Kocadan alınacak 20 mükemmel intikam

Evlilikte her şey güllük gülistanlık gitmiyor elbet. İnişler çıkışları, ateşli geceler soğuk savaşları izliyor.

İşte bu soğuk savaş günlerinden birinde yine tepem attı Doğan’a. En son böyle tepem attığında saçımı kestirmiştim. Ama bu sefer kestirecek saçım kalmadı. Daha doğrusu var da, o kadar kısa kestirmem için şöyle bir 7 kilo daha vermem lazım.

Kadınların, kocalarına kızdıklarında yaptıkları şeylerin başında alışveriş geliyor sanırsam. En azından kadın dergileri bizi böyle olması gerektiğine inandırmaya çalışıyorlar. Ama ben alışveriş yapmayı da sevmiyorum. Peki bu durumda ne yapmalı, nasıl intikam almalıydım tepemi attıran kocamdan? Devamı için tıklayın.

Reklamlar

Benimle evlenir misin?

Bu sene Sevgililer Günü’ne karşı durmamaya karar verdim.

Her sene Paphia’nın doğum gününü kutlardık 14 Şubat’ta. Ama artık bizimle olmadığına göre, günün anlam ve önemini vurgulayan bir hikâyeye yer vermek istedim. Ve seneler önce gözlerimin önünde gerçekleşen, bugün bile hiçbir Meg Ryan filminde rastlamadığım romantiklikte bir evlenme teklifini paylaşmaya karar verdim.

Devamı için tıklayın.

Romantizmin bittiği nokta

Bir şeyi çok istemeyeceksin.

Çok istememiştim aslında da, plan da yapmıştım hani.

Sabah 10’da iniyordu Doğan’ın uçağı. “Beni almaya gelme, ben taksiyle gelirim” demişti. Tamam demiştim ama aklıma da koymuştum, gidecektim.10 gündür görüşmüyorduk, “hasretiyle yanmıştı gönlüm.”

Sabah erkenden uyandı çocuklar. Kahvaltı ettik birlikte. Heyecanla hazırlanmaya başladım. Plan tamamdı: Derin’i yatıracak, Deniz’i okula bırakacak, oradan da havaalanına devam edecektim. Devamı için tıklayın.

Sünger olmalı bazen

Madem öyle, terapi seanslarına başlayalım öyleyse.

Annemle konuşuyordum az önce. Sesin niye yorgun dedi, söyledim. Uykusuzum dedim. Ah canım, vah yavrum dedi. Sonra da “geçecek, en fazla bir iki seneye geçecek” dedi.

Ne desin? Doğru.

“Bir iki sene böyle devam edemem!” dedim. “Eh, bütün anneler böyle” dedi. Belli ki bir önceki yazımı okumamış. Devamı için tıklayın.

Çok şey istemiyorum

Çok şey istemiyorum aslında:

Saat yediden önce uyanmamak istiyorum. 7’den önce çok erken! Çocuklardan biri uyusa diğeri sanki sırf inadından altıda kalkıyor.

– Kendi kendime uyanabilsem, uyandırılmasam kaçta uyandığım da çok fark etmez aslında. O yüzden mümkünse sabahları uyandırılmak değil, kendi kendime uyanmak istiyorum. Uyandırıldığımda başka, kendim uyandığımda başka biri insan olarak kalkıyorum çünkü. Devamı için tıklayın.

Altın top

Hani bir hikâye vardır.

Fakir ama çok mutlu bir çift, komşuları olan zengin ama mutsuz bir çift varmış. Zengin adamın karısı fakir çiftin mutluluğuna akıl sır erdiremiyor, onları çok kıskanıyormuş. Kocasına demiş ki “Git sor bakayım şu adama… Nedir bunların mutluluğunun sırrı?”

Devamı için tıklayın.

Deniz’in Babası’na sordum…

Her şeyden önce biz vardık...

Benim lise aşkım, 16 senelik sevgilim, 10 yıllık eşim, kucağımdaki oğlum Deniz’in, karnımdaki oğlum Derin’in Babası’na sordum. O da cevapladı.

İşi başından aşkın, ketum kocacığıma her ne kadar sorularıma vakit ayırdığı için teşekkür etsem de yanıtlarının kısalığı beni yer yer ekleme ya da yorum yapmak durumunda bıraktı. Ben de parantez içinde ekledim.

-Sevgiliydik, evlendik ne değişti?

Hala sevgiliyiz. Hiçbir şey değişmedi. (Bunu duymaya çok ihtiyacım varmış meğer)

-Evliydik, çocuğumuz oldu ne değişti?

Sevgiliydik, aile olduk. Ama artık film seyredemiyoruz. (Nerede sabahlara kadar Yüzüklerin Efendisi’ni seyrettiğimiz günler…)

Devamı Annelerin Dünyası’nda…

%d blogcu bunu beğendi: