Nasıl oyuncak almalı?

Blogcu Anne okurlarından 9,5 aylık bir kız bebek annesi kızına ne tür oyuncaklar alması gerektiğini bilemediğini söylemiş. Çin malından uzak durmaya çalıştığını, zeka geliştirici oyuncaklardan emin olamadığını, kızının kitapları paraladığını anlatmış, ve eklemiş:

Piyasa beni tatmin etmiyor. Şu çalar gider hazır şeyleri de ben sevmiyorum, ne alınmalı, ne yapılmalı? Pek çok arkadaşımdan da aynı sıkıntıyı duyuyorum.

Yardımcı olur musun? Derin nelerle oynuyor?

Yardımcı olmaya çalışayım: Devamı için tıklayın.

Reklamlar

Kaşla göz arasında

Hani derler ya, çocukları bir an yalnız bırakmaya gelmiyor diye… İşte şimdi öyle bir dönemde Derin.

Deniz kendini kurtardı. Yalnız başına oynayabiliyor. (Oynuyor mu, ayrı mesele!) Biliyoruz ki pencereden aşağı atlamayacak, ne bileyim, parmağını prize sokmayacak. Tabii ki ara sıra kontrol etmek gerekiyor ama en azından onu bırakıp tuvalete girebiliyorum.

Ya Derin? Na-mümkün! Bırak tuvalete girmeyi, başını çevirmeye gelmiyor. Doğrudan merdivenlere. Deniz’de hiç gerek kalmamıştı ama şimdi kapı yaptırmak zorunda kalacağız. Parmaklar prizlere. Etrafta dağıtılası ne var, ne yoksa Derin onun peşinde. Devamı için tıklayın.

Kardeşler arasındaki ideal yaş farkı

Bu blogda Sıkça Sorulan Sorular diye bir bölüm olsaydı, ikinci çocuğu yapıp yapmama ve kardeşler arasındaki ideal yaş farkı konuları listenin ilk sıralarında yer alırdı. Bu hafta yine bu konuda bir soru alınca artık konuyu buraya taşımaya karar verdim.

İkinci çocuğu yapıp yapmama konusu, herkesin maddi durumuna, hayattan beklentilerine, kariyeriyle ilgili ne yapmak istediğine  göre, vesaire değişecektir. Benim için bu hiçbir zaman konu olmadı. Ben her zaman iki çocuk istediğimi bildim. Ancak şimdi anlıyorum ki zor kardeşim. Bu zamanda iki çocuk zor. Maddi külfetini bir kenara bırakalım, ev hayatı bile çok zor. Evet, babaannem zamanında altı çocuk büyütmüş, ne televizyon varmış, ne de hazır bebek bezi. Ellerinde yıkarlarmış çocukların kakalı bezlerini. Ama o zamanlar hayat daha basitmiş. Çocuklar sokakta, bahçede büyürmüş. Biz şimdi doğaya aykırı bir şey yaparak bu çocukları apartmanlarda büyütmeye çalışıyoruz. Zapt etmek zor. Hafta sonu imanım gevredi iki minik canavarımla başa çıkacağım diye. Devamı için tıklayın.

Vayvay

Of be ya!

Var ya, canım çıktı.

Üstümden buldozer geçmiş gibiyim.

Çocuklarla dip dibe bir hafta sonu geçirdim. Yarısında evde, yarısında aile ziyaretinde. Yardımcımız izindeydi. Doğan çalışıyordu. Savaştan çıkmış gibiyim şu an. Kafam kazan gibi. Gözlerim dönüyor.

Bu ne ya? Bu ne kardeşim? Nesiniz siz? Evet, Deniz ve Derin, sizden bahsediyorum. Fırtına mısınız? Rahmetli babaannemin dediği gibi k.çınızda vayvay mı var? Nedir yani?

Bir an mı durmaz bir insan? Bir dakika mı susmaz bir çocuk? Hiç mi yorulmaz bu veletler? Devamlı soru sormaktan, oraya buraya tırmanmaktan, tırtıl gibi her yere girip çıkmaktan, çekmeceleri açıp kapamaktan, koltukların minderlerini yerlere dizip tren yapmaktan, o kanepeden bu kanepeye atlamaktan, her türlü düzlemin üzerinde emeklemeye çalışmaktan sıkılmazlar mı?

Canım oğullarım. Allah sizi eksik etmesin. Sağlığınıza bin şükürler olsun. Sizleri çok seviyorum.

Ve ayrıca anaokulu kavramını ortaya atan her kimse tuttuğu altın olsun diyorum.

Pazartesiye saatler kaldı.

Oh.

Nilü’nün Gebelik Günlüğü, 31. Hafta – Hangi marka puset?

Hamileliğimin neredeyse 31. haftasını bitirirken hala birçok hazırlığımı tamamlamadığımı düşündükçe biraz panikliyorum. Geriye kalan her günü dolu dolu geçirip elimi hızlı tutmanın zamanı geldi.

Kısaca bu haftamın semptom listesi şöyle:

  • Geceleri beni uyutmayan bacak ve bel ağrıları
  • Yine geceleri gerilmeyle başlayan karnım patlayacak hissiyatı
  • Emrem’in içimde sığamıyormuşçasına hareket edişi, o hareket ettikçe karnımın yamuluşu, kafasını ve poposunu adeta hissetmemin verdiği mutluluk
  • Damarlarımın belirginleşmesi; özellikle karın ve göğüs bölgesinde
  • Artan mide yanmaları (Emrem saçlı mı olacak ne?)
  • Duygusallık, her şeye kolayca ağlayabilme
  • Giderek kalınlaşan kalçam ve bacaklarım, bununla beraber artan ve gördükçe moralimi bozan selülit sorunu

Devamı için tıklayın.

Hediye Kitap: Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı

Bu haftaki hediye kitabımız Elma Yayınevi‘nden.

Kitabın adı yanıltmasın. Ebeveyn kitabı değil bu kitap. Ahmet Şerif İzgören’in diğer birçok kitabı gibi kişisel gelişim kitabı da değil. Toplumsal gelişim kitabı.

Evet, öyle diyor İzgören:

Bu kitabı kişisel gelişmeyin diye yazdım, toplumsal gelişin. Etrafa da gram katkınız olsun.

Kitabı okuyalı bayağı bir zaman oldu. Ondan beri etrafımdaki herkese okutmaya, aldırmaya çalışıyorum. Öyle bir kitap çünkü. Okuması zorunlu olmalı. İnsan olmak isteyen, etrafına, ülkesine faydalı olmak isteyen herkes okumalı.

Devamı için tıklayın.

Misafir yazar olmak ister misiniz?

Efenim, Blogcu Anne’nin yeni yüzü tamamlandı ve fakat bir iki teknik meseleden ötürü açılış haftaya kaldı. O zamana kadar kendim bakıp kendim seviyorum, ama itiraf ediyorum, birkaç kişiye de gösterdim hani. Hepsi pek beğendi. Bakalım sizler ne düşüneceksiniz.

Yeni sitede yapacağım yeniliklerden biri de Misafir Yazar uygulaması olacak. Bu uygulama, blog yazarı olsun olmasın, Blogcu Anne okurlarıyla bir şeyler paylaşmak isteyen herkese açık olacak. Blogu olup da buradan benim okurlarıma seslenmek isteyen diğer blog yazarları, blogu olmayıp da içini dökmek isteyen, paylaşımda bulunmak isteyenleri misafir edeceğim. Devamı için tıklayın.

%d blogcu bunu beğendi: