanmayı savsakladığım günlerde, verimimin ne kadar düştüğünü bizzat biliyorum, bu yüzden anlatacağım her konuya saatlerce hazırlanıyor, her şeyi planlıyorum. Ama ne yazık ki, her hoca derslere hazırlanmıyor, ya da çalışma ve yaşam koşulları nedeniyle hazırlanamıyor.)

 

Eğer çocuğunuz ilkokuldaysa, siz ödeve karşıysanız, gidin öğretmenle, okul idaresiyle konusun. Diğer velilerle görüşün. Ödev nedir, amacı nedir konusun. En azından daha az ödev verilmesini talep edin. Ödev aslında öğretmenin ve okulun kendine güvensizliğinden kaynaklanıyor. Çocuklara yeterli eğitim veremediklerine, takviyeye ihtiyaçları olduguna inanıyorlar. Tekrar söylüyorum, araştırmalara Gore, ilkokulda ödevin okula ve eğitime bir faydası yok. Çocukları okuldan soğutmaktan, yormaktan başka bir şeye yaramıyor.

 

Diyelim ki bir çocuğun gerçekten ödev yapmaya ihtiyacı var. O zaman? Sizce sınıfın en iyi öğrencisi ile, en kötü öğrencisine ayni ödevi vermek mantıklı mı? Peki A konusunu anlamayan öğrenciyle, B konusunu anlamayan öğrenciye aynı problemleri çözdürmek? Ya da çocuğun bir ya da birçok dersten geri kalmasının gerçek nedenini araştırıp, soruna yol açan sebepleri çözmek yerine saatlerce birbirini tekrar eden sorular çözdürmenin faydası ne? Anne babası kavga ettiği için derse ilgisi azalan bir cocukla, ADHD’si olan bir çocuk, çok zeki olduğu için dersten sıkılan çocuk, öğretmenini sevmeyen çocuk, rakamlardan korkan çocuk, disleksik çocuk, yorgun çocuk- tüm bu çocukları tek bir sınıfa koyup, tek bir sistemle yetiştirdiğimiz yetmiyormuş gibi, bir de evde tornadan çıkmış testleri çözdürmeye devam ettirmenin kime ne faydası var? Öğretmenler o ödevleri kontrol ediyor mu tek tek? Kim nerede, neden yanlış yapmış, neyi anlamamış diye soruyorlar mı? Binlerce Türkçe testi çözen çocuklar bir turlu “de” ile “ki” eklerini nerede ayıracaklarını öğrenemiyorlar. Sonra bunu öğrensinler diye veliler çocuklara özel ders aldırıyorlar (değişik yaşlarda öğrencilere özel ders vermiş birisi olarak, çocuğunuza ders aldırmak yerine, paranızı alıp çöpe atmanızı tavsiye ederim. En azından kimse yorulmaz).

 

İyi hoca bilgi öğretmeye öncelik vermez (bilgi de öğretir elbette, ama önceliği bu değildir). Bilgi artik parmağınızın ucunda. Google’in cevaplayamayacağı soru yok neredeyse. Zor olan o bilgiyi arayıp bulmayı, kendi kendine çalışmayı,  anlamayı, eleştirel bir gözle değerlendirmeyi ve karşılaştırmayı öğretmek. Ve en önemlisi bütün bunları yapmak için öğrencilerde ilgi ve merak uyandırmak. Yani ihtiyacımız olan öğrenci değil de talebe aslında. Bilgiyi talep eden, yani isteyen çocuklar. Eksiğini fark edip, kendisi tamamlayabilen çocuklar. Yalnız talebeler kendi kendilerine yetişmiyor. Yetiştirilmeleri gerekiyor. Oysa ödev, çocukların ancak bilgiden koşar adımlarla kaçmasına yarıyor.

 

Öğretmenliğin tek bir formülü yok. Çünkü her çocuk farklı ve her çocuk farklı bir yaklaşımla eğitilmeli. Öğretmenlik yapmış herkes bunu bilir. Kimi öğrenciler duymak, kimisi okumak, kimisi konuşmak ister. Kimisi her dediğinizi yazar, kimisi her şeye itiraz eder. Herkes farklı biçimlerde öğrenir, hazmeder. Yani ayni sınava farklı farklı hazırlanmalı çocuklar. O sınav merkezi, çoktan seçmeli bir test olsa da. Oysa ödevler hep tek tip. İşte tüm bu nedenlerden dolayı, ilkokulda ödeve son deyin.

 

*  Ödevden giriş yaptım. Bir kaç yazıyla değişik ülkelerde denenmekte olan eğitim ve öğretim sistemlerini, okul modellerini anlatmak istiyorum. Daha cok bati ulkelerine bakacagiz, cunku hem araştırmaların, hem de ilerici eğitim sistemlerinin hemen hepsi Avrupa ve Kuzey Amerika’da. Bizim isimize yaramaz, sistemimiz belli demeyin. Okul reformu, velilerin baskısı olmadan gerçekleşmeyecek. Bunun için de bilinçli ailelerin kendilerini bilgiyle donatmaları gerekiyor.

 

Bu blogun okurlarının çoğunun henüz okul cağında çocuğu olmadığını tahmin ediyorum, ancak yanılıyor olabilirim. Lütfen fikirlerinizi ve bildiklerinizi paylaşın. Türkiye’deki ilk ve orta öğrenim konusundaki bilgim çok zayıf. Konuya daha çok teorik açıdan yaklaşıyorum. Ödev vermeyen okullar var mı? Sizin bu konuda deneyiminiz nedir? Çocuğunuzun ödevden zarar gördüğüne inanıyor musunuz? Ya da bazı arkadaşlarım gibi her akşam, çocuğunuzun ödevinin yarısını siz mi yapıyorsunuz?

Add to FacebookAdd to DiggAdd to Del.icio.usAdd to StumbleuponAdd to RedditAdd to BlinklistAdd to TwitterAdd to TechnoratiAdd to Yahoo BuzzAdd to Newsvine

Reklamlar

24 Yanıt

  1. Ben 33 yaşındayım. İlkokula Yunanistan’da başladım. 4. sınıfın ikinci döneminde kadar Atina’da okudum. Her gün eve gelince sayfalarca ödev yapmak zorunda kalıyordum. Okul çantam külçe gibiydi.
    4. sınıfın ikinci döneminden itibaren Hollanda’da okudum. Ortaokula başlayana kadar bir gün bile ev ödevi vermediler. Beden eğitimi ve yüzme derslerinin olduğu günler haricinde okula çanta ile gidilmezdi. Bütün kalemler, defterler ve kitaplar okuldaki çekmecelerimizde olurdu.
    İlkokul hayatımın 4,5 yılının zulüm, kalan 2,5 yılının ise eğlenerek geçtiğini söyleyebilirim.
    Hangi eğitim sisteminden aklımda daha fazla bilgi kaldığını soracak olursanız, Hollanda’daki sistem diyebilirim…

  2. Ödevin gereksiliği üzerine okulda sınıf önünde demeç vermiştim bir zamanlar, hem de tuğla gibi bir kitaba dayanarak… Bu ay Alternatif Anne’deki hemen bütün yazılar eğitim konulu bu arada, sanırım paralel şeyleri konuşuyoruz, ilginizi çekebilir.
    http://www.alternatifanne.com
    Sevgilerimle,
    Gülüş

  3. Okullar açılacak yakında ve daha yaz ödevimiz bitmedi. (10 adet hikaye kitabı +300 sayfalık bilumum abuk sorulu kitabımız) Beni de şimdiden okul döneminde ödevler nasıl olacak korkusu sardı ama esas olarak da geleceğe ilişkin karamsarlıklarım var. Bu ödevi yaptı da ne olacak gibi sorgulamalarım.Hadi hayırlısı ne diyelim

    • Kitap okuma alışkanlığının kazandırılmaya çalışılmasını anlarım da… 6 yaşında (8 miydi yoksa? Ne fark eder?!) bir çocuğa yaz tatili için 10 kitap artı bir de 300 sayfalık ödev kitabı… Diyecek laf bulamıyorum.

      Yemek yedirmek gibi bu da… Gerçekçi olmak lazım. Tabağını tepeleme doldurmaktansa yiyeceği kadar vermeli, bitirince biraz daha ister misin diye sormalı ya… Bu iş de öyle olmalı bence. Yoksa çocukta başarısızlık duygusu gelişir. “10 kitabı bitiremedim” olur.

      Ne saçma…

      • İlkokul 2’ye geçti ve evet maalesef o kadar ödev. Önce hikaye kitaplarını başladık, bitirdi ama 300 sayfalık kitap tam şenlik…Hayır evde olsam sorun değil belki ama yaz boyu çocuk yaz okuluna gitti ve zaten bütün gün yoruldu. Eve geldiğinde “hadi biraz da ödev yap” demek zorunda kalmak çok zor.Sırf o yüzden akşamları dışarı çıkaramadım desen yalan olmaz.

    • Cok agirmis. Bir de herhangi 10 kitap degil, kendi sectikleri kitaplar herhalde, degil mi? Bu daha da kotu. Ben cocukken elimden kitap dusurmezdim; ama al su kitabi oku desen, okumak istemezdim. En azindan cocuklara okuyacaklari kitaplari secme firsati verseler. Iste boyle seyler cocugu okumaktan sogutur gibi geliyor.

  4. “Yuh!” demek zorundayım!
    Bana da ilkokulda “tatil ödevi” olarak çarpım tablosunun yarısını verdiklerini (1’den 5’lere kadar) hatırlıyorum. Acaba yıl içinde ne öğretmeyi planlamışlardı?!!

  5. Aysuda Hanım,

    Bahsettiğiniz araştırmaların kaynağını da paylaşabilir misiniz acaba? Bizim kızımız henüz bebek ve ileride alacağı eğitime dair sık sık eşimle sohbet ediyoruz. Bahsettiğiniz gibi görüşleri ben de evvelce duymuştum. Zamanı geldiğinde, yani kızımız okula başlayacağı vakit, bu konudaki hangi kaynakları, nasıl takip etmemiz gerektiğini şimdiden öğrenebilmek için soruyorum.

    Yazınız çok faydalı ve bilgilendirici. Kaleminize sağlık.

    Sevgilerimle,
    Dilmin Küçükbarak

  6. 27 yasindayim. Universitede yazdigim makaleler disinda ilkokuldan bu yana hic odev yapmadim. babam izin vermedi yapmama. okuldan gelir gelmez canta bi tarafa onluk bi tarafa firlatir bahceye inerdim. ilkokul bitene kadar boyle. ortaokul ve lisede ise muzige merak saldim. gitarla o kadar cok hasir nesir olmustum ki – blogcu anne ve aysuda bilirler diye tahmin ediyorum- adanada metro sinemasi sokaginda yapilan konserlere cikacak kadar kendime guvenliydim. lise zaten bambaska hikaye. odev modev hakgetire. e noldu sonra turkiyenin iyi sayilabilecek universitelerinden birinde okudum. uluslararasi iliskiler okumus cogu kisinin calismayi dusledigi Birlesmis Milletlerde calistim. Kimseden de geri kalmadim. Simdi 2 aylik bi oglum var ona da odev yaptirmayi dusunmuyorum. Eellerine saglik Aysuda, ben de senin kadar guzel yazabilsem aynen bunlari yazardim

    • Ama belki de herkesin kapasitesi sizinki gibi degildir… Belki de bazi cocugun ogrenebilmesi icin biraz da evde tekrar etmesi gereklidir… Bilemiyorum…
      Okula gitme yasinda bir cocugum yok… Kendi cocuklugumdan da hatirladigim ilkokul 4. siniftan itibaren haftasonlarimin dersanelerde gectigi ( o zamanlar Anadolu Lisesi sinavlari 5. siniftaydi da)
      Haa tabii bunu kabus olarak hatirliyorum, o ayriiii..Yani bizim zamanimizda sokaklarda oyun oynanabiliyordu (yani guvenilirdi ve zaten yer de vardi) ama biz odev yap-test coz vs yuzunden oynayamazdik guzelce…Yani cok odevi desteklemiyorum ama dedim ya belki de bazilarinin ihtiyaci oluyordur…Benim var miydi, onu da hatirlamiyorum isin kotu yani…
      Tabii okulda kac saat kalindiginin da onemi vardir belki odevde. Yani cocuk 9-16:00 okulda kaliyorsa, kisin eve gelince once odev yapsin, sonra da disarda oynasin diyemiyorsun tabii….Havanin 18:00’de karardigini dusunursek…

      Avrupa orneklerinden bahsedecegini soylemis Aysuda Hanim. Merak ettim dogrusu.
      Ablam Brüksel’de yasiyor ve biri ilkokul 2. sinifta (yeni basladi) biri de anaokulunda olmak uzere 2 kizi var. Ve buyuk kizina birinci sinifta da odev verdiklerini pekala biliyorum. Gerci kizlarin ikisi de Fransiz okullarina gidiyorlar, yani belki de Hollanda okullari odev vermiyordur emin degilim. Iki ekol farkli onu biliyorum ama odev konusundaki tutumlari nasil bilemiyorum, bir sorup ogrenmek lazim 🙂
      Komik ama Almanya’da yasiyor olmama ragmen Almanlari bilmiyorum. Onu da esime sorup, burada yazarim 🙂

      • Haklisiniz. Avrupa ve Amerika’da da pek cok okulda odev veriliyor ve bu tartisma oradan kaynaklaniyor. Ama cogu bati ulkelesinde bizdeki gibi ulusal bir mufredat yok (bazilarinda var). Mufredat ya eyalet, ya ilce, ya da okul seviyesinde belirleniyor. Dolayisiyla bazi okullar da cok degisik sistemler deniyorlar. Ben de odev vermeyen sistemlerden ve sonuclarindan bahsetmek istiyorum biraz.

        Bizim egitim sistemimiz daha cok Fransiz sistemine dayali olarak kurulmus. Dolayisiyla ozellikle Fransa’da odev verilmesine sasirmadim. Amerika’da da ise bazi okullarda cok odev veriliyor, bazi okullar da ise hic verilmiyor. Almanya’da da okula bagli olarak degisiyor. Ornegin benim kayinvalidemin ogretmenlik yaptigi okulda hic verilmiyor. Hem de lise olmasina ragmen.

        Ama benim soylemeye calistigim sey su. 7 yasindaki bir cocuk odevden sonuc almiyor. Benim okudugum arastirmalarda, lisede odev yapmanin yararli oldugu ortaya cikmisti (tum calismalari okumadim). Daha dogrusu, yas ilerledikce cocuklarin odevden aldiklari yarar cogaliyor. Ama genel olarak 10 yasina kadar cocuklarin odevden yarar gormedigi, hatta bazen zarar gordugu yonunde bulgular var. Hatta Ingiltere’de Ogretmenler Birligi, ilkokuldan odevin kaldirilmasini istiyor.

        Simdi sorun surda, cocuk dersten geri kalmissa, odev de ise yaramiyorsa, ne olacak? Iste bu cok zor bir soru ve odev bize bir ic rahatligi veriyor; ama aslinda bu dogru cevap degil. Her cocugun dersten geri kalmasinin baska bir sebebi var. O sorunlara egilmek gerekiyor. Yani cocuga uygun bir plan gerekiyor. Bu da okul-ogretmen-veli isbirligi gerektiriyor.

    • Melisa – Peki, öğretmenlerle nasıl başa çıktın/çıktınız? Ayrıcalığın mı vardı ödev yapmayacağına dair?

      Merak ediyorum, böyle bir şey yapmaya kalkışsak nasıl kabullendiririz ki öğretmenlere?

  7. İlkokulu Bulgaristan’da okudum. Karnemiz her gün yanımızdaydı, karnesiz okula girilmezdi (öğrenci pasaportu gibi), veli toplantıları ve notlar anında karneye yazılır ve velilerin imzası kontrol edilirdi. Her an sözlü yada yazılı sınav olabiliyorduk. Önceden haber verilmediği için sınava saatler kala tüm bilgileri öğrenmeye çalışmak gibi bir kötü alışkanlık oluşmazdı. Ödev olurdu ancak insani boyutlarda..yani her konudan bir iki örnek soru..Bol bol oynayıp gezdiğimi hatırlıyorum. Eğitimin kalitesine gelince.. İlkokul 3te mikroskopla kan ve soğan zarı incelemiştim ki Türkiye’ye geldiğimde mikroskopu taa orta sonda görebildim. 4te rusça 5 te Almanca eğitimi başlamıştı..Matematik bilgim ise nerdeyse Türkiyedeki tüm ortaokul öğrenimim boyunca hiç çalışmama gerek kalmayacak derecede ilerideydi..Yalnız belirtmeliyim ki Bulgaristanda 33 yıl önce bile kreş ve anaokulu çok yaygındı..Köylerde bile vardı..Keşke kızım da benim şansımı yakalayabilseydi..Onun için endişeniyorum çünkü kreşe başlamak üzere..

    Dip not: ilk önce şu çok tartışılan el yazısı öğretilirdi..

  8. tabi biz bitirdik ya okulları ezilecek güçlü adam kalmadı artık yeni nesil bizim gibi güçlü değil…:D Vallahi insan aslında şimdi okumak istiyorrr…

  9. Elifcim ben hic basa cikmadim hep babam cikti. Veli toplantilarinin sacma oldugunu soyler protesto eder gelmezdi. `birebir gorusmek gerekir toplantilar hem velilerin hem ogretmenlerin dengesini bozuyor` derdi. Ogretmenlerim de` bu adam eski solculardan simdi diger velileri de orgutlemesin` der susarlarmis. tabi ben bunu cok sonra annemden duydum. simdi bana sorsan sen ne yapmayi dusunuyorsun oglun icin diye, sora sora az odev veren bir ilkokul bulmaya calisirim derim. cunku annelik baslibasina bir ic hesaplasma, vicdan azabi. simdi oogluma odev yaptirmiyorum ne guzel cocuklugunu yasiyor diye bi yandan sevinirim ama bi yandan da hep acaba yanlis bisey mi yapiyorum diye icim icimi yer eminim. bir numarali olumlu ornek kendim olsam bile.

  10. aysuda,
    ben aslı nın kuzeni peri. dünya ne kadar küçük, blogcu anne den çok yararlandım da seni burda bulacağım aklıma gelmezdi 🙂
    mail adresim perihangurer@hotmail.com, seninkini göremedim burda, o yüzden genel yazıyorum, anlayacağın üzere kızım oldu (ayda), hamileliğimden beri elif’in yazılarını takip ediyorum, seni de takibe alıyorum bu durumda 🙂
    görüşmek üzere,

  11. Merhaba Elif ve Aysuda, bu yazıdan esinlenerek ve alıntı yaparak ben de kendi düşüncelerimi yazdım blogumda. Bilginiz olsun istedim. Sevgilerimle.

  12. Tesekkurler, Buse.

  13. […] ilgili yazılarına aşağıdakiyle devam ediyoruz. İlkokula Ödeve Son başlıklı ilk yazısına buradan ulaşabilirsiniz. Ali Topu […]

  14. Eğitim Sisteminde devrim yapacak bir başbakan istiyorum.İlkokul çağlarından başlayarak o kadar gereksiz konular ,ezberlemeler yükleniyorki , neden böyle olduğunu Milli Eğitim bakanı bile doğrudürüst cevap veremez..Lise yıllarında ki kosinüsler,sinüsler ve daha nice hatırlamadılarım.Neden herkesin istediği bölümü seçecek ve sedece onunla ilgili bilgiler alacak bir eğitim sistemine geçilmiyor.Çok mu zor ? Neden zor bir açıklasalar? Ressam olmak isteyen çocuğa ne diye kosinüsü,sinüsü,edebiyatta failatün gibi abuk sabuk bilgileri ezberletiyorlar.Bunlara çare bulacaklarına hala okula başörtülü mü gitsek yoksa gitmesek mi ,onun tartışmasını yapıyorlar.Avrupalı bu kadar aptal mı ?Gidin onların eğitim sistemine bir bakın Allahaşkına .Büyüklerimiz her ay bir ülkeye gidiyor.Ne yaparlar orda çok merak ediyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: