Milli dayanışmanın türüne az rastlanır bir örneği

Bugünün tarihini -30 Kasım- fark edince tüylerim diken diken oldu birden.

Bundan tam iki sene önce bugün arabayla kaza yapmıştım Hasdal Yolu’nda.

Hasdal Yolu, Göktürk-Kemerburgaz mevkiini şehre bağlayan bağlantı yolunun adı. Yeni, temiz, bol virajlı, çok kamyonlu, az bariyerli, neredeyse sıfır hız kontrollü bir yol.

Deniz’in ikinci doğum günü hafta içine denk gelince Pazar günü kutlayacaktık aileyle. Annemleri almak için sabah erkenden evden çıkmıştım. Hava çok güzeldi. Yol bomboştu. Bir yandan müzik dinliyordum. Viraja hızlı girmişim. Yolun ıslak olduğunu fark edemeyince araba kaymaya başladı. Aslında yapmam gereken firene asılmamak olmasına rağmen panikle fireni kökleyince araba spin atmaya başladı. Önce sol bariyerlere, sonra sağ bariyerlere, sonra tekrar sola çarparak durdu.

Hata bendeydi. Neyse ki ne bana, ne kimseye hiçbir şey olmadı. Araba dağıldı.

Bana bir şey olmamasını (1) kemerimin bağlı olmasına, ama daha çok (2) arkamdan kamyon gelmiyor olmasına borçluyum. Yine de inanılmaz korkmuştum. Kaza olurken “Demek böyle oluyor” diye geçirdiğimi hatırlıyorum içimden. Her şey bitiyor sanmıştım o 10-15 saniye içinde. Eve gidince, daha doğrusu Deniz’i görünce kendimi tutamamış, boşalmıştım. Onu bir daha göremeyeceğim korkusu çok gerçekçiydi.

***

Hasdal Yolu, İstanbul’un neredeyse tüm hafriyat atığını taşıyan kamyonların kol gezdiği bir yol. Ortalık kamyondan geçilmiyor. Ve tabii ki, maalesef Türkiye’de birçok şeyde olduğu gibi, bu konuda da denetim sıfır denilecek kadar az.

Az kaza olmamış bu yolda. Çoğu da, gerek kamyonların gereğinden fazla yüklenmesi ve aşırı hız yapması, gerekse arabaların yolu yarış pisti sanması sebebiyle oldukça kötü sonuçlanan kazalar.

Birkaç ay önce kamyon da dâhil birkaç aracın birbirine girdiği çok ciddi bir kaza oldu bu yolda. Bir kişi öldü.

İşin üzücü tarafı, kaza mekânındaki bariyerlerin ben diyeyim bir ay, siz deyin daha fazla yıkık kalmasıydı.Sanki orada bir insan ölmemiş gibi, insanların gözüne gözüne sokmak istercesine dağınık durdu bariyerler. Yeni topladılar.

Birkaç haftadır dağınık aynı bariyerler. Meğer yine kaza olmuş. Aynı yerde.

Yaklaşık 15 kilometrelik Hasdal Yolu’nda bariyerler hep yıkık, dağınık, kırık. Millet çarpıp duruyor. Kimi şanslı oluyor, bir şey olmuyor. Kimi kurtaramıyor. Ama bariyerleri kimse düzeltmiyor.

Bir de kamyonların denetimsizliği var tabii ki. Ağırlık sınırının uygulanmasından ve hiçbir şekilde denetlenmemesinden ötürü kamyonlar yüklendikçe yükleniyorlar. Böyle olunca da yol çöküyor. Daha birkaç senelik yol, devenin sırtı gibi eğrildi. Jandarma suçu kamyonculara atıyor. Kamyoncular “lüks arabalar hız yapıyor” diyor. Araba sahipleri “jandarma denetlemiyor” diyor. Ama hiçbir şey düzelmiyor.

N’olacak canım? Birkaç sene sonra tamir ediverirler yolları. Zaten de bunu düşünerek yapılmıştır bu yollar. Sürekli tamir etmek, başından adam gibi yapmaktan ve apartman gibi yük taşıyan kamyonları adam gibi denetlemekten daha ucuz ya!

Yakın zamanda jandarma bölgesi olmaktan çıktı Göktürk. Polise bağlandı. Şimdi Hasdal yolunda radar görmeye başladık az uz.

Ama ne kadar caydırıcı? Nitekim Türk milletinin cinliği burada da kendini gösterdi. Karşı şeritteki sürücüleri ileride radar olduğuna dair uyarmak için birbirlerine selektör yapıyor arabalar. “Beride radar var, hızını kes, yakalanma” mesajı veriyorlar birbirlerine.

Hiç tanımadığımız insanları kuralsızlığa itmek pahasına gösterdiğimiz bu milli beraberlik ve dayanışmayı başka alanlarda gösterseydik, Türkiye daha yaşanılası bir yer olmaz mıydı diye sormadan edemiyorum ben de…

Reklamlar

6 Yanıt

  1. Otokontrol de diyebiliriz buna. En azindan trafik bir sekilde yavasliyor demek ki.

  2. lüzumsuz işlerde birinci sıradayız çocuklarımız bunu değiştirir umarım

  3. Gerçekten her şey bir anda oluyor… Ne olduğunu, nasıl olduğunu dahi anlamadan… Birincisi çok dikkatli olacağız, konsantrasyon hiç bozulmayacak sonrası mı bu trafik kontrolleri ve cezalara kaldıysa işimiz kader diyorum… Ya da mümkün olduğunca daha güvenli gibi görünen metro vs. bineceksiniz, varsa eğer yaşadığınız yerde tabi…

  4. çok geçmiş osun. kaza anında insan ne yapması gerektiğini teorik olarak bilsede uygulayamıyor ve sadece olayı yaşıyor. kazadan sonra şanslıysa hala yaşıyorsa güzel bi tecrübe kazanmış oluyor. ama tabiki Allah korusun..az kazalı mümkünse kazasız günlerde yaşayalım

  5. Kaza yapmanın en acısı da işte o bir kaç saniye içinde olup bitmesi. Yaşamadan bilemiyor insan. Kazaları ağır çekim ile izleyince yavaş olacak gibi geliyor bize. Ama başladığı gibi bitiveriyor ve hiç bir şey yapamıyorsunuz. Puf diye…
    2 yaşlı yayaya çarpan bir arabaya duramayıp arkadan çarptım ben. 10m ilerideki üstgeçitten geçmeyip 4 şeritli en az 70 km hız yapılan yoldan geçmeyi tercih ettiler. Neyseki bir bacak kırığı ile kurtardılar. Hepsi birkaç saniyede oldu ve bitti. Ayda en az 2 kaza oluyor o yolda, hepsi de üstgeçidi kullanmayan yayalar yüzünden. Orada üst geçit olmasa yapılacak oturma eylemlerini, çıkacak haberleri tahmin edebiliyorum. Var ama kullanmıyorlar. Biz şoförler mi eylem yapsak!

  6. Aynı yolda ben de kaza geçirdim, 6 takla attım. hayttayım ve sağlamım, ama o yol çok can aldı; almaya da devam ediyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: