İstifa Ettim Ben!

Aşağıdaki konuk yazı Blogcu Anne okurlarından Özden tarafından kaleme alındı.

***

Tam 4 ay önce bağımlı annelikten istifa ettim ben. Bilerek isteyerek bayağı da kararlı verilmiş bir istifaydı bu! Hee bu arada Özden ben. 20 aylık Kemal Emir in 16 ay boyunca oğluna bağımlı yaşayan annesi Özden.

Biraz geç geldi benim oğlum, e biraz da güç. Artık ondan mıdıır yoksa bendeki fazla gelişmiş x-large annelik içgüdüsünden midir bilemem ama tam anlamıyla bebeğine bağımlı bir anne oldum ben! Olmuştum daha doğrusu…

Devamı için tıklayın.

Reklamlar

Vayvay

Of be ya!

Var ya, canım çıktı.

Üstümden buldozer geçmiş gibiyim.

Çocuklarla dip dibe bir hafta sonu geçirdim. Yarısında evde, yarısında aile ziyaretinde. Yardımcımız izindeydi. Doğan çalışıyordu. Savaştan çıkmış gibiyim şu an. Kafam kazan gibi. Gözlerim dönüyor.

Bu ne ya? Bu ne kardeşim? Nesiniz siz? Evet, Deniz ve Derin, sizden bahsediyorum. Fırtına mısınız? Rahmetli babaannemin dediği gibi k.çınızda vayvay mı var? Nedir yani?

Bir an mı durmaz bir insan? Bir dakika mı susmaz bir çocuk? Hiç mi yorulmaz bu veletler? Devamlı soru sormaktan, oraya buraya tırmanmaktan, tırtıl gibi her yere girip çıkmaktan, çekmeceleri açıp kapamaktan, koltukların minderlerini yerlere dizip tren yapmaktan, o kanepeden bu kanepeye atlamaktan, her türlü düzlemin üzerinde emeklemeye çalışmaktan sıkılmazlar mı?

Canım oğullarım. Allah sizi eksik etmesin. Sağlığınıza bin şükürler olsun. Sizleri çok seviyorum.

Ve ayrıca anaokulu kavramını ortaya atan her kimse tuttuğu altın olsun diyorum.

Pazartesiye saatler kaldı.

Oh.

Aşağı baksam Deniz, yukarı baksam Derin

Kaçış yok. Bu suçluluk hissinden kaçış yok.

Deniz bir ara acayip bir duygu sömürüsü taarruzundaydı. Odasında yalnız kalamıyor, okula gitmek istemiyor ama bunu söyleyemiyormuş gibi görünüyor, karanlıktan korkuyor, onunla hiç oynamadığımızdan şikayet ediyordu.

Öğretmenine bu konuyu açtığımda kardeşi yüzünden zorlandığını düşündüğünü söyledi ve ekledi: “Ancak unutmayın, çocuklar böyle durumlarda anne-babalarını manipüle etmekte ustadırlar. Deniz büyük ihtimalle sizin düşündüğünüz kadar kötü hissetmiyordur.”

Devamı için tıklayın.

Tükürdüğünü yalatırlar

Yeni annelerde ya da anne olacaklarda böyle bir “elektrik” oluyor. Ukalalık demek doğru olmaz da, hani, ne bileyim, “ben asla bunu yapmam” gibi bir kendinden emin tavırlar.

O var ya, balon.

Patlatırlar onu sonra.

Misal:

Devamı için tıklayın.

Anne itirafları

Slingo Mom, Sulidin‘i ebelemiş. Sulidin de beni.

Hemen yazdım.

  1. Derin’in demir ilacını vermeyi bazen atlıyorum. Günde üç kere ilaç mı verilir, el insaf be kardeşim!
  2. Emzirmeyi sevdiğimden çok, çocuğum için faydalı olduğunu düşündüğümden yapıyorum.
  3. İlk doğumumu ilaçsız neysiz yaptığımda, Deniz’e takmak için ALL NATURAL (tamamen doğal) yazılı bir önlük  almıştım. Bir iki taktım, sonra görgüsüzlük yaptığımı fark edip utandım.
  4. Bazı (!) geceler uyumayı sekse tercih ediyorum.
  5. Yemek yapmaktan hiç hoşlanmıyorum. Keyif için, misafir için yapacaksam neyse, ama her gün görev gibi yapmak… I-ıh, bana göre değil.
  6. Doğan’ın beni eleştirmesine gıcık oluyorum. Haklı çıkmasına daha da gıcık oluyorum.
  7. Bazen sesimi fazla yükseltiyorum. Özellikle de Deniz’e.
  8. Bazen… sadece bazen… yolda el ele yürüyen 50’li yaşlardaki çiftlere bakıp, Doğan’la yeniden baş başa kaldığımız günleri hayal ediyorum.
  9. Mıç mıç oyun oynamayı sevmiyorum. Bana kalsa Deniz’e tüm gün kitap okurum.
  10. Sırf üşendiğimden çocukları birkaç gün yıkamadığım oluyor. Nasılsa kış değil mi, idare ediyoruz.

Ben çok sevdim bu itiraf işini. Gerisini getireceğim.

İçimdeki Birleşmiş Milletler

Ortalık biraz duruldu mu?

Bir şey söyleyebilir miyim?

Tamam.

Bayağı bir karışmıştı ortam. “Nurturia’da vaveyla koptu” dediydim, burası da orayı aratmadı.

“Senin blogun bile kadınlar hamamına döndü” dedi bir okurum. Olsun. Biz kadınlar hamama da gideriz, solariuma da. (Şahsen hamama hiç gitmedim, içimde uktedir. Solarium da bana göre değil. Ama anladınız işte…)

Biz kadınlar, evet, kolay galeyana geliriz. “Kadının en büyük düşmanı yine kadındır” diye bir söz bile vardır. Ama dost olmayı da herkesten iyi biliriz. Birimizin ağlayacak bir omza mı ihtiyacı oldu? En yakınımız yanımızda yokken yine birbirimizi dinleriz. Bakınız: bundan önceki yazı ve ona gelen yorumlar.

Devamı için tıklayın.

Anneliğe alışmak

Anladık ki çokça anne doğumdan sonra şöyle güzelce bir sarsılıyor. Çoğu “lohusa hüznü” ya da “lohusa sendromu” denilen ruh haline gömülüyor. Bazıları için ise bu bir adım daha ileriye gidip “lohusa DEPRESYONU”na dönüşüyor.

Ama hüzün, ama depresyon, gerek daha önce yazdıklarıma, gerekse en son Derya’nın sobesine cevap olarak yazdığım yazıya gelen yorumlar ve özellikle de Selen’in yorumu beni bu konuyu biraz daha irdelemeye itti.

Demişti ki Selen:

2 ayin sonunda bogurerek 2 saat aglayip daha da aglamak istedigimi farkettigimde doktora gitmeye karar verdim. Psikyatristim lohusa sendromunu ikiye ayirdi. Lohusa huznu (aynen elifin dedigi gibi) ve lohusa depresyonu ki bu benim yasadigimdi. 3 ay kabus gibiydi, simdi ise bir masal yasiyorum. Sabah erken kalkacagim oglumu koklamak icin ama bir ara cok uzun bir yorum yazmaya niyetim var.

Ve işte o “uzun yorum”u aşağıda.

Devamı için tıklayın.

%d blogcu bunu beğendi: