İstifa Ettim Ben!

Aşağıdaki konuk yazı Blogcu Anne okurlarından Özden tarafından kaleme alındı.

***

Tam 4 ay önce bağımlı annelikten istifa ettim ben. Bilerek isteyerek bayağı da kararlı verilmiş bir istifaydı bu! Hee bu arada Özden ben. 20 aylık Kemal Emir in 16 ay boyunca oğluna bağımlı yaşayan annesi Özden.

Biraz geç geldi benim oğlum, e biraz da güç. Artık ondan mıdıır yoksa bendeki fazla gelişmiş x-large annelik içgüdüsünden midir bilemem ama tam anlamıyla bebeğine bağımlı bir anne oldum ben! Olmuştum daha doğrusu…

Devamı için tıklayın.

Aç “1” Tırtıl

Fotoğraf: Simge Tuğçe Mertoğlu

Benim iki numaram, aç tırtılım, Derin oğlum bugün bir yaşında.

Bir sene önce bugün bu saatlerde evde derin derin nefes alıp veriyor, esneme hareketleri yapıyordum.

Bahar gibi bir Mart sabahına annesinin karnında uyanan Derin, ayın 23’ünü görünce asıl gelmesi gereken tarih olan 23 Nisan’a kadar sabredememiş, bir ay erken doğmaya karar vererek hepimizi şaşırtmıştı.

O günden beri de her şeyi kendi bildiği gibi yapmaya devam ederek hayatımıza renk katıyor.

Derin’e minik bir kutlama yaptık dün. Salı gününe denk gelen oyun grubumuza rekor bir katılımla 15 bebek-çocuk geldi. Çok şamatalı, bol bağırtılı, çok eğlenceli bir kutlamaydı.

Bırakayım da fotoğraflar konuşsun.

Detaylara gelince… Pasta, daha önce Deniz’in de doğum günü pastasını yapan Deniz Butik Pasta‘dan. Pastacı Deniz’e “Derin hep tırtıl gibi geziyor, hem de sürekli yemek yemek istiyor. O Aç bir Tırtıl!” diyerek siparişini verdiğim pasta kesme-de-yanında-yat kıvamında bir şahesere dönüştü. Deniz’in emeğine sağlık. Deniz’in pastalarını Facebook sayfasından da takip edebilirsiniz.

Fotoğraflar ise doğumve bebek fotoğrafçısı Latife Tunç‘un objektifinden. Latife bir yandan partinin etkin elemanlarından oğlu Ozan’la ilgilenmesine rağmen nefis kareler yakaladı. Ellerine sağlık.

Derin’e Pazar günü bir de aile partisi yapacağız. Güya kutlama yapmayacaktık. Bir de yapsaydık neler olacaktı, düşünmek istemiyorum.

İşte böyle… Erken doğumuyla, koliğiyle, kardeş kıskançlığıyla, jetlag’iyle bir seneyi geride bırakıp sağ salim bugüne geldik. Benim minik oğlum bile büyüdü, BİR yaşında oldu.

Dünden beri mail atan, Facebook’ta, Nurturia’da yazan herkes “Nasıl yani? Daha geçen gün ‘doğuma gidiyorum’ diye yazmamış mıydın?diyor. Vallahi ben de anlamıyorum nasıl olduğunu.

Şu zaman denen şey ne tuhaf…

***

Derin’in bir sene önceki doğum hikayesi burada

Kaşla göz arasında

Hani derler ya, çocukları bir an yalnız bırakmaya gelmiyor diye… İşte şimdi öyle bir dönemde Derin.

Deniz kendini kurtardı. Yalnız başına oynayabiliyor. (Oynuyor mu, ayrı mesele!) Biliyoruz ki pencereden aşağı atlamayacak, ne bileyim, parmağını prize sokmayacak. Tabii ki ara sıra kontrol etmek gerekiyor ama en azından onu bırakıp tuvalete girebiliyorum.

Ya Derin? Na-mümkün! Bırak tuvalete girmeyi, başını çevirmeye gelmiyor. Doğrudan merdivenlere. Deniz’de hiç gerek kalmamıştı ama şimdi kapı yaptırmak zorunda kalacağız. Parmaklar prizlere. Etrafta dağıtılası ne var, ne yoksa Derin onun peşinde. Devamı için tıklayın.

Fotoğraflarla MoMA

Dün geceki sinir fışkırtan yazıdan sonra, hazır dışarıda kar da yağıyorken daha romantik takılayım istedim bugün.

Ve “New York’u bu ziyaretimde ne pahasına olursa olsun gideceğim!” dediğim MoMA (Museum of Modern Art – Modern Sanat Müzesi) resimlerine yer vermeye karar verdim.

Devamı için tıklayın.

Ece Bilmece

Bugun benim kardesimin, CANIMIN, YARIMIN, Ece Bilmece’min dogum gunu.

Hem de oyle boyle degil, 30. dogum gunu.

Dogumunu hatirliyorum. Ben dort bucuk yasindaydim. Gece uyandigimda halam bizdeydi. Yoksa teyzem miydi? Her neyse… Annemler nerede diye sormustum. “Hastaneye gittiler, kardesin oluyor” demislerdi.

Devami icin tiklayin.

New York Gunlugu

Bugun New York’ta ucuncu gunumuz. Kuzenim Uygar’in evinde kaliyoruz Derin’le birlikte. Vaktimiz kendimizi sokaklara atip aksama kadar gezmekle geciyor. Sansimiza hava simdiye kadar cok guzeldi ancak yarin yagmur bekleniyormus. Ben de kendimi MoMA’ya atmak icin daha iyi bir bahane dusunemiyorum.

Asagida gunlerimizin nasil gectigini fotograflarla anlatmaya calistim.

Devami icin tiklayin.

Yolcu yolunda gerek

Siz bu satırları okuduğunuz sıralarda biz havaalanına doğru yol alıyor olacağız. 11 saatlik bir uçuşun ardından New York’a ayak basacağız Derin’le.

Hem gidiyorum, hem de çok gitmek istemiyorum diyordum, bu sabaha kadar. Sabah uyanında heyecan yaptığımı fark ettim. Gitmek istiyorum, evet. Değişikliğe ihtiyacım var.

Deniz’i bırakmak ağır geldi sadece. Ona Ankara’ya gidiyorum dedim ya… Dün bavulu topladığımı görünce “Ama ben de gelmek isterdim, hiç gelmedim Ankara’ya…” dedi. İçime oturdu.

Devamı için tıklayın.

%d blogcu bunu beğendi: