Lohusa sobesi

Taze anne Derya sormuş, ben de yanıtladım.

1- Lohusalık denen hadise sizce tam olarak nedir?

Derin henüz birkaç haftalıkken şöyle tarif etmişim yeni anne olmayı:

Yeni Anne’lik çok tuhaf bir şey… Öyle bir garip enerji geliyor ki insana, gece defalarca kalkmanıza ve toplamda 5-6 saat bölük pörçük uyumanıza rağmen gündüzleri mutlu mesut geziyorsunuz.

Bir yandan zor gelse de bu defalarca uyanmalar, bebeğinizin 19 günde ne kadar büyüdüğünü fark edince defalarca uyandığınız ve gecenin karanlığında, evin sessizliğinde, herkes mışıl mışıl uyurken siz ve sadece siz bebeğinizi okşayıp koklama fırsatı yakaladığınız için kendinizi şanslı hissediyorsunuz.

Her gün “Bu gece biraz uyuyabilsem” diye geçirseniz de içinizden, bebeğiniz yan odada mıkır mıkır sesler çıkarınca onu ilk ve tek duyan siz olduğunuz için anneliğin ne kadar ayrıcalıklı bir statü olduğunu fark ediyorsunuz.

Bebeğinizi emzirirken minicik, sıcacık elini sizin göğsünüze koyduğunda, küçücük parmaklarıyla sizin parmağınızı sımsıkı kavradığında içinizi kaplayan sıcaklığı tarif edecek kelimeler bulamıyorsunuz.

Bebeğinizi doktor kontrolüne götürdüğünüzde kilo aldığını duyunca seviniyor, ama bir yandan da çok hızlı büyüdüğünü ve göz açıp kapayıncaya kadar koca adam olacağını fark ettiğiniz için tuhaf bir burukluk hissediyorsunuz.

Böyle tuhaf bir burukluk hissettiğiniz için de suçluluk duyuyorsunuz.

Yeni anne olmayı çok, çok seviyor, şimdiden ilk hallerini özlediğiniz bu bebeğinizin kırkını bile çıkarmadan ileride bir tane, bir tane daha yapmak istiyorsunuz.

Böyle bir şey lohusalık. Çokça dengesizlik. Biraz ağlamaklık. Hafif delilik. Tuhaf bir ruh hali.

2- Lohusalık içinde hormon dengesizliğini de barındıran bir şeyse neden 40 gün sürer gibi bir algı var toplumda sizce? Regl olamadığın, emzirme ile birlikte hormonların dağınık kaldığı süre boyunca sürmesi makul değil mi?

Açıkçası bence makul. Makulünü de geçtim, benim için öyle. Emzirmeye devam ettiğim sürece ben kendimi “normal” hissetmedim. İlk bebeğimde de böyle oldu bu, şimdi ikinci bebeğimde de böyle. Nedense 40 günden sonra “tamam, artık oldun sen, atlattın lohusalığı” deniyor kadına. Ancak kişisel tecrübem yukarıda bahsettiğim dengesizlik halinin, kendime gelememenin, eşimle özel hayatımın etkilenmesinin tüm emzirme sürecine yayıldığı yönünde.

3- Sizin lohusalığınız (Hormonal dengesizlikler ve depresif olma halini kastediyorum hep lohusa derken) ne kadar sürdü?

Hiç de öyle kırk gün falan sürmedi. Aşağıdakileri kırkıncı günün sonunda yazmışım:

40 günlük lohusalığın bitmiş olması benim ağlak hallerimin pek de sonlanacağı anlamına gelmiyor sanırım. Nitekim “mazeretim var, ağlarım ben” durumlarım tam gaz devam ediyor:

  • Biberona başlamadığımız zamanlarda “uykusuzluk çok zor” diye yakındığımda Doğan “Geçecek aşkım. Hem şöyle düşün, bunu son kez yapıyorsun, tadını çıkarmaya bak” gibi bir şeyler söyleyince hüngür sümük bıraktım kendimi. Her ne kadar mantık gereği burada duracak olsak da Derin’in son bebeğim olabileceği gerçeğini hatırlatmamaya çalışıyorum kendime. Doğan iyi niyetle de olsa bunu söyleyince kendimi koyuverdim. Şimdi ne zaman Derin’e baksam, bir saniyenin daha geride kaldığını, bir anlık daha büyüdüğünü düşünüp ağlıyorum. (Şu an böyle diyorum ya, iki sene sonra biri iki diğeri beş yaşında iki oğlan anası olduğumda bana “bir çocuk daha istiyor musun?” diye sorun, bakalım cevabım ne olacak?)
  • Doğan’la uzun zaman sonra ilk kez yakınlaşma fırsatı bulduğumuzda “Her şey normale dönüyor işte!” diye oturup ağladım. Olağan üstü halin kalkmasına oldukça sevinmiş görünen ve benim ağlak halime anlam veremeyen Doğan “E iyi ya, daha ne istiyorsun?” deyince daha da ağladım.

Ne mi istiyorum? Zamanın bu kadar çabuk geçmemesini istiyorum. İnanılması güç ama hamilelik hallerimi bile özledim. Hatta benim kontrolümde olmadan bir ay erken bittiği için içimde bile kaldı diyebilirim.

Artık girdiğimiz ortamlarda en küçük bebek Derin değil. Doktora gittiğimizde ondan daha küçük, bir haftalık, 10 günlük, 15 günlük bebekler var. Bir şekilde zamanın o bölümünde biraz daha fazla kalmak istiyordum sanırım. Olmaz mıydı?

Bu hallerim bayağı bir devam etti. Sanırım ilk üç ay demek daha doğru.

4- Nasıl geçti, hep aynı şiddette miydi? Normale yavaş yavaş mı, birden mi döndünüz? Hep depresif, sinirli olacak şekilde mi etkiledi sizi, manik, aşırı enerjik anlarınız da oldu mu?

Sürekli depresif değildim. Aslında genel olarak ciddi bir depresif hal yoktu bence. Hüzün vardı.

Bir de tuhaf bir sanrı yaşadım Derin bir aylıkken:

Dün ilk kez dört kişilik bir aile olarak dışarı çıktık, uzun zamandır gezmek istediğimiz Rahmi Koç Müzesi’ne gittik. (O ne güzel müzeymiş öyle!)

Öğlen yemeğini müzedeki vapurun üst katındaki restoranda yiyelim dedik. Siparişlerimizi verdik, masada oturuyoruz, ben, Deniz, Doğan. Derin yanımda, pusetinde uyuyor. Masamız tam parmaklıkların yanında, benim sırtım denize dönük. Derin ağladı, kalktım, kucağıma aldım. Yerime oturdum, sakinleştirdim. Uykuya dalınca pusetine geri koymak üzere yerimden geri kalktım. Kalktığımda parmaklıkların hemen arkamda olduğunu fark ettim. Yüksekliği de tam benim kollarım kadar.

Bir an için ayağımın takıldığını, ya da dengemin bozulduğunu düşündüm. Öyle olmadı, ama ya öyle olsa diye geçirdim aklımdan. Niyeyse…

Ondan sonra bir felaket senaryosu yazdım.

Ayağım takıldı, bebek elimden kaydı, Haliç’in çamurlu suyunda kayboldu. Ben çığlık çığlığa bağırdım, Doğan suya atladı, bebeği bulamadı, korkunç şeyler oldu, dalgıçlar geldi, falan filan.

Ben içimde sessiz çığlıklar atarken bir de baktım Derin hala kollarımda, uyuyor. Doğan ve Deniz hala masadalar, gülüşüyorlar. Oysa ben gittim geldim. Birkaç saniye içinde hayatım kaydı, mahvoldu.

Lohusa cinleri dedikleri bu mudur, bilmem. Herhalde uykusuzluğun oynadığı bir akıl oyunu olsa gerek. Tevekkeli, lohusaları 40 gün yalnız bırakmazlarmış eskiden.

5- O dönem yanınızda, sizi gerçekten anlayan, destek olan eş, dost, arkadaşınız var mıydı? Yalnız mı geçirdiniz?

İlk bir ay boyunca ağırlıklı olarak annem, zaman zaman da kayınvalidem bizimleydi. Akut dönemin çoğunu yalnız geçirmedim en azından.

6- Eşinizle nasıl geçirdiniz bu süreci?

Hep çok anlayışlıydı. Evde olduğu süre boyunca destek oldu. “Evde olduğu süre boyunca” diyorum çünkü uzun saatler çalışıyor. Ve ortada büyük bir çocuk daha olunca babanın verdiği destek “büyük çocukla ilgilenmek”ten ibaret oluyor. Bebekle ilgilenecek durumu, fırsatı olmuyor. Böyle olunca bebek yine size kalıyor, nefes alacak vakit pek bulamıyorsunuz. Zor iş. Şu an düşündüğümde, o ilk zamanları özlemiyorum. Belki çok yakın olduğu için. Belki Derin’in ilk zamanları Deniz’e göre çok zor geçtiği için. Neden bilmiyorum. İlk zamanlar gerçekten zor, onu biliyorum.

Reklamlar

24 Yanıt

  1. bana da çok oluyordu bahsettiğin sanrı. bir kere eşim ufaklığı alıp merdivenlerden inmeye başlayınca, ya ayağı takılırsa ikisi beraber yere düşerlerse, eşim bebeğimi ezerse diye bir senaryo oluşturmuştum. kapıyı kitlememi bekleyen eşimin bana seslenmesiyle kendime geldim, bir kerede annem kucağına alıp hava alsın diye balkona çıktığında yaşamıştım. elinden kayıyor düşmeye başlıyor, kaldırıma çakılıyor her yer kan revan ben çığlık çığlığa annem şokta,gibi birşeydi. 😦 tuhaftı ikiside ama çok gerçek gibiydi. benim lohusalığım regl olmam ile beraber yoluna girdi gibi. hayat eskiye dönmek üzere şu an. ben 5 aylık bir anneyim ve bu ay regl oldum. artık kendimi daha normal hissediyorum. olayları abartmıyorum, eskiye göre daha az ağlıyorum ( ama yinede ağlıyorum :)) bence herkese ilk önce eşinin sonra da yakınlarının çok destek olması lazım bu dönemde. bir yandan yeni anne olmanın verdiği telaş, sütüm yetecekmi, bu çocuğa bakabilecekmiyim gibi kaygılar, diğer taraftan değişen görüntü ve acaba hala güzelmiyim düşüncesi, bu çocuk büyüyecekmi, ben ne zaman uyuyabileceğim gibi sorular.. bunlar uzar gider. önemli olan bunları paylaşabileceğin, ama paylaştığında hepimiz geçtik bu yollardan gibi bir cevap almayacağın insanlar olmalı etrafında. biz de doğurduk, bir tek senin bebeğin yok gibi laflar insanı sinir etmekten başka bir işe yaramaz. ki hala neden insanlar bu şekilde konuşuyorlar onu da anlamış değilim.

  2. Ben de bebegim korkmuş gibi agladıgında (ya da aglayarak uyandıgında) kucaklar ve “korkma bebegim, annen yanında” der ve aglamaya baslardım, ya ertesi gun yanında olamazsam diye… Elif Şafak “Siyah Süt”ü yazdıgında okurlarının bir kısmını hayal kırıklıgına ugratmıstı, bir daha Elif Şafak okumam diyen arkadaslarım vardı. Ben kızım 6 aylıkken okudum ve bana cok iyi geldi, lohusalıgı o kadar guzel anlatmış ki. Lohusa cinlerini bir de onun agzindan dinleyin bence.

  3. lohusalık gerçekten de çok garip birşey. hele ki anneliğe hazır olmayan, aniden hamile kalanlar için daha da garip. ilk iki ay sürekli değişik kabuslar gördüm ben de. bebeğe zarar verdiğimi veya zarar verildiğini başına kötü şeyler geldiğini. 1-2 saatlik bölük pörçük uykularımda aniden sıçrayıp bebeğin kucağımda olduğunu sandığımı, onu boğdumu veya ezdiğimi. bazen elif ablanın da dediği gibi bebekle beraber kendimi bir uçurumdan aşağıya bıraktığımı :S değişik değişik bir sürü şey. bir gün bebeğin yanına yatmışken kıpırdarsa elinden tutayım da hissedeyim dedim. yanımda uyuyor. ne kabuslar. rüyamda ; “sen tut bebeğin elinden yerden yere çal, ordan oraya vur. ağzına pişik kremini tıka, pişik kremini alıp bocaladım resmen. hakikaten 3 harfli işi başka hiç bişey değil. lohusalıkta eş desteği çok çok önemli. ama erkekler de lohusalık yaşıyormuş öğrendiğime göre. eşim kendisini dışlanmış gibi hissetmişti bir dönem. ne bebeğe ne bana yaklaşamadı. panik atağı azdı, evde duramadı. ben yapayalnızzz. zaten birlikte olmak yasak iki yabancı gibi olup çıkıyorsunuz. yasak olmasa bile hormonlardan birşey yapasın gelmiyor. aklın fikrin bebek. “bir” ken “iki” olmak. veya eşin ve sen iken artı bir de bebek olmak çok değişik. ben zor alıştım. doğum sonrası ağrılarım sancılarım derken kendime derdime düşmüşken o bebeğin bana muhtaç olması beni alt üst etmişti. çok BENcil düşünmüştüm. bu kadar da olmaz demiştim. ama hepsi GEÇTİ. zaman çok çabuk akıyor. elif abla demişti ki bebeğim gözlerimin önünde büyüyor. hakkaten de büyüyorlar ve biz anlamıyoruz bile. hergün daha çok daha çok. … neyse çok konuştum. yorum da bu kadar uzun olur mu….:) çok doluyum çokk 😀

    • bu arada elif abla iyi ki varsın, iyi ki blogcu anne diye bir site var. ben burası sayesinde toparladım. geçmiş yazılarını okuya okuya. heee dedim elif abla da yaşamış. yorumları okudum. yalnız değilim dedim. hatta bazı durumlarda halime şükrettim. ne kadar zorluk yaşayanlar var diye. teşekkür ederim paylaşımların için. vatana millete hayırlı birşey yapın derler ya, işte tam anlamıyla bunu yapıyorsun.

  4. Sevgili Elif,
    Yazdıkların hemen hepsi evrensel birer duygu akımları…Hepsini neredeyse aynı yaşıyoruz.Benim takıldığım şu eş ile yakınlaşma ve ağlak olma durumları..bu konuda sana özel bi mail atacağım ve durumu duygularımı paylaşacağım mahsuru yoksa..acaba bu konumda olan yalnız ben miyim…

  5. lohusa şerbeti çok güzel birşey bu arada 🙂

  6. ya asıl söyleyeceğim şeyi söyleyemedim, bu birşeyi kafada kurup 2-3 saniye içinde sanki gerçekten olmuş gibi tribe girmek bana sık oluyor, lohusada değilim aslında 🙂 Ama biliyorum o hissi, dar alanda ayrıntılı bir senaryo yazıp kafada gerçek olduğuna inanmak ve sonra “napıyorum ben ya” diye kendine geri gelmek…

  7. 2,5 aylık bir anne olarak ben de tamda bunları yaşıyorum… ben de bu konuda içten içe hep kendimi sorguluyor… suçluyordum. yalnız olmadığımı bilmek birden rahatlattı beni. kendimi “normal” hissettim…teşekkürler

  8. gerçekten okurken insan kendini normal hissediyor.
    kendini o duygu karmaşası içinde suçlarken, o hengamenin içinde mutlu-hüzünlü karma karışıkken zaman geçip gidiyor..

    keşke yeni anne olacaklara, hamileyken “çok harika bir duygu ” vs den başka bir de bu insanın ruh dünyasını allak bullak eden bu hüzün halinden, sanrılardan bahsetseler.. “lohusa kadın yalnız bırakılmazmış” lafının içini doldurcak açıklamalar yapsalar…
    sonuna kadar inanıyorum ki bu durum 40 gün süren birşey değil..
    insan bunların normal olduğunu bilmeden yaşayınca daha beter oluyor ve daha ağır geçiriliyor kesinlikle..
    doğum yapalı 3 buçuk ay oldu. sebepsiz ağlama isteklerinin arası açılmasına rağmen devam ediyor. ama alıştım artık o hisse, gelince hoşgeldin diyor, karşılıyor ve yaşayıp gönderiyorum:)
    sevgiler…

  9. Sevgili Elif,
    Oyle bir konuyla geldinki bu sabah seni okurken dedimki tamda beni vurdu bu konu..
    Kizim tam 7aylik oldu ama gel gor ki ben hala ne dogumumu nede arkasindan gelisen olaylari unutabildim.. Ilk zamanlari ozluyormuyum , ne yalan soyleyeyim, hayir. Kesinlikle ozlemiyorum cunku benimkisi hem yalnizlik hemde ne yapacagini bilemeyen yeni anne ben -her nekadar bicok kitap okusamda- ve ne yazikki destegini tam goremedigim esim.. belkide en cok bunlar beni bukadar etkiledi. Senin pozitif dogum hikaye bolumundeki her annenin hikayesini dogumumdan once okudugum zamanlarda kendi dogumumu nasil yazacagimin heyecani sarardi beni.. oyle bir dogum yasadimki, kimseyi kotu etkilememek icin oraya yazmayi aklimdan sildim hemen.. Cok ozetle; normal dogum diye kastirip 20 saat aci cekip, bu surede yapilmayan sey kalmadan, sonunda acil sezeryan sonrasi kizimi kucagima aldim. Aldigimda ise ben kendimden oyle gecmistim ki, cok cok kotuydum kisaca..
    Sonrasinda ise yine pek parlak seyler yasayamadim ve hep kizimla basbasa kaldim.. Allah guc verir derler ya cidden en caresiz zamanlarimda hep dua ile kendime geldigime inandim.. Suan iyimiyim, oncesine gore daha iyiyim ama esimle arama buyuk bir sogukluk girdi; ne yapsam o zamanlarimi unutamiyor hep onu sucluyorum. Anlayacagin hala gunluk konusmalarimizin icinde benim sorunlu dogumum ve arkasi.. Bunu nasil tamamen atalatacagimi ise bilmiyorum, yada atlatabilcekmiyim onuda bilmiyorum.. Sadece suan kizim bana en buyuk mutlulugu veriyor ve tum gucumu ondan aliyorum.
    Esim? inan bilmiyorum ne olacak halimiz..
    ilk zamanlar, hele sorunlu bir dogum yasamis bir kadin icin ve hep yalniz kalmis bir yeni anneye cokcok zor diyebilirim. Insallah kimsenin -hani derler ya dusmanimin bile basina- gelmez benim basima gelenler.. eger uzduysem ozur dilerim. sadece icimden gecenleri yazdim.
    sevgilerimle..

    • Nil – doğum hikayeni biliyorum. Sonrasında bir şey yaşamamış olsan bile atlatması kolay değil. Bir de uzaklarda, yalnızsın.

      Diyeceğim şey, eşinizle aranızdaki sıkıntı her neyse, çözebileceğiniz gibi değilse daha fazla büyümeden profesyonel yardım almanız. Önlenebilecek durumlar varsa içinden çıkılmaz bir hal almasın.

  10. Lohusa cinleriyle pek bir haşır neşirdim ben de ilk bebeğimde. Gece yatıyoruz, daha yeni yatmışız, kapıyorum gözlerimi ve onlarca ayak sesi duyardım ben. Gözğmğ açardım, sesler kesilirdi. Kapardım, pıtır pıtır yine ayak sesleri… Eşime söylerdim, duymuyorum derdi.

    Şimdi ise bu sanrıları ben de çok yaşıyorum. En çok karşılaştığım şey de bazen ne yaptığımı hatırlamıyor oluşum. Defne’yi yatırıyorum yatağına, yatıyorum. Gece bir kalkıyorum Defne yanımda! Nasıl oluyor anlamıyorum. Yorgunluktan hatırlamıyorum belki ama uyanıp da memeye vantuz gibi yapışık Defne’yi görünce önce bir ürpermiyor da değilim! 🙂

  11. elif yine harikalar yaratmışsın 🙂

  12. Bütün bu anlattıklarınız dogum oncesi başladı bende umarım dogum sonrasına bisey bırakmam:) en büyük takıntım doğumdan 3-4 ay sonra ise geri donecek olmam. Bunu düşününce bile çıldıracak gibi oluyorum.

  13. 2 ayin sonunda bogurerek 2 saat aglayip daha da aglamak istedigimi farkettigimde doktora gitmeye karar verdim. Psikyatristim lohusa sendromunu ikiye ayirdi. Lohusa huznu (aynen elifin dedigi gibi) ve lohusa depresyonu ki bu benim yasadigimdi. 3 ay kabus gibiydi, simdi ise bir masal yasiyorum. Sabah erken kalkacagim oglumu koklamak icin ama bir ara cok uzun bir yorum yazmaya niyetim var.

  14. Elif çok teşekkürler. Ellerine sağlık. Bir de hala taze anne sayılır mıyım yahu :)) “Aze kocaman kız oldu, bitti bizim çile, eskidik” modundayız ne zamandır :)))

  15. […] Blogcuanne‘de gördüm bugün, bir lohusa sobesi dolaşıyor ortalıkta. E bir lohusa olarak yazayım da içimi dökeyim dedim ben de. Derya sormuş, ben cevapladım: […]

  16. […] Blogcu Anne lohusalıkla ilgili yazdığı bir yazıda felaket senaryolarından bahsetmişti. Nasıl da tanıdık geldi bana bu senaryolar! Öncelikle […]

  17. […] depresyon, gerek daha önce yazdıklarıma, gerekse en son Derya’nın sobesine cevap olarak yazdığım yazıya gelen yorumlar ve özellikle de Selen’in yorumu beni bu konuyu biraz daha irdelemeye […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: