Anaokulu – ne zaman, nasıl, nerede?

Anaokulu konusunda ne zamandır kapsamlı bir yazı yazmak istiyordum. Nereden başlasam, hangisini anlatsam diye düşünürken Damla‘nın bu sobesi harekete geçirdi beni. Eline sağlık Damla, bu sobe bloglarda yayılsın da bu konuda dert çeken anneler tecrübelerden faydalansın.

Damla’nın sorularına ve yanıtlarıma geçmeden önce geçenlerde edindiğim bir kitabı paylaşmak istiyorum. Adı, Anaokulu ve Kreş için Anne Baba Rehberi. İstanbul Altunizade’deki Pembe Panter Anaokulu’nun sahibi psikolog Ayşe Güner tarafından yazılmış.

Aslında çok rahat okunan bir kitap ancak aynı anda gözüm başka kitaplarda da olduğu için (annem duymasın, çok kızar böyle şeylere!) henüz bitirmedim. Ama aylardır kafamı kurcalayan şu kozmik soruya nihayet yanıt bulabildim:

Gündüz Bakımevi, Çocuk Yuvası, Çocuk Evi, Çocuk Merkezi, Okul Öncesi Eğitim Merkezi ve Anaokulu gibi, değişik tanımlar var. Bunlar arasında resmi statü farkı var mıdır? Varsa bu farklar nelerdir?

Evet, bunlar arasında resmi statü bakımından farklar vardır. Ülkemizde 0-6 yaş arası çocukların eğitim ve bakımıyla ilgili olarak hizme veren kurumlar iki farklı statüye sahiptir.

Resmi adı “Kreş ve Gündüz Bakımevi1 olan kurumlar bulundukları ilin Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Müdürlüklerine bağlı olarak çalışırlar. 0-6 yaş arası çocukların gereksinimini karşılarlar. Kuruluş amaçları çalışan annenin çocuğuna hizmet vermektir. Sadece Kreş (0-36 ay), sadece Gündüz Bakımevi (36-72 ay) veya Kreş ve Gündüz Bakımevi olarak ruhsat alabilirler.

Resmi adı “Anaokulu” olan kurumlar ise, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarka çalışırlar ve 36-72 aylık çocukların eğitiminde yetkili kurumlardır.

Bunu da öğrendim ya, yemin ederim rahat bir nefes aldım. Kreş nedir, anaokulu ne içindir, arada ne fark vardır, bir Allah’ın kulu açıklamamıştı bugüne kadar. Yazarın diline sağlık.

Bunun hemen akabinde bununla ilintili bir soruya daha yer vermiş yazar:

Çocuğumu göndereceğim okulun resmi statüsünün anaokulu veya gündüz bakımevi olması onun eğitimi açısından fark yaratır mı?

Ne yazık ki, bu sorunun net bir cevabı yoktur. Esas sorun ülkemizde okul öncesi bakım ve eğitimin iki ayrı bakanlığa bağlı olarak türütülmesidir. Şu anda aynı amaca hizmet veren iki farklı yönetmelik uygulanıyor. Çözü ise vakit kaybetmeden Okul Öncesi Bakım ve Eğitimin aynı çatı altında toplanmasıdır. Her iki bakanlığa bağlı kurumlarda uzun yıllar hizmet vermiş biri olarak size şunu söyleyebilirim: Eğer çocuğunuzu verdiğiniz kurum iyi ise, nereye bağlı olarak faaliyet gösterdiği çocuğunuzu ve sizi etkilemez.

Bir diğer soru da her anne-babanın aklını meşgul eden anaokuluna başlama yaşı ile ilgili:

Anaokuluna başlamak için en doğru yaş kaç olmalıdır?

Dünya standartlarında bu 3 yaş (36 ay) olarak kabul görür. Çünkü çocuklar 3 yaşına kadar bireysel bakıma ihtiyaç duyar, dil gelişimleri, alt temizliği, beslenme, sağlık gibi konularda başkalarından yardım beklerler. 3 yaşa kadar çocuklar “ben” diye düşünür, “ben” diye hisserler; her şey onlara aittir. Benim annem, ben odam, benim evim vs.

Sosyal gelişim ancak 3 yaşından itibaren başlar ve giderek biz kavramı oluşur. Bu nedenle 3 yaş anaokuluna başlamak için en uygun dönemdir, diyebiliriz.

Bunların dışında, okul mu-bakıcı mı, okula alışma dönemi, okul sırasında tuvalet eğitimi gibi birçok annenin kafasını kurcalayan soruları da yanıtlıyor kitap. Yol gösterici.

Gelelim Damla’nın sorularına ve yanıtlarıma:

Çocuğunuzu kaç yaşında kreşe gönderdiniz/göndermeyi düşünüyorsunuz? Kreşe göndermek için beklediğiniz yaş dışında bir şey var mı?

Deniz iki yaşını iki ay geçtiğinde haftada üç yarım gün anaokuluna gitmeye başladı.

Birçok tecrübesiz annenin yaptığı başına-gelmeden-ahkam-kesme huyum bana bu konuda da yol, su ve elektrik olarak geri döndü. Nitekim Deniz küçükken “çocuklar üç yaşına kadar evlerinde, annelerinin dizlerinin dibinde kalmalı” diyen ben Deniz’in bir tazmanya canavarına dönüşüp eve sığmaması sonucunda haldır haldır okul aramaya başladım.

O noktada Deniz’in takvim yaşından çok hazır olup olmadığına baktım aslında. Uzun zamandır anneli bir oyun grubuna gidiyorduk. Zaten oldukça sosyal bir çocuktu. Hazır gibi geldi. Henüz tuvalet eğitimine başlamamıştık, ancak çok dert etmedim o konuyu. Başladık.

Çocuğunuza kreş seçerken sizin için en önemli kriter nedir? Olmazsa olmaz, bu sağlanmazsa evde bakılsın daha iyi diyeceğiniz.

Öğretmenlerin çocuğa sevgiyle yaklaşması birinci sırada yer alıyor benim için. Ve Deniz’in okulunda da buna hep denk geldik. Bu sene üçüncü senemiz, ve her sene gerçekten çocuklara kendi çocukları gibi yaklaşan öğretmenlerimiz oldu.

Beslenme konusu da önemliydi tabii. Okulda organik gıda peşinde olmasam bile sebze yediğinden, çeşitli gıdaları aldığından emin olmak istiyordum.

Bahçesi olsun, dışarıda vakit geçirsin istiyordum. Şehir dışında yaşıyor olmanın avatajıyla kocaman bahçeli bir okul bulduk. Bahçesinde köpek olan, bir köşede tavuklar ve kazlar dolaşan, çocukların koşturabilecekleri kocaman bir açık alanı ve güzel oyun gereçleri olan bir okul.

Okulumuz her ne kadar her şey dört dörtlük olmasa da genel olarak istediğimiz gibi. Çünkü hiçbir şeyin mükemmeli olmadığı gibi anaokulunun da kusursuzunun olmadığını anlamış bulunuyorum. Her şeyden önce Deniz mutlu, o da yetiyor.

Türkiye’deki kreşlerde rastlamadığınız, keşke olsa dediğiniz bir uygulama var mı?

Yurt dışındaki kreşlerde bire bir tecrübem olmadı. Orada, en azından Amerika’da değişik “akımlar” söz konusu olduğundan farklı okullarda farklı uygulamalar olabiliyor.

Genel olarak anaokulu değil de, okul öncesi çocukların erişim imkanı olan aktiviteleri düşündükçe “keşke burada da olsaydı” diyorum. Kütüphaneler, sadece çocuklara yönelik müzeler gibi. Ancak bunların okulla doğrudan alakaso yok tabii.

Ben genel olarak şu ana kadarki anaokulu tecrübemizden memnunum. Amerika’daki akrabalarımın ve arkadaşlarımın yaşadıklarıyla kıyaslayınca, saatlerin daha esnek ve uzun olması, her gün sıcak yemek pişmesi, servis imkânının olması özellikle de çalışan anneler için biraz daha kolaylaştırıyor işleri gibi geliyor bana. Okul gezileri yapıyorlar, tiyatroya gidiyorlar. Eğleniyor, öğreniyorlar işte.

Türkiye’deki kreşlerde yaygın olarak rastladığınız ve saçma bulduğunuz bir uygulama var mı?

Evet, çocuk yogası. Hele de bunun, ücretini ödediğimiz saatler içinde, ekstradan ücretli bir ders olmasını, tercihli olsa bile doğru bulmuyorum. Bizim okuldaki uygulaması sınıfın bir kısmı (isteyen öğrenciler) yogaya giderken diğerlerinin (istemeyenler) öğretmenleriyle sınıfta kalması şeklinde. Her ne kadar sözüm ona çocukların isteğine göre ayrılsalar da bu ayrımı gereksiz buluyorum şu aşamada. Bu konuda okulla biraz ters düştük ama pek bir yol kat edemedik.

Neyse ki Deniz bu sene kendi kendine noktayı koydu. “Lotus çiçeği” yapmayı sevmiyormuş, gitmeyecekmiş yogaya. Sınıfta kalıp oynamak istiyormuş. Akıllı oğlum benim.

Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra en çok zorlandığınız konu ne oldu? Henüz gitmiyorsa zorlanacağınızı düşündüğünüz?

Hastalık konusu zorladı bizi. Özellikle de geçen sene domuz gribinden bronşite, üst solumun yolu enfeksiyonundan bronşiyolite kadar kapmadığımız hastalık kalmadı. Toplamda bir aydan fazla okula gidemedik.

Pazartesileri okula gitmek zor olabiliyor bazen. Ancak anaokulu öğretmenleri işlerini biliyor. “Pazartesi sendromu” olarak adlandırdıkları bu duruma çok güzel bir çözüm bulmuşlar: Pazartesi günü Paylaşma Günü (Sharing Day). O gün evden okula istedikleri bir oyuncak/kitap götürüp arkadaşlarıyla paylaşıyorlar. Böylece nispeten daha kolay oluyor evi bırakıp okula gitmek.

Bir de kötü alışkanlıklar edinme durumu var tabii. Özellikle bu sene daha çok yaşıyoruz onu. Kendince “kötü sözler” söyleme başta olmak üzere, garip davranışlarla karşılaştığımız oluyor sıklıkla. Ama günün sonunda okulun getirisi götürüsüne göre kıyaslanamayacak kadar fazla.

Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra çocuğunuzda gözlemlediğiniz en olumlu gelişme ne oldu? Henüz gitmiyorsa kreşin gelişimine en büyük katkısı ne olur sizce?

Sosyalleşti. Deniz eskiden parkta bahçede oynayan çocuklara dan dun girişirdi. Kendi gibileriyle geçinmek zorunda kalınca bu yok oldu.

Paylaşmayı öğrendi.

Kendi kendine yetmeye çalışmayı öğrendi. Ayakkabılarını giyiyor, t-shirtünü çıkarıyor. Dün ayakkabısını giyip, üstüne bir de parlattıktan sonra “I’m just like a grown up!” (Yetişkin biri gibiyim!) dedi.

Alfabeyi ve 1’den 10’a kadar yazmayı öğreniyor. Bu hafta 4 yapmayı öğrenmiş.

Arkadaşlığı öğrendi. Uyumlu olmayı, ama farklıyı kabul etmeyi öğrendi.

Kısacası, ne yapardık okulsuz? Yaşasın okul!

***

Ben de bu maceraya bu sene atılan Mine‘yi, benzer kaderi paylaştığımız Deli Anne‘yi ve benimle aynı süreçlerden geçen Zeynep‘i sobeliyorum.

Reklamlar

9 Yanıt

  1. hahah lotus çiçeği mi, çok iyiymiş ya, çakraları da öğretmişler mi
    aferin Deniz’e :))

  2. Benim de bir denizkizim var tam iki yasında haftanın iki gunü oyun grubuna göndersem mı konusunda kararsızım ancak anaokulu konusu seneye basımıza gelecek için bu yazı çok ışık tuttu:)bakicimizla seneye de devam etmek istiyoruz çünkü denizkizimin doğumundan beri bizle acaba seneye yarım gün anaokuluna göndermek doğru olur mu?

  3. elif hanım,merhabalar..
    Yazılarınızdan göktürk’te oturduğunuza dair bi tahminde bulundum ama..eger dogruysa oğlunuzun hangi anaokulunda okudugu konusunda şiddetli bi merak oluştu bende..benim de 2,5 yaşında bi oğlum var ve gymboree’ye gidiyor..ama ben bi türlü ısınamadım nedense ama yürüme mesafesinde tek burası var..bu sene mecbur dayanacağız..önümüzdeki sene için burada oturuyorsanız bana okulunuzun adını syleyebilir misiniz lütfen?

  4. Merhaba Elif,
    teşekkür ederim sobe için. Dilerim altından kalkabilirim 🙂

    Sevgiler

  5. harika bir yazı olmuş çoğumuz bunlardan birhaber çocuklarımızı karanbole biryerlere gönderiyoruz,benim oğlum 26 aylık bu sene oyun grubuna gönderecektim,henüz zamanın gelmediğine karar verdim.Ama önümüzdeki sene muhakkak istiyorum.Bu sene anneli bir oyun grubumuz var onunla iyi gidiyoruz.Ama seneye nereye gideceği benim için büyük bir soru işareti…..

  6. Görev anlaşılmıştır, tamam 🙂

    Yoga konusunda da ne zamandır yazacağım, buraya nasipmiş.
    Çocuk yogasını çok hafife alma. Aynı büyük yogası gibi çocuk yogasında da salgı bezleri uyarılır, organlara masaj yapılır, vücutlarına esneklik sağlar, ki birçok olumlu gelişmenin öncüsüdür esnek vücud! Hareketli çocukların konsantre olmalarını sağlar vs.
    Birçok insanın zannettiği üzere çocuklar yerde oturup meditasyon yapmamaktadırlar. Dinledikleri hikaye eşliğinde hareketler yapmaktadırlar. Bu hareketler de doğayı imite eden hareketlerdir. Kimi zaman bir hayvan olur çocuk, kimi zaman doğadaki bir bitki. Doğru yapılan bir çocuk yogası dersi, aslında bir nevi oyundur. Dolayısıyla çocukların sıkılmaması gerekir. Elbette bazı hareketli çocuklara uzun süre bir hikaye dinlemek ve belki bu doğrultudaki hareketleri yapmak sıkıcı gelebilir ama yukarıda çok çok kısa yazdığım gibi, ona bu durumun faydası vardır. Boşa geçirilen zaman değildir çocuk yogası – doğru yapıldığı taktirde.
    Sanırım sizin okulda esas sorun, bu dersin ek ücretli olması. Aslında herkesin girdiği bir ders olsa hem hepsi birlikte olacaklar çocukların hem de siz sevdi sevmedi sorunsalını yaşamayacaksınız belki. Bunu çok iyi anlıyorum. Çünkü benzer sorun bizde de var. Bizde yoga herkese var ama jimnsatik, folklor ve bale seçmeli. Çocuk seçmeyince o dersi öğretmenle başbaşa kalması durumuna gıcık oluyorum mesela ben de.

    • Ben de Zeynepe katiliyorum, cocuk yogasi iyi birsey, ama secmeli olmayip herkes beraber yapsa ve oyun gibi yapilsa daha faydali olur. Belki ogretmenleri de cok basarili degil cocuk sevmiyorsa, cunku demek ki bir zorlama var ki sevmemis.

    • Yogacılardan böyle bir yorum geleceğini tahmin ediyordum 🙂

      Aslında haklısın Zeynep. Yoganın içeriğinden çok, uygulanışındaki yanlışlık bende antipati uyandırdı.

      Geçen sene Deniz ilk etapta katılmak istemediği yoga derslerine sonradan gitmek istemiş, ancak bize söylememiş, bazı yanlış uygulamalar sonucunda da üzülmüştü. Sonradan katılmış ve eğlenmişti de aslında. Ama bu sene gitmek istemedi, dedim ya, lotus çiçeği yapmak istemiyormuş. 🙂

      Yoga ya da benzeri “derslerin” neden verildiği önemli. Amaç velileri memnun etmek olunca illa ki sorun çıkıyor. Ben şahsen çocuğumun kapalı sınıfta yoga yapacağına bahçede koşturmasını tercih ederim. Herkes aynı şeyi istemiyor çünkü. Okulun politikası da belirsiz kalınca ister istemez sorun yaşanıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: