Nasıl oyuncak almalı?

Blogcu Anne okurlarından 9,5 aylık bir kız bebek annesi kızına ne tür oyuncaklar alması gerektiğini bilemediğini söylemiş. Çin malından uzak durmaya çalıştığını, zeka geliştirici oyuncaklardan emin olamadığını, kızının kitapları paraladığını anlatmış, ve eklemiş:

Piyasa beni tatmin etmiyor. Şu çalar gider hazır şeyleri de ben sevmiyorum, ne alınmalı, ne yapılmalı? Pek çok arkadaşımdan da aynı sıkıntıyı duyuyorum.

Yardımcı olur musun? Derin nelerle oynuyor?

Yardımcı olmaya çalışayım:

  • Derin kapılarla oynuyor. En sevdiği şey kapıyı açıp kapamak. Bıraksan bütün gün onu yapar.
  • Mutfak dolaplarındaki tencere tavaları indirmeye bayılıyor.
  • Çekmeceler bir başka ilgi alanı. Varsın sabahtan akşama kadar onları açsın, kapasın.
  • Çoraplara bayılıyor. Bir tanesini ağzına koyuyor, diğerini elinde yer bezi gibi gezdiriyor. O şekilde emekliyor evin içinde.
  • Plastik kaşık ve çatalları ağzına sokmayı seviyor.
  • Kendi yaşına uygun olmayan, Deniz’in sivri uçlu, minik parçalı ne kadar oyuncağı varsa hepsini yemek istiyor.
  • Yine Deniz’in boya kalemleri, resim defterleri, Meraklı Minik dergileri, arabaları, trenleri, puzzle’ları, her şeyi ilgisini çekiyor.

Yanlış anlaşılmasın. Derin’in yaşına uygun oyuncağı yok değil evde.

Tam tersi, aşırı bir oyuncak arzı var. Hani, neredeyse bir anasınıfı açılır, o kadar.

Güya Deniz’e oyuncak alımı konusunda dikkatli olacaktım. Öyle her şeyi almayacaktım. Ama nasıl olduysa ev her türlü itilen araba, çekilen köpek, basılan küp, zıplayan tavşan, konuşan piyano, öten telefon, vesaire cins cins oyuncakla doluvermiş! (Biri tükürdüğünü yalarsın mı dedi?)

Derin bunlarla oynamıyor mu? Oynatırsan oynuyor. Birkaç dakika… Eline alıyor. Sonra bırakıyor. Devam ediyor yoluna. Koltuklara çıkmaya çalışıyor. Merdivene tırmanmakla uğraşıyor. Çekmeceleri açıp kapıyor. Çiçekleri yoluyor.

Şu aralar öyle bir keşif döneminde ki, yerinde durup da bir oyuncakla oynamıyor. Zaten konsantrasyon süresi de kısıtlı. Hiç öyle küpleri üst üste koyacak, blokları iç içe geçirecek hali yok.

Vallahi ve de billahi tahta kaşıklarla, kendinin ve Deniz’in çoraplarıyla, mandallarla daha çok oynuyor.

Deniz’e neler neler almışım. Çeşit çeşit üst üste binen, iç içe geçen, art arda eklenen oyuncaklar… Boy boy arabalar, kamyonlar. Aynı türden farklı temalı puzzle’lar… Ne gereksizmiş!

Zaten şunu keşfettim ki, “6 ay ve üzeri” olarak etiketlenen birçok oyuncak aslında yanlış yönlendiriyor anne-babayı. Siz zannediyorsunuz ki çocuğunuz 6 aylık olup da oturmaya başlayınca önüne oyuncak koyup oynayacak. Halbuki küpleri falan bir buçuk yaşından sonra anca üst üste koyuyorlar yanlış hatırlamıyorsam. O zamana kadar devirmeyi daha çok seviyorlar, e devirmeleri için de birilerinin üst üste koyması gerekiyor.

Kitap konusuna gelince… Yine bu yaş çocukları sabır konusunda biraz fakir oldukları için öyle oturup da kitap okumaya gelemiyorlar. Onların eline göre kitapları önüne koyacaksın, bırakacaksın sayfalarını açıp kapamaya çalışsınlar. Ağızlarına soksunlar. Dişlerini kaşısınlar. Dolayısıyla kağıttan değil, daha kalın olan kitapları tercih etmeli. Bir de boyut olarak minik ellere uygun olursa ne ala. Daha önce bahsettiğim Arkadaşım serisini tavsiye ederim.

Biraz yaş ilerleyip de ikiye yaklaşınca da Melissa & Doug ahşap oyuncakları tavsiye ederim. Hepsi birbirinden güzeller.

Kısacası sevgili 9,5 aylık kız bebek annesi, her bir cins oyuncaktan birer tane al. Ve hepsini yığma çocuğunun önüne. Tek tek çıkar. Bırak sıkılsın. Görmediklerini özlesin.

Oyuncak alırken sen sen ol, her tür oyuncağı gerekli sanıp alma.

Ben ettim, sen etme.

Kızım 9,5 aylık. Ee artık kendi kendine oynayabiliyor bir süre. Zaten sakin bir bebek, kendine yetebilen diyebiliriz. Ancak doğduğundan beri bir sıkıntım var; oyuncak. Oyuncak ve kitap konusunda çaresiz kalıyorum, ne alacağımı şaşırıyorum. Bir de şu Çin işkencesi var, “Çin malı almayın” diyorlar ama herşey Çin malı.

 

İkea’dan birkaç çeşit oyuncak aldım yaşına uygun zeka geliştirici çeşitlerden. Kuzenim geldi Almanya’dan arkadaşı ile. Arkadaşı Almanya’da bir çocuk yuvasında çalışıyor, hükümet yuvalarda İkea oyuncakları yasaklamış, alma ordan dedi bana da.

 

Kitap alayım dedim şu kalın sayfalı oyuncaklılardan. Yiyor bizim kız kopara kopara kitabı. Bloglarda okudum birkaç şey, onları da bulamadım.

 

Çok sıkıntılıyım. Şimdiden kendi kendine oynayabilme yetisini ve kitap sevgisini edinsin diyorum. Olmuyor, piyasa beni tatmin etmiyor. Şu çalar gider hazır şeyleride ben sevmiyorum, ne alınmalı, e yapılmalı?

 

Pek çok arkadaşımdan da aynı sıkıntıyı duyuyorum.

 

Yardımcı olur musun? Derin nelerle oynuyor?

Reklamlar

30 Yanıt

  1. evet oğlum:çorap.kumanda,tencere tava,koltuklar oyuncak haricindeki herşey onun için oyuncak oluyor

  2. onların oyuncakları anne baba sanırım=)

  3. hmm Defne de bu bahsettiklerinle pek haşır neşir ama kız olmasından dolayı mıdır nedir bir oynaklık var üstünde. ona fingirdek bir müzik aç, etrafta kelebek gibi dolanıyor dakiikalarca, yorulup terlese de duramıyor. bir de eline bir kaşık alıp plastik bir kaptan olmayan yemeği karıştırıp tüm aile bireylerine yedirmeye çalışıyor.

    doğuştan farklılık var derlerdi de inanmazdım ben.

  4. Çok tatlısın Elif. Çok çok teşekkür ederim yazın için. Bende beklemedeydim cevabı.

    Defne’de oyuncak dışında herşeye ilgili ama eksik kalmasın, gelişimini destekleyeyim kaygısı bitiriyor beni. Ne olacak bu biz yeni dönem annelerinin mükemmel annelik kaygısı 🙂

    • Evet katılıyorumm….Mükemmel Annelik…Ve “Mükemmel Çocuk Yetiştirme Duygusu”? Önümüzdeki 10 ila 20 yılın sonunda pırıl pırıl gençlerimiz, çocuklarımız olacaklar:))

      • Ya da ilgi manyağı, doyumsuz problemli gençler. Bilemedim şimdi 🙂

        • Doyumsuz olcakları kesin.. etrafımda hangi çocuğu görsem(daha oğlum küçük henüz şahit olmadım)elindekiyle mutlu olamıyor malesef…bir oyuncakla uzun uzun oynayayaım yok malesef..odaklanamıyorlar..

  5. Doruk’un (1 yaşında) birkaç aydır en sevdiği oyuncak ,20 sene öncesinden kalma bir oyuncak org.(oyuncakçılarda da benzerleri var) bazen ritm düğmelerine basıp el çırpıyor, bazen şarkı modunda oynuyor.ancak org alacak annelere tavsiyem, tüm gün org sesine hazır olmaları:)))
    Aktivite olarak da mama sandalyesi tırmanışı, su damacanası ile dans, merdivenlere kaçma ve hatta tırmanma yapıyor.

  6. Evet, oyuncaktan daha çok evdeki ıvır zıvırla oynamayı Yağmur da daha çok seviyor. Oyuncaklarla da aynı Derin gibi 5 dakika oynuyor, sonra yine başlıyor ya emekleyerek etrafı kolaçan etmeye, ya da ellerini tutturup ayağa kalkıp gezmeye… Özellikle kitaplığa gidip boyunun yetiştiği yerdeki kitapları tek tek yere indirmeye bayılıyor (bu kitaplık, bizim kitaplık, kendi kitaplığı değil). Kitap olarak da Dokun Hisset’leri seviyor, sayfalarını çeviriyor tek tek, bir de her ne kadar yaş olarak kitabın üzerinde 2-5 yaş yazsa da Hareketli Kitaplar serisine bayılıyor…

  7. benim kızım da kumanda- telefon yemece, çekmece- dolap dağıtmaca, kapılara -damacanaya- duvara tırmanmaca gibi eksantrik oyunlara bayılıyor şu an 🙂

  8. Herkesde ayni dert anlasilan. Bizde de favoriler kumanda, telefon, tencere tava, tahta kasik, damacana ve bol bol cekmece dolap acip kapama. Kitaba 2 dk bakarsa iyi gununde diyorum 🙂

  9. Elif sen yazdıkça ben okumaya doymuyorummm ”dertlerime derman oluyosun inanki ” 🙂
    Aklıma gelmişken Derinin pastasına bayıldıım. Derin beyin doğum gününü kutlarız .Allah nice yaşlar nasip eder inşallah.

  10. ben de sadece benim kız oynamıyor oyuncakla diyordum,demek ki aynıymış hepsi:)))

  11. ya bir terslik var sanirim, benim oglum da 10 aylik, 2 tane küpü üst üste koyabiliyor,hatta 3.yü de deniyor ama beceremiyor:) sonra da devirip yikmaya bayiliyor,
    muhtelif oyuncaklarin deliklerini bulup kücük toplari oralara atmayi da cok seviyor. top delisi zaten, emekleyerek topun pesinden gitmeye bayiliyor.
    mutfak dolaplarini acmayi daha beceremiyor ama ben acinca hic kacirmiyor,basliyor tencere,tava ne bulursa oynamaya,sürekli is pesindeler bayiliyorum bu hallerine,kitaplarin sayfalarini cevirip dislemeyi de seviyor, kalin karton kitaplar bile dislenmekten harap olmus durumda:)
    3 yasinda da ablasi var, onun herseyi de ilgi alani..
    gercekten oyuncak konusunda abartmaya gerek yok, büyüdüklerinde zaten oyuncak secimini kendileri yapiyorlar,gel de alma:)
    bol oyunlu,kesifli günler!

  12. ben artık vazgeçtim zaten kızımın oyuncaklarıyla oynayacağı düşüncesinden şimdilik oyuncak ilgi alanımız dışında;)

  13. LAra (7 aylık) oyun halısı ve oyuncaklarından uzaklaşmayı özellikle seviyor, Anne kapıya bakarken masanın altına girip sandalye ayaklarını diş kaşıyıcı yapmaya bayılıyor, ya da tv sehpasının alt rafına çıkmak için uğraşmayı çok seviyor, Tüm kumandalar streç film kaplı yoksa salyadan bozulacaklar, Çorapları çıkartıp ağıza sokmaktan tokadan saçlarımı yolup çıkartıp yemeye kadar her şey ona oyuncak:)
    Biz oynatırsak oyuncaklarıyla oynuyor, o da birkaç dakika, sonra sıkılıyor.

  14. Ben de aynı evrelerden geçtim. İlkinde o acemilik ve sözümona bilmişlikle; yaş aralığı uyan çok şeyi yığdım eve. Bir de ilgilenmeyince hayal kırıklığına uğradım, benim evladım yaşı geldiği halde niye oynamıyor diye. Ama aynen dediğin gibi Kerim çer çöple oynamayı tercih ediyor. çamaşırlar, kaplar, kaşıklar, Selim oynarken dinozorlar, maalesef kablolar vs. Zaten Kerim’e oyuncak da alınmıyor.. Bu yüzden 2.bebeğe her zaman evet diyorum… Çok rahat oluyor çook:)

    • Oğlum 3 yaşında şu an. İlk oyuncakları ses çıkaran oyuncaklardı. Tiny love oyun halısını sevmişti. Tahta kaşık ve mandallarla çok oynadı. Hışırtı çıkaran resimli şirin bez kitapları vardı bir de. Hepsiyle de severek oynadı. Bir de erkenden oyun hamuru verdik eline. El kaslarının gelişmesine çok büyük katkısı oldu. Uzunca bir süre mıncıklama dönemi oldu. Şekil mekil öğretme çabamız olmadı tabii ki.

      Eğitici oyuncak takıntım yok; ama legolarımız ve yapbozlarımız var bol miktarda.(Oğlum sevdiği için) İlk küçük bir kutu lego almıştım. Sadece kule yapmaya çalışıyordu bir süre sonra şekiller yapmaya başladı.Baktım uzun süre kendi kendine vakit geçirebiliyor legoları çoğalttık. Ben kitabımı okurken oğlum uzun bir süre oyalanıyor legolarla. En sonunda yaptığı şekillerden oyun kuruyor sonra bizi oyuna dahil ediyor.

      Yapbozlarla uğraşmayı da çok seviyor. Basit ahşap yapbozlarla başladık. Sonra ELC’nin büyük yapbozlarıyla devam ettik. Şu an 104 lük yapbozu sıkılmadan yapabiliyor.

      Her ay istisnasız 3-4 kitap alırız. Bunun nedeni yine oğlum sevdiği için tabii ki. Bunun dışında bahçede sık sık kumla, çamurla oynar. Ki bana göre en güzel oyuncaktır kum,çamur. Saklambaç oynamaya bayılır. Şimdiki favorisi deve-cüce oyunu.

      Aaaa, kuklaları unutmamak lazım. Çeşit çeşit parmak kuklaları. En güzel oyunlarımıza onlar eşlik etti. Ayrıca çocuklara kitapları ve tiyatroyu sevdirmek de çok etkili olduğunu düşünüyorum.

      Son 6 aydır aldığımız oyuncakların arkadaşlarıyla ya da ailecek oynanmasına dikkat ediyoruz. Bayılıyor.

      Son zamanlarda kendi kendine senaryolar yazıp bize rollerimizi dağıtıyor ve oyun başlıyor 🙂

      Altını çizerek belirtmek istiyorum: Aynı yaş grubu olsa dahi çocukların gelişim seviyesi, ilgileri, yetenekleri farklıdır.
      Ben çocuğumu ilgili her anne gibi iyi tanıyorum. Seçenekler sunuyorum ilk başta sonra hangilerine ilgi duyuyorsa seçimlerimiz o yönde oluyor.
      Ayrıca oyuncakların çoğu ortalıkta değildir. Doyumsuz bir çocuk yetiştirmek istemiyoruz çünkü.

  15. iyi ki bu konu açılmış.:)) benim hep kafama takılan konu .dün tv de de vardı çin malı oyuncaklardan uzak tutun plastiklere dikkat vs.
    ama fisher price,playshool hep made in china .ne yapıcaz şimdi ??? bu konudaki bilgilerinizi paylaşır mısınız? walla eve gidip hepsini toplayayım diyorum çocuğada kıyamıyorum :((

    • Evet aynı fikirdeyim… Güya Fisherpirce*Playshool bilinen markalar diye bende tercih ediyorum..ama çin malı bunlar… almayalım mı ne yapalım çöpe mi atalım?
      Derdimize bir çare..??

      • Söylenen, her Çin malının kötü olduğu değil, markasız Çin mallarının kötü olduğu. Güya iş gücü çok ucuz olduğu için markalar üretimlerini Çin’e kaydırmışlar ama malzemelerini aynı kalitede tutarak.
        Güvenli bir açıklama mı? Tartışılır.

  16. Şu an oğlum için devam ettiğimiz psikolog, anne-babaların en büyük hatayı ‘eğitici oyuncak’ takıntısında yaptığını söylüyor. 0-3 yaş arası çocukların eğitici oyuncağa değil, eğlenebilecekleri, gerçekten oynayabilecekleri şeylere ihtiyacı vardır diyor. benim de aklıma yattı açıkçası, biz kendimizi mi tatmin ediyoruz ne??

  17. Günaydın, okula gitmeden haberlere ve birkaç bloğa göz atayım dedim. Bu konuda çok beğendiğim bir yazı geldi aklıma hemen eklemek istedim.
    Herkese güzel bir gün diliyorum.

    ÇOCUKLAR SANDIĞIMIZDAN DAHA ZEKİ

    ‘The Philosophical Baby’ (Filozof Bebek) adlı kitabın yazarı Berkeley Üniversitesi’nden psikolog Alison Gopnik’e göre çocuklar yetişkinlerin sandığından kat kat zeki. Yani anne babalar puzzle’lar, eğitim setleri, pahalı okullar, özel derslerle çocuğun zekâsını artırayım derken sadece kendini rahatlatıyor, aslında çocuğun canına okuyor.

    Tüm anne-babalar çocuklarını ‘daha zeki’, ‘daha bilgili’, ‘daha yetenekli’ yapmaya çalışır. En pahalı özel hocalar onların çocuklarına ders versin, en iyi okullara onların çocukları gitsin, en iyisi hep onların çocuklarının olsun isterler. En mantıklı ve serinkanlı olanlarının bile, mesele çocuk yetiştirmek olunca gözü döner. Onlar ‘Aman oğlanı şu çok ünlü ve çok pahalı okula sokalım’, ‘Kızı baleye yazdıralım’, ‘Zekâ geliştirici oyuncak, kitap, hatta mümkünse hap falan alalım’ dedikçe, insan da ‘Bir bildikleri var demek ki’ diye düşünür.
    Neyse ki Amerika, Berkeley Üniversitesi’nden psikolog Alison Gopnik bir kitap yazdı da bütün bu
    yöntemlerin boş olduğunu, çocuğu zeki yapacak şeyin bu beyhude çabalar olmadığını, bir çocuğun en iyi okullara gitmeden, zekâ geliştirici oyuncaklarla hemhal olmadan da pekâla zeki, huzurlu, mutlu, iyi bir insan olabileceğini anlattı, içimiz rahatladı. Gopnik kısaca çocuğu ‘daha fazla’ yapacağım diye uğraşmayın, o zaten ‘fazla’ diyor. İşte Gopnik’in kitabıyla ilgili olarak, The New York Times için kaleme aldığı makale…

    Nesillerdir psikologlar ve filozoflar, bebek ve çocukların rasyonel düşünceden nasiplenmemiş, mantıklı düşünme yollarından geçmemiş, egosantrik ve ‘tamamlanmamış yetişkinler’ olduklarına inandırdı bizi. John Locke, çocuk zihnini ‘boş bir yazı tahtasına’ benzetti, psikolog (Titri ‘terbiyeci’ diye geçiyor aynı zamanda) William James, çocukların dünyasını ‘Uğultulu bir keşmekeş’ diye tanımladı. Bugün gelinen noktadaysa araştırmacılar, çocukların hiç de ‘edilgen’ varlıklar olmadığını, aksine sandığımızdan daha zeki olduklarını söylüyor.
    Yapılan son araştırmalar, çocukların sofistike bir düşünme ve güçlü bir öğrenme yeteneğine sahip olduklarını gösterdi. Geçen sene British Columbia Üniversitesi’nden Fei Xu ve Vashti Garcia’nın yaptığı bir araştırmada çocuklar ‘olasılık’ fikrini gayet güzel anladıklarını ispatladı. Sekiz aylık bebeklerle yapılan araştırmada, bebeklere içinde birkaç tanesi kırmızı olan beyaz pinpon topuyla dolu bir kutu gösterildi. Bir süre sonra kutunun içindeki kırmızılardan dört tanesi çıkarıldı, bebekler pinpon topu dolu kutuya daha bir dikkatli bakmaya başladı, farkı algıladı.
    2007 yılında M.I.T’den Laura Schulz ve Elizabeth Baraff Bonawitz’in yaptığı araştırma da, çocukların neden-sonuç ilişkilerini anlama konusunda iyi olduklarını ortaya çıkarmıştı. Aynı yıl ben ve Tamar Kushnir, Berkeley’de bir araştırma yaptık. Bu araştırmada çocuklara ellerindeki cihazı çalıştıran sarı ve mavi butonlar verdik. Sarı olan üç defa basışta iki kez, mavi olan altı basışta iki kez çalıştırıyordu makineyi. Çocuklar bir seferde bu deneyin mantığını çözdü ve sarı butonu kullanmanın daha akıllıca olduğunu anladı.
    Bu araştırmaların sonucunda üzücü olan nokta şu ki, bunları anlattığımız ebeveynler, çocuklarının kapasitesinin ne kadar yüksek olduğunu görüp seviniyor ama yine de onlara eskisi gibi davranıp yeteneklerini aşağı çekiyor. Sürekli bebeklerini daha zeki yapacağına inandıkları oyuncaklara, oyunlara, para tuzağı eğitim programlarına başvuruyor, bildikleri yöntemlerden şaşmayıp çocuğun ‘boş’ sandıkları zihnini tıka basa doldurmaya çalışıyorlar.

    Odaklanmaları gerektiğini kim söyledi?
    Anne-babalar çocuklarının öğrenme güçlüğü çekmesinin nedeni olarak, odaklanma sorununu ortaya koyar. Uzmanlarsa şimdi tek kaşlarını havaya kaldırıp şu soruyu soruyor bu çokbilmiş anne-babalara: Kim demiş çocukların odaklanması gerekiyor diye? Bu, yetişkinlerin derdi. Çocuklar odaklanmadan da öğrenebilir, anlayabilir, alacağını alır, posa bilgiyi de reddeder. Bu şahane değil mi?
    Ayrıca yapılan son araştırmalar gösteriyor ki, çocuklara öğrenme yöntemi öğreteceğim derken aslında onların gözünde komik duruma düşüyoruz. Bir kere çocuklar öğrendikleri bir şeyi tekrar öğrenmek gibi bir zahmete girmiyor. Öğrendikleri bilgiyi zihinlerine hemen kaydediyor ve bir daha onunla uğraşmıyorlar. Yani biz yetişkinler gibi öğrendiklerini unutmuyorlar. Biz bilgileri de, deneyimleri de çabuk unutuyoruz. O yüzden çocuğunuza zaten bildiği bir şeyi daha ayrıntılı, daha geniş çapta anlatacağım diye uğraşmayın, yorulmayın. Çocuklar yetişkinlerin sandığı biçimde bir ‘amaç’ları olmadan da eğlenebilir ve deneyim kazanabilir. Yani her işi ‘amaca yönelik’ yapmaz ama bu da fena bir şey değildir. Amaca yönelik iş yapmak ‘öğrenilmiş’ bir şeydir.
    Çocukların harika bir özelliği daha var; odaklanacakları şeyi kendileri seçiyorlar. Siz istediğiniz kadar çocuğunuzun bir anda belli bir nesneye, duruma, renge odaklanmasını isteyin; o odak nesnesini kendi seçiyor ve bu bir problemin işareti falan da değil. Çocuklar beklenmedik durumları, olayları, nesne ve kişileri yetişkinlere göre daha iyi ayırt ediyor ve bu durumun nadirliğinden haklı olarak büyüleniyor.
    Meşhur deneyi bilirsiniz. Bir grup yetişkine bir video izlettiriliyor ve mesela bir tanesinde oyuncuların kaç kez paslaştıklarına dikkat etmeleri isteniyor. Cevaplar doğru ya da yanlış geliyor bir bir: 12, 20 ,18… Aslında bu deneyin amacı pas saydırmak değil tabii ki. Amaç, yetişkinlerin ne kadar da ‘söyleneni yapan ve amaca odaklanan ve bu sırada da pek çok önemli ayrıntıyı kaçıran insanlar olduklarını ispatlamak. Videoda oyuncuların arkasından goril kostümlü biri geçiyor ve yetişkinlerden başka bir şeye odaklanmaları istendiği için koskoca goril kostümlü kişiyi görmüyorlar. Yani görenlerin sayısı çok az!
    Bebekleri yetişkinlerden daha zeki yapan bir başka faktör de beyindeki sinir sayısı farkı. Bebek ve çocukların beyninde yetişkinlere göre daha fazla sayıda sinir hücresi var, sadece bebekler henüz bunların hepsini kullanmayı bilmiyor. Yani en azından bizim kurallarımıza göre kullanmayı… Beyinde plan yapma, entelektüel düşünme, odaklanma, kontrol etme gibi sistemleri düzenleyen beyin korteksi 20’li yaşlara kadar tam olarak gelişmediği için ‘yetişkin gibi’ davranamayan çocuk ve gençleri ‘işe yaramaz’ buluyoruz ama kimyasal olarak düşünme şekli çok başka oluyor işte o yaşlarda.
    Bebek beyni, doğası gereği keşfetmeye, öğrenmeye açıktır, bunun için vardır. Bebeklerin öğrenme süreci hızı yetişkinlerinkinden kat kat fazladır. Tıpkı bilgisayar programcılarının bilgisayarlar için dediği gibi; yeni ve boş bir program hızla öğrenir, yenilik katar kendisine, bilen programsa bunları kullanırken yeni bilgi katmaya eskisi kadar yanaşmaz, bildiklerini kullanmaya bakar. İşte insanlar da böyle: Bebekler keşfeder, yetişkinler uygular!

    Oyuncak mı? Lütfen komik olmayın!
    Yüzyıllardır, en büyük yanılgılarınızdan biri de çocuklara eğlensinler, öğrensinler, yetişsinler ve gelişsinler diye saçma sapan oyuncaklar almak oldu. Gittiniz, plastik bir oyuncak telefon aldınız misal, oysa onun gözü sizin arkadaşlarınızla saatlerce çene çaldığınız gerçek telefondaydı. Gözü de kulağı da sizdeydi, kendi elindekinin bir benzer, bir imitasyon olduğunu sonuna kadar fark ederek… Ve bilseydiniz gerçek telefonu şöyle bir evirip çevirdiğinde daha doğru bir deneyim ve eğlence yaşayacağını, siz de almazdınız zaten oyuncak olanını. Yani aslında çocuklar suretten değil asıldan, oyuncaktan değil gerçek eşyalardan hoşlanıyor. Sandığımız gibi puzzle’ların, zekâ küplerinin, kelime ya da sayı saymayı öğreten oyunların zekâya o kadar da büyük katkısı yok.
    Çocuklar için üretilen oyuncaklar, oyunlar, DVD’ler, eğitim programları anne-babaların ‘yufka yüreğinin’ cömertliğinden beslenen birer pazar. Ve bu pazara akıtılan paralar dudak uçuklatacak düzeyde. Bunu bilip biraz uyanık olmakta fayda var. Çocuklar en çok kendi bildikleri yöntemle izlerken, gözlerken öğreniyor. Yani ona bir şey anlatmak yerine kendiniz doğru dürüst davranırsanız sizi gözlemleyen çocuğunuz iyi bir şeyler öğrenecektir.
    Biliyorsunuz, mucize çocuk yetiştirme yöntemi yok. Her çocuk özel ilgi ister ama onları sıkmayın. Size tek bir önerim var: Çocukların kapasitesini artırayım diye o kadar çaba harcayacağım derken, düşürmemeye gayret edin. Onlar zaten yeterince zeki, hatta korkunç zeki; sadece onları engellemeyin, önlerine çıkmayın, kendi bildiklerinizi dayatıp onları sıradanlaştırmayın. Onların şu anda pırıl pırıl bir beyni, acayip iyi işleyen zihinleri var ve inanın sizden daha zekiler!

    İçimizdeki Stewie’ler!
    ‘Family Guy’ adlı çizgi diziyi izleyenler yukarıdaki yazıyı okurken ailenin en küçük üyesi Stewie Griffin’i hatırlamıştır muhakkak. Stewie henüz kıçında bezle dolaşan, bir yaşını henüz doldurmuş (ve orada kalmış) bir bebek ama anlamadığı konu, bilmediği numara yok. İçinden konuşuyor, onu bir tek evin köpeği (ya da patronu mu demeli) Brain anlıyor, anne-babası ve kardeşleri ona bebek muamelesi çekerken o etrafa okkalı küfürler savuruyor… Stewie’nin tek bir amacı var, annesi Lois’i öldürmek (Çünkü onun aptalca işlerine ve kendisine evcil hayvan ya da bir ‘bebek’ gibi davranmasına dayanamıyor) ve dünyayı ele geçirmek! Hani izlerken, geçirebileceğine de inanıyor insan halinden tavrından. O kadar zeki ki, kimse bilmese de fizikten, müzikten, politikadan, seksten anlıyor. Bush’la, Hitler’le, Amerikan halkıyla, ailesinin izlesin de oyalansın diye açtığı ‘Bugs Bunny’yle dalgasını geçiyor, acayip cool ve kendisini pek sevdirmiyor. Wizard dergisi kendisini tüm zamanların en kötücül karakterleri arasına almış bile. Amerika’da muhalif tavrı yüzünden bir ara yasaklanan bu dizinin yaratıcısı Seth MacFarlane, Stewie karakterini oluştururken, “Çocuklar gerçekten de zeki yaratıklar ve evin en küçüğü olan Stewie bunu yansıtmalı” diye düşünmüş. Stewie’yi çok seven ama abartılı bulanlar artık bu zeki ve acayip cin fikirli çocuğun gerçek hayatta var olduğuna inansın ve içimizdeki Stewie’lerin farkına varsın.

    The NY Times’dan çeviren: Elif Türkölmez

  18. Çok güzel Sevgili Denden..Arada sırada oyuncak alabiliriz ama dimi? :))

    • Valla ben alıyorum, büyük bir keyifle de oynuyorum :p ve oynuyoruz 🙂 Oyuncak alırken seçici davranıyoruz ve tabii ki oğlumuzun isteklerini, ilgilerini dikkate alıyoruz.
      Ama asla öğretmenlik yapmıyoruz .

  19. denden, sagol paylastigin icin, harika bir yazi!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: