Oyuncak tavşanın kazığı

Deniz’i yatırdım az önce.

Bugün yardımcımızın izin günü. Çarşamba akşamları çocuklarla yalnızım. Saatler de geri alındı ya çok şükür (!), erken yattıkları için Doğan genelde yetişemiyor onlara. Önce Derin’i, sonra Deniz’i yatırıyorum. Derin huzurluysa kucağımda uyutup yatağına koyuyorum. Ben, Derin kucağımda, odanın içinde bir ileri bir geri yürürken Deniz de yanımda sessizce volta atıyor. Derin hemen uyuyacak gibi değilse slinge takıyorum, biz Deniz’le yemek yerken o uyuyakalıyor.

Her neyse… Derin yattıktan sonra Deniz’le baş başa yemek yedik. Yorgundu, ama keyifliydi. Anne ona ne zaman bire bir vakit ayırsa keyifli oluyor zaten. Okuldan konuştuk. Okuldaki yoga dersini sevmediğini, “lotus çiçeği” yapmak istemediğini anlattı. (Bu ara Deniz’in okulunda bir Yoga fırtınası esiyor ve bir grup veli 3-4 yaşında çocuklara yoga yaptırılmasını gereksiz bulduğumuz için itiraz ettik; detaylar sonra)  Okul çıkışı bir arkadaşının evine gitmişti, onu anlattı. Sohbet ede ede bitirdik yemeğimizi.

O sırada baktım ki benim de acayip uykum geliyor. Saat daha yedi buçuk, ama sabahın beşinde önce depreme, sonra Derin’e uyandığımdan uykusuzum. Gözümün önüne pijamalarım ve yumuşacık yatağım geldi. Deniz’e dedim ki, “haydi gel, kitabını büyük (bizim) yatakta okuyalım bu gece, sonra da birlikte uyuyalım! Baba gelince seni yatağına götürür.” Tabii ki itiraz etmedi.

Birlikte dişlerimizi fırçaladık, pijamalarımızı giydik. Deniz’den odasına gidip iki kitap getirmesini istedim. Gitti, bir Ama Bonbon!u getirdi, bir de Velveteen Rabbit. Velveteen Rabbit çok uzun olduğu için sadece onu okumayı teklif ettim, kabul etti. Birlikte bizim yatağa girdik, birbirimize sokulduk, yorganı üzerimize çektik ve okumaya başladık.

Velveteen Rabbit, ilk baskısı 1922’de yapılan, o zamandan beri de çocuk klasikleri arasında yer alan bir kitap. Küçük bir çocuğa Noel hediyesi olarak gelen, çocuğun her zaman birlikte uyuduğu oyuncak kaybolunca çocuğun uyku arkadaşı ve en sevdiği oyuncağı haline gelen, çocuk ağır bir bulaşıcı hastalık geçirdikten sonra doktorun, yatağındaki örtülerle birlikte yakılmasını buyurduğu, tam o sırada bir perinin kurtararak gerçeğe dönüştürdüğü bir oyuncak tavşanın hikayesi. Anlatımı çok detaylı, ancak ben hep insanın içine işleyen bir kitap olduğunu düşünmüşümdür. Ve Deniz gibi, uyku arkadaşı gibi bir oyuncağa çok fazla bağlanan çocukların, bu oyuncaklardan ayrılma vakti geldiğinde (daha doğrusu ayrılmak istediklerinde) veda etmeleri için usturuplu bir yaklaşım olduğuna inanmışımdır.

İnanmıştım. Bugüne kadar.

Daha önce kitabı baştan sonra okumamıştık hiç. Oldukça uzun bir kitap çünkü. Ancak bu sefer bırakmadan okuduk. Hatta Deniz’in uykusunun geldiği yerlerde bırakmayı, yerine kısa bir kitap okumayı teklif etmeme rağmen itiraz etti. Peki dedik, bitirdik.

Hikayenin en sonunda tavşan gerçek olup kırlarda geziniyor. Günlerden bir gün çocuk, kırda bu tavşana rastlıyor. Ve içinden “Bir zamanlar kaybettiğim oyuncak tavşanıma ne kadar da benziyor” diye geçiriyor. Çocuk hayatından memnun, öyle üzgün falan değil. Kitabın son cümlesi şöyle: “Ancak, o tavşanın gerçekten de bir zamanlar gerçeğe dönüşmesine yardımcı olduğu oyuncak tavşanı olduğunu hiçbir zaman bilemedi.”

Diyerek kapattık kitabı. Ve ışığı.

Deniz’e sarıldım. “Sen de Mumu‘nun bir gün gerçeğe dönüşmesini ister misin?” diye sordum.

Önce cevap vermedi. Sonra hık mık sesler gelmeye başladı. Bir baktım ki gözyaşlarından kolum ıslanıyor.

“Ben Mumu’nun gerçek olmasını istemiyorum!” diye ağlamaya başladı. Ama nasıl ağlama.

Şaşırdım, kaldım. Bir yandan içimden “ben ne dedim ki şimdi?” diye geçiriyorum. Bir yandan bu kadar etkilenmiş olmasına içim parçalanıyor.

Ne bileyim böyle olacağını?! Hep demiyorlar mı kitap bittikten sonra kitap hakkında çocuğunuzla konuşun, sorular sorun diye? Daha geçen gün Bir Dolap Kitap’ta yazıyordu!

Oturup anlattım: Deniz’ciğim, sen Mumu’nun gerçek olmasını istemiyorsan olmaz. Sen istediğin sürece seninle kalır, hiçbir yere gitmez. Seni bırakmaz. Hem bu sadece hikaye, gerçek değil. Gitmez, Mumu hiçbir yere gitmez, hiç merak etme.

Nasıl içli içli ağladı. Benim de gözlerim doldu!

Sakinleştik. Tam uykuya dalmak üzereyiz. Doğan geldi. Bu sefer ona bir parti: “Ba-ba… Ben Mu-mu-nun ger-çek ol-ma-sı-nı his-te-mi-yo-rum ü-hü ü-hü ü-hüü!”

Babası da benzer şeyleri söyledi. Mumu gitmez, merak etme. Yine sakinleşti Deniz. Ama birlikte yatma olayının tüm esprisi kaçmış oldu, zaten Deniz de yatağına gitmek istedi, ben salak gibi akşamın yedi buçuğunda pijamalarımı giydiğimle kaldım. Adam işten eve gelmiş, karnı aç, kadın pijamalarla yatağın içinde, çocuk hüngür sümük ağlıyor.

Olayın travmasını atlatarak Deniz’i yatağına taşıdık. İyi geceler, tatlı rüyalar dedik, hemen uyudu canım. Ama içime oturdu bu kadar içlenmesi. Kim bilir neler geçiriyor küçük aklından, canım.

Salak anne! Sana ne Mumu’nun gerçeğe dönüşmesinden? Ne demeye mesaj vermeye kalkışıyorsun çocuğa, bırak keyfini çıkarsın.

Bir daha da Velveteen Rabbit‘i okursam iki olsun.

Reklamlar

18 Yanıt

  1. kıyamammm, ama nerden bileceksin ki? 😦 çocuklar çok garip şeylerden bizim hiç tahmin edemediğimiz şekilde etkileniyorlar.
    olayın sonunda güldürdün beni. bir an gözümde canlandı eşin aç sen yatakta pijamalarla 🙂

  2. Sizin yine “sabit” bir Mumu’nuz var.

    Bizim 5-6 tane uyku arkadaşımız var. Bazen evde kayboluyorlar, asıl çıkan çıngarı sen o zaman gör.

    Düşündükçe ağlayasım geliyor hay Allah!

  3. Gözümde canlandı; sen üzerinde sorgu ışığı köşede tek ayak üstünde üstünde pj duruyorsun.Mumu devleşmiş bir köşede,Deniz öteki köşede.Doğan kapının önünde elinde tabakla.

    Çok tatlısınız!!!

  4. Cocuklarin hayal gucu o kadar kuvvetli ki masallar bile onlara gercek gelebilir. O yaslarda kaybetme korkusuyla karsilasiyoruz. Bizim oglan bir ara anne ben senin ve babamin olmesini istemiyorum diye aglardi, buyumek, yaslanmak istemiyorum ben, siz olursunuz o zaman diye kac gece yatakta sarilarak agladi. Onlari anlamak o kadar da kolay olmuyor bazen

  5. Oyy, gozlerim doldu kuzunun aglamasina.. Ama Deniz Hanim a katiliyorum.. Cocuklar gercekten bizim dusunemiyecegimiz seylerden etkilenebiliyorlar..

  6. gerçekten çok farklı, keşke küçükken neler ya da nasıl düşündüğümüzü hep hatırlayabilsek, anne olunca hiç yabancılık çekilmezdi o zaman böyle durumlara.
    ama şunu düşündüm okuyunca, evet yeni edinilen bilgilerle çocukları büyütmeye, eğitmeye çalışıyoruz ya acaba küçük yaşta farkındalıklarını fazla mı arttırmış oluyoruz ?

  7. Elif’cim aklıma takılan birşey oldu. TV lerde ki hayal kahramanlarının gerçek olmadığını çocuklarınıza bir şekilde anlatın, hayal ve gerçek dünya arasındaki farkı anlasınlar diyorlar ya (kendilerini bu kahramanlarla özdeşleştirmemeleri için) “Mumu’nun gerçekleşmesi” durumu bu hayal dünyası içersine girmiyor mu? Belki çok hayal-gerçek kavramına uymuyor ama ucundan yakalıyor gibi geldi bana.

    Bu arada o kadar duygusal bir insan oldum ki yazını okurken yine ağladım. Noluyo bana anlamadım 😦

    • Deniz şu ara öyle bir yaşta ki, bazı şeyleri çok gerçek algılıyor, ama bazı gerçekler ise çok bulanık. Hayal gücünü kaybetmeden önce biraz bu dönemde kalmasının, hayal dünyasını biraz daha yaşatmasının bir sakıncasını görmüyorum ben. Yani şimdi Mumu’ya bir şey olsa, kaybolsa (hoş, üç tane var!) ben kayboldu yerine gerçek oldu demeyi tercih ederim, diğer türlü çok üzülebilir çünkü.

      Ama bu hiçbir şekilde uzman görüşü değil, sadece anne görüşü. 🙂

      • Bende bir anne olarak senin yaptığını yapardım sanırım, kendileriyle özdeşleştirip gerçek dünyadan kopmadıkları sürece problem yok. Zaten bu yazdığım şu “çizgi filmi seyrettikten sonra kendini hayal kahramanı ile özdeşleştirip kekelemeye başlayan çocuğun hikayesi” ile ilgiliydi.

        Ama senin de haklı olduğun bir konu var ki o da “hayal gücü”. Çocukların tüm dünyası bu iki kelimede gizli 🙂

  8. denizz çok tatlı bi çocuk=)

  9. Benim Minnos Bebegim vardi, hala basucumda – teyzemin 2. yas hediyesi – hala gercek olmadi ama coook ameliyatlar gecirdi; kuzenim boynunu kopardi, annem o ara ailede herkes guatr ameliyati oluyordu aaa minnosda olacak hadi dedi – balik kovasina dustu, balkondan asagiya dustu, benle11-12 yasima kadar her tatile birlikte geldi 🙂 Deniz’i anlayabiliyorum!

  10. Kıyamam ben ona ..taa yüreğimde hissettim acısını.. zaten bugün kreşte kızım içeride ‘ben annemi istiyorum’ diye içli içli ağladı ben dışarıda kızımı gönderin diye ağladım..öğretmen hangimizi teselli edeceğini bilemedi..üstüne de denizciğin ağlaması içimi kabarttı..o kadar narin ruhları var ki aslında çocukların..hepsini pamuklara sarıp sarmalamak, hiçbirşey onları üzemesin istiyorum..kim ne derse desin mantıklı açıklamalar işe yaramıyor..onların hayal dünyasında herşey gerçekmiş gibi algılanıyor…

  11. Elif, ne güzel anlatmışsın yine!!! Sen bunca zaman harcanmışsın canım yazmayarak!!! Hep yaz birşeyler emi! Ama hep!!… 😀

  12. benim kızım 6 aylık henüz, onun bir uyku arkadaşı olsun çok istiyorum, yatarken onunla uyusun, gezerken pusetinde onunla oynasın, oyuncakları yanında ayrı bir yeri olsun yani… Nasıl alıştırabilirim bebeğimi bir oyuncağa? Deniz oğlan Mumu’ya nasıl bağlandı yani, alsında çok güzel bişey bu bence.

  13. […] yazıyı Blogcu Anne Elif’in şu yazısında gördüm. Yazı çok hoşuma gitti ve yararlı olduğunu düşünüyorum. Sitede ki bu yazının […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: