Fotoğraflarla çocuklu-çocuksuz hayat karşılaştırması

Aşağıdaki yazıyı New York’ta yaşayan ve geçen hafta bizi evinde ağırlayan kuzenim Uygar kaleme aldı. Uygar, benim koca tarafından kuzenim. Senelerdir Amerika’da, uzun zamandır da New York’ta yaşıyor. Sağ olsun bize bekar evini açtı, bir oda bir salon, cıncık gibi düzülmüş yuvasını tırtıl gibi her yere girip çıkan Derin’le paylaştı. Garibim, bizimle beraber yattı-kalktı; bizi gezdirdi, tozdurdu, ağırladı.

Uygar’ın geçen hafta yaşadığı çocuklu hayat simülasyonu sonrasındaki analizini noktasına virgülüne dokunmadan yayınlıyorum.

Blogcu Anne Elif

***

Aşağıda önce Elif ve Derin’in ziyareti öncesi – sonrası (tek başıma yaşadığım) evimin fotoğraflarını sunuyorum. Daha sonra bazı gözlemlerimi yazdım, umarım lafı fazla uzatmamışımdır.

(1) Oturma odası - normal hal

(1.1) Oturma Odası - sabah 5

(2). Oturma odası - normal hal

(2.1) Sabah 5. Daha sonra bu halının altından minicik kitap, çorap gibi nesneler çıkıyor.

(3) Sehpa üzerindeki normal nesneler: Kadeh şarap, ya da bira, ya da başka içecek, atıştırmalık yiyecek, dergi, bardakaltlığı, kumanda, vb.

(3.1) Sabah 5. Sehpa üzerinde Derin'in bir süre yer bezi olarak kullandığı, daha sonra buraya bırakmayı uygun gördüğü kullanılmamış çocuk bezi.

(3.2) Farklı açı.

(4) Sehpa kenarı detay - önce.

(4.1) Sehpa kenarı detay - sonra. Salya, belki biraz sümük. Muhtemelen direkt dişlenmiş.

(5) Temiz düzenli banyo

(5.1) Lavabo kenarında minik kullanılmış çorap.

(6) Oturma odasından mutfağa bakış

(6.1) Sabah 5. Aynı açıdan, mutfak civarlarında bir tayfun esmiş.

(7) Mutfaktan oturma odasına bakış.

(7.1) Aynı açıdan, oturma odası civarlarında bir tayfun esmiş.

(8) Divan. Normal.

(8.1) Divan. Sümük? Mama? Kim bilebilir?

(8.2) Derin'in yer bezi olarak kullandığı bardakaltlığı en sonunda divana oturmuş, soluklanıyor.

(9) Yatak odası

(9.1) Yatak odası - 7 farkı bulun!

(10) Yatak odası

(10.1) Yatak odası- 20 farkı bulun!

(11) Oturma odası- detay.

(11.1) Oturma odası- Natürmort sanat eseri olarak yerleştirilmiş minik kitap ve muhtemelen ağızda çiğnenmiş patik.

(12) Mutfak- detay

(12.1) Mutfak- Yorumsuz.

Bekâr ve Çalışan Bayandan Gözlemler:

Benim için normal bir sabah kargalar kahvaltı etmeden spor salonunda başlar. Bebekli sabahlar ise kargaların kahvaltısından bir saat kadar önce bebek ağlamasıyla başlıyormuş.

Uykusuz vaziyette zombiye dönüştüğüm için o halde sporun S’sini bile yapamadım. Bir hafta ara verildi spora.

İnsan bebekle yaşayınca, ve uykusuz olunca, iş yerinde de zombiye dönüşüyor. Cuma gününün sonunda bir toplantı odasından tuvalete yolumu şaşırınca “vay be” dedim. Vay be! Çocuklu ve çalışan anneler: Siz benim kahramanımsınız! Helal olsun size, helal!

Derin’in o yanaklarına MUUCK! diye yumulunca o yorgunlukların hepsi vız gelip tırıs gidiyor.

Elif’le gurur duydum. Derin’i yatağına yatırıyor, o kendi kendine ninni söyleyerek uyuyor. İnanılmaz.

Akşam yemeğini bebekle dışarıda yemek: Zor bir proje. İşten erken çıkmak gerekiyor. Elif’le kendimizi bir taksiye atıp lokantaya doğru giderken sürekli dışarı çıktığım çok yakın arkadaşımdan gelen SMS bizi güldürdü. İki dünyanın arasındaki uçurum: “Siz yemeği yiyin. Sonrasında Güllüoğlu’na gidelim, orada tatlı yeriz”. Sonra da gecelere akarız, Derin ve pusetiyle! Hi hihhiii!! Derin tabii ki yemeğin sonunu zor etti.

Evde çocuk varsa onun arkasından elimizde Balerina Cif fıs fıs’ıyla dolaşmak anlamsız, sadece içimizi rahatlatan bir çaba.

New York’ta bekâr hayatı yaşarken hiç dikkat etmediğim şeylere dikkat etmem gerekti. Örneğin hangi metro istasyonlarında asansör var? (valla çok az varmış). Pusetle hangi lokantalara gidilebilir? Otobüse binerken kuzenim -dışarıda yağmur yağarken- nasıl hem bebeği kucaklayıp, hem puseti katlayıp, hem çantaları yükleyecek? Ona kimse yardım edecek mi? (New York’lular yüzümü kara çıkarmamışlar, herkes yardım etmiş, çok mutlu oldum)

Bu bana New York’taki bekâr anneler konusunu düşündürdü. Bu insanlar nasıl insanüstü yaratıklardır ki eşleri ya da erkek arkadaşları terk edip gitmesine karşın hayatlarını bir, bazen birden fazla bebekle idare edebiliyorlar. Nasıl ya, nasıl? Tek başlarına!

Sabahları Elif’le Derin evde kahvaltı ederken üzerimi giyinip işe gitmek çok komiğime gitti. Marjinal bir çift gibi. İlk gün kapıdan çıkarken Elif’le Derin beni uğurladılar. Ben de kendisine “Karıcım, akşama görüşürüz. Eve gelirken ekmekle yoğurt alayım mı?” dedim. Bu muhteşem (!) esprime iş yerimde aklıma geldikçe güldüm.

İşyerinde o hiç kimsenin haz almadığı, sürekli bebekleri hakkında konuşan kişiler gibi olmamak için kendimi zor tuttum. “Ay bugün gaz çıkardı! Dün akşam kustu! O gün ilk defa kahkaha attı!”Aman ne ilginç, ıyy. Ama kendimi iPhone’daki fotoğrafları işyerinde birine gösterirken ve Derin’in yanaklarından bahsederken yakaladım. Amanın!

Elif bunu inkâr etse de Derin aslında Lady Gaga’nin Poker Face şarkısını pek seviyor. Özellikle “P-p-p-poker face, p-p-poker face, Mam mam mam mah” kısmını pek beğeniyor. Ben bunu gözlemledim kendimce.

Kendim hakkımda bir şeyi fark ettim: 20li yaşlarımda hissettiklerimi 30lu yaşlarımda hala hissediyorum. Son derece tatlı ve akıllı, kendi kendine oyun oynayan, şirinlik muskası Derin bile bu hislerimi değiştirmedi. Çocuk sahibi olmak hiç mi hiç özendiğim bir şey değil. Herkes bakar “ay ne güzel, yuva kurayım, çocuklarımı doğurup büyüteyim” diye özenir. Fakat ben hiç böyle olmadım, hala da değilim. Bebeğim ha olmuş, ha olmamış, hiç fark etmez. Hiç eksikliğini hissetmediğim bir durum. Her koyun kendi bacağından asılır, herkes isteyecek diye bir şey yok.

Ve son olarak: Bırak bebeği, içinde kedi-köpek-balık vs. ve hatta bitki bile olmayan, ayağımı hiç bir şekilde bağlamayan, New York’un sunduğu tüm avantajlardan istediğim gibi yararlanmamı sağlayan, özgürlüğümü –seyahat dâhil- kısıtlamayan, sporumu, eğlencemi istediğim saatte yaşamamı mümkün kılan, hangi metroda asansör var gibi antin kuntin şeyler için endişe duymamı gerektirmeyen bekâr hayatım: Seni çok seviyorum! İsterim ki herkes kendi hayatından memnun olsun böyle. Benim temiz, düzenli, huzurlu, sessiz evim: Seni de çok seviyorum.

Tüm annelere sevgilerimi sunuyorum. Özellikle çalışan anneler, siz insanüstü yaratıklarsınız. Helal olsun hepinize tekrar.

Reklamlar

52 Yanıt

  1. Sevgili Uygar, kaderden kaçılmaz. Doğmak, üremek ve ölmek kaçınılmazdır. Ne kadar erken o kadar iyi diye düşündük biz. Ve son olarak,
    Sıra sana da gelecek (hahahah Erol Taş kahkahası)
    önemli not: çalışan anne olmak kesinlikle çok daha kolay olabilir. birden fazla çocuğu olan üstelik çalışmayanlar daha süper kahraman bence.

    • su cumle cok dogru: Birden fazla çocuğu olan üstelik çalışmayanlar daha süper kahraman bence.
      Bence de :)))

    • Fulya’cim, aslinda dogru, farkli bir bakis acisi. Ben calisan anne olabilirim ama calismayan anne olamam. Yani o guc bende yok, once cocugu atarim pencereden sonra kendimi. Iste bu yuzden bu metaneti gosterebilen annelere de helal olsun, yapabilecegim bir is degil kesinlikle.

    • “Sıra sana da gelecek” bölümü için üç kere Amiiin Amiiin Amiiiin.
      Yeğen hasretiyle yanıp tutuşan Yaşam, nam-ı diğer Uygar’ın ablası.

      • Gelir Yaşam gelir.. Bizim kuşak ve sonrası (nispeten daha fazla okumuş) önce evlenemem der, ardından çocuk yapmam der ama gün gelir hepsi olur.. Ben evlenirken eşim “Fulya her an kaçacakmış gibi duruyorsun” demişti. Bir uzun ilişkim yoktu 28 yaşıma kadar. Ama süpriz ata oynayanlar kazandı bizde..

  2. Bence bu bir hafta bekar hayatı neden sevdiğini teyid etmiş. fotolar da kanıtı 🙂

  3. Çok güldüm okurken. Pek öğretici bir tatil olmuş:)))

  4. mutfak detayı bizim evden mi acaba diye düşündüm.

    düzenli evimin halini unutalı ne çok olmuş.

    yine de dağınıklık, yaşanmışlığın bir ifadesidir diyerek avutuyorum kendimi.

  5. 1.1. ve 2.1 numaralı resimlerde Elif’in, duruşunu değiştirmemiş olmasına rağmen, Derin’in kattettiği yol gözümden kaçmadı 🙂

  6. Bu simulasyon, Uygar’in neslinin devami acisindan pek hayirli olmamis anlasilan;)) Olsun, bizim “akli tamamen basinda” kendini %100 isine ve sosyal hayatina verebilen kadinlara da ihtiyacimiz var:)

  7. Çok güldüm…..
    O minik bedenin göğsüne yaslanıp uyuması o nefes alırken çıkardığı ses…. Boynunun altındaki muhteşem kokuyu doya doya içine çekebilmek…. Annneeee sözünü o bal dudaklardan duyabilmek….
    Tüm dağınıklığın , tüm uykusuzluğun, tüm yorgunluğun eksilerini artılara çevirebiliyor

  8. Bu duruma,kendi evimizde toparlamakla meşgul olduğumuzdan pek gülemeyiz de,bu şekilde seyrederken komik oluyormuş. 🙂

  9. ahahaha süper yazı:)

  10. benım evım sımdı de boyle ozan ve paşa saolsun 🙂

  11. Uygar’in Istanbul subesi bi hayatt yasayan kendim yaziyi super buldum.. dersler cikardim.. ohh diyip rahatladim.. ellerine saglik:))

  12. Blogcu Anne Derin’e kendi kendine ninni söyleyerek uyumasını nasıl öğretti, lütfen açıklasın kamuoyuna… 🙂

    • Valla ben bir şey yapmadım. Deniz de aynı şeyi yapardı, böyle komik bir mırıldanma huyu var. Kendi kendine mırıldanıp, sonra uyuyor.

  13. resimlere bakarken çok güldüm.çok güzel bir yazı
    earth’s best bisküviler,happy bellies tahıl ve pufflar benim en çok dikkatimi çekenler.ah ahhh dedim bunlar niye burda yok diye tekrar.bolca getirseydiniz bunlardan sevgiler.

  14. Benim eşimde Uygar gibi düşünüyordu ve yaşıyordu benden önce.ve ben istemesem aklına hic gelmezdi cocuk yapmak. ama şimdi bilseydim evlenir evlenmez yapardım ben bu cocugu diyor. Bu kadar tatlı olacağını bilmiyordum diyor. Bilginize! 😉

  15. Hayat güzel, özgürlük güzel. Bekarlık ve NY ‘un sundukları dayanılmaz .
    Önce sevgili istemeye başladı, sonra jinekoloğum yıllık kontrollerde son vagonlara yaklaştığımı söyledi . Tınlamadım hiç . Yaş 35 olunca, sevgili de koca olunca daha ısrarcı oldu . Beni ya ilerde olmazsa korkusu sardı . Sonra Deniz ‘im oldu . Ohh çok da iyi olmuş. Şimdi Deniz ‘imin sundukları ve ayağıma bağladıklarıyla yaşıyorum . Madalyonun diğer tarafındaki sevgiyle besleniyorum . Zaman zaman özlesem de bekar hayatımı, yaşasın çocuklu hayat diyorum .
    Hayat hem şaşırtıyor hem alıştırıyor hem de herşeye 🙂
    Sevgiyle kalın .

  16. vallahi nasil desem bilmem ama uygar hanim siz ne derseniz deyin derin in bir opucugu dunyaya bedel deyip tum yorgunlugunuzu unuttuysaniz biliniz ki sizin icinize de bebek sevgisi ve bebek sahibi olma virusu hayatiniza girmistir, hadi size gecmis ossuuunnnn:)))))))) gitsinn o duzenli ip gibi ev yasasinnn bebek kokulu daginiklik:))))))))

    • Yoo ben zaten “asla yapmam” falan demiyorum. Olur da olmaz da, hic farketmez. Olmazsa hicbir eksiklik yok hayatimda. Olursa da ben yine mutlu bir hayat surerim (daha az duzenli 🙂 ) Tek sart: mutluluk.

  17. Çok güzel bir yazı..çok hoşuma gitti.çok güldüm…eminim bütün bebekli çocuklu evler hemen hemen böyle…kendi evimiz gözümüze batar da dışardan gözlemlenmiş bir ev hali..hakikaten çok hoş doğrusu..kendi evime böyle gülmem herhalde..:)Uygar Hanım, bebek kokusunu hiç içinize çektiniz mi?
    Elif Hanım, Derin’e kendi kendine ninni söyleyerek uyumasını nasıl öğrettiniz?

    • Ben cekmistim birkac defa, kokain etkisi yaratiyor. 🙂 Sevgili Tarik’in annesi, ben cok severim bebekleri, yegenlerime asik bir sekilde dolasirim. Ama olmamasi da hic eksiklik degil, boyle de hayat muhtesem.

      • Benim de sizin gibi bir kuzenim var tek başına yaşayan ve yeğenlerine aşık olan..çok benzettim şimdi sizi.. Bekar gözüyle mükemmel tespitler yapılmış bir yazı..anne olmaya aday:) Kimbilir belki bir gün yeğenlerinize değil, kendi çocuklarınıza da aşık olursunuz..(sadece bir temenni…)

    • Özellikle öğretmedim. Kendi kendine geliştirdiği bir mırıldanma huyu var 🙂

  18. bence o kadar da dağıtmamışsınız ortalığı 🙂 bu arada ELİF HANIM TEBRİKLER, sırf gezmek için o kadar yolu katetmek her babayiğidin harcı diil. hem de bebekle. ben çocukla markete giderken bile 3 kez düşünürüm

  19. Uygar :)))
    İstanbul’da bekar bir anneyim….sayılır mı?!
    Şaka bir yana…evet anne olmak güzel ama bekar hayatı(uppps bekarım zaten)çocuksuz hayat da özlenesi.
    Çok güzel yazmışsın 🙂

  20. Elif, Derin’le tek başına gidip gelmek zor olmadı mı?Pusetiydi bavuluydu vs..Valla bizimde bu yaz için NY planımız var ama eşim birlikte gidicek olmama rağmen hala tedirginim.

    • Yok, zor olmadı. Uçağa giriş çıkışta sling’e astım. Onun dışında, uçağın kapısına kadar pusetle gidiyorsun zaten.

  21. Ben daha cemle tek basima ablama gidemiyorum, bravo dogrusu elfi size! Bu arada uygar hanim, oldukca az dagilmis eviniz ahahah! Harika bi yazi, ozellikle sabunlugun yanindaki coraba bittim :))

  22. Bence Uygar’ın ani bir kararla evlenip çoluk çocuğa karışması yakındır… En son bu şekilde konuşan bir kaç arkadaşım öyle hızlı evlendi ki alem şaştı:)

  23. resimlere bakınca çok güldüm:)) güzel bir deneyim olmuş kuzeniniz için:))

  24. bence de çok az dağılmış ev 🙂
    ve Uygar destekçinim. İnsan kendini tanıyor. böyle daha mutlu olacağına inanıyorsan gaza gelme hiç. ben gaza gelenlerdenim, kızıma bayılıyorum ama şu ön bilgiyle 2 yıl geri gitsem hamile kalmamayı tercih edebilirdim sanırım 🙂

  25. müthişti uygar…hiç bu açıdan düşünmemiştim.

  26. Degisik acilardan bakabilmek onemli elbette. Benim yonumden gorebildiginize cok sevindim.

  27. Ilk olarak konuyla tamamen alakasiz sosyal bir yaraya parmak basmak istiyorum. Asansoru kullananlar sadece anneler degil bence daha cok ihtiyaci olan bedensel engellilerdir, onlarin da disari cikip dolasma, islerine gidebilme ozgurlugu olmali. Yoksa anneler nasil olsa bir sekilde yolunu bulup cocuklarini sirtlarina vurup disari cikar. Onemli olan bunu bizim anlayabilmemiz ve bu konuda gereginin yapilmasi icin israrci davranmamiz, ozellikle TR’de.

    Uygar’in hayatta yaptigi secimlerden mutlu olmasi cok guzel. Biz duzeninden ve rahatindan bu kadar memnun olan insanlar belki kendimize sormamiz gereken sorular vardir diye dusunuyorum:
    1. niye “benim secimim bu ve ben boyle mutluyum” demek icin internette bunu resimli ispatlarla yayinlamak isteriz?
    2. bu yayin isini diger secimlerimizde de yapiyor muyuz, yoksa sadece cocuk konusunda mi bu geregi goruyoruz? ornek olarak “ben sadece cilekli dondurma severim/yerim ve cikolata yiyenlere/yapanlara saygi duyarim ama hayatima girsin istemem” diye yazilar yazip, insanlara dil dokuyor muyuz? dokuyorsak, asil ispatlamak istedigimiz nedir cikolatayi sevmedigimiz mi?
    3. baska bir canliya bakmak, onun hayatimizin icinde olmasi bizi fiziksel olarak tutsak mi, yoksa ruhsal olarak ozgur mu kilar? bunun arasindaki farklar ve secimlerimiz nelerdir?
    4. asil korktugumuz ozgurlugumuzun kisitlanmasi mi yoksa degisimden kactigimiza dair kendimize edecegimiz kucuk bir itiraf midir?

    kendimi biraz acmak gerekirse: ben de hayatindan/isinden/seyahat serbestesinden cok memnun olan birisi olarak cok istedigim hayvanlar yetistiremiyorum hep bir “ama”m var, kendi kendime koydugum sinirlar vs. Uygar kadar titiz olmasam da, (sonucta 12 senedir hayat arkadasimla yasiyorum, titizlikten/derlilikten coktan ödün verildi bile), cocuk konusunda bunlari astim sanirim (28 haftalik olduguma gore…:)) Uygar’in fikirlerinde biz okurlardan cok kendine samimi oldugunu umuyor, bu konuda secimlerine destek veriyorum.
    sevgilerimle.

    • Özge – bir noktayı açıklığa kavuşturayım: bu yazıyı yazmak benim fikrimdi. Ben Uygar’dan önce-sonra fotoğraflarıyla bir yazı yazmasını istedim, o bana öyle bir teklifle gelmedi.

      Ancak düşündürücü sorular sormuşsun, Uygar da yanıtlasa, başkası da yanıtlasa merak ettim.

  28. Merhaba Ozge,

    Gunler sonra buraya yorumlar gelmesinden dolayi blog sahibi kuzenimle gurur duydum oncelikle.

    Bence cok guzel konulara parmak basmissiniz. Ozellikle fiziksel engelli kisiler konusundaki yorumunuza tamamiyle katiliyorum.

    1. sorunuzu zaten Elif yanitlamis, benim de “ay benim hayatim cok muhtesem, bunu herkese ispatlayayim hem de fotograflarla!” diye bir kaygim yoktu. Ama isin ozunu bilmeyen birinin nasil boyle dusunebilecegini anliyorum, hak veriyorum.

    2. sorunuz da aslinda birincisiyle ilintili, ama bu blogun konusu anne-cocuk iliskileri oldugundan bu konuya deginildi, benden rica edildigi uzere. Bir de ben sadece bitter cikolata severim. 🙂

    3. Bence fiziksel olarak bazi alanlarda kisitlasa da cocuk sahibi olmak cok guzel birseydir. Ama olmamak da oyledir. Insani ruhsal olarak ozgur kilan sadece cocuk sahibi olmak degildir (zaten siz de boyle birsey dememissiniz). Ama fikrimce cocuk sahibi olmak kesinlikle ruhsal ozgurluk getirebilecek seylerden biridir. Insanin ilk defa kendisinden daha fazla bir baskasini sevmesi demektir, ki insanin tum tabularini yikan cinsten bir degisikliktir. Daha once tum tukurduklerimizi yalatacak cinsten. Bu da bir cesit ruhsal ozgurluktur bence.

    Ve insanin hayatina ruhsal ozgurluk getirecek daha sayisiz olgular vardir, cocukla uzaktan yakindan ilgisi olmayan.

    4. Bence burada da cok guzel bir tespit yapmissiniz. Ben hem ozgurlugumun kisitlanmasindan hem de degisimden kacarim ve korkarim, her ikisi de ayni kefede benim icin. Bunu neden itiraf etmeyeyim ki? Hatta oyle bir hal aldi ki hayatima girmeye calisan bazi insanlari bu sebepten geri ittigimi hissettim. Bu da madalyonun oteki yuzu. Ama inanisim odur ki (gecmiste basima geldiginden biliyorum), karsiniza dogru insan cikarsa ve Eros’un oku CAAATTT diye saplanirsa hayatinizi degistirmekten korkmayi birakin, New York’ta kazilip bos birakilmis metro deliklerinde kafam kadar farelerle beraber bile mutlu mesut yasarsiniz.

    Hayat bana bu kartlari sundu, ben de oynadigim kartlardan su anda cok memnunum. Yalniz dogru kartlarin elimde olmasi tamamen sans degil tabii ki, benim de cok caba gostermem gerekti. Dilegim herkesin boyle hissetmesi.

    Genel olarak yazdiklarim o an aklima gelen durust seylerdi. Burayi takip eden genelde yeni anneler oldugundan onlara degisik bir hayatin ve bakis acisinin var oldugunu gostermek istedim belki de aklima gelenleri yazarken. Cunku benim sahsen genelde ugradigim muamele soyle oluyor (ve genelde Turkler’den): Ayy, keske evlensen yuva kursan, coluk cocuga karissan, boyle tek basina yasanir mi? Haha, hem de oyle bir yasanir ki. Ve bekar insanlarin tumunun ozendigini dusundugunuz hayatiniz bir baskasi icin hic de ozenilecek / cekici birsey olmayabilir, bu da bir bakis acisidir. Yanlis anlasilmasin, bunu sizin sahsiniza degil, bana boyle diyen insanlara soyluyorum.

    Bebeginizi saglikla dunyaya getirmeniz ve cok cok cok mutlu olmaniz dilegiyle.

  29. […] bu bir süredir yer verdiğim bir uygulama. Nilü’nin Gebelik Günlüğü, Uygar’ın çocuklu-çocuksuz hayat karşılaştırması, Blogcu Anne okurlarından Selen’in Anneliğe Alışmak başlıklı (ve mutlu bana ki Lohusa […]

  30. Çok eğlenceli bir yazı…6 yıllık rahatlıktan sonra bebek sahibi olmuş biri olarak çok hak verdim Uygar’a… Ama işte her rahatlığın bir sonu oluyor… Keşke bu rahatlığa alışmadan yapsaydım:))) Mutlu muyum? Elbette…Bu da yaşanılası bir deneyim:)

  31. Siz de az iey değişmiş, 2 çocukla bir de bizim evi görseniz… N’apayım yetişemiyorum toplamaya.. onlar çift taraftan aynen dağıtıyorlar arkamdan.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: