Biz kendimizi ne zannediyoruz?

Allah aşkına, biz kendimizi ne zannediyoruz? Dünyada Türkiye’den başka ülke yok, düzen bizim koyduğumuz kurallara göre işliyor falan mı sanıyoruz?

Sabah uyandık, Doğan sordu: Saat kaç?

6:20 dedim.

Yoo, benim saatim 7:20 dedi, sevinerek.

Devamı için tıklayın.

Reklamlar

Aç “1” Tırtıl

Fotoğraf: Simge Tuğçe Mertoğlu

Benim iki numaram, aç tırtılım, Derin oğlum bugün bir yaşında.

Bir sene önce bugün bu saatlerde evde derin derin nefes alıp veriyor, esneme hareketleri yapıyordum.

Bahar gibi bir Mart sabahına annesinin karnında uyanan Derin, ayın 23’ünü görünce asıl gelmesi gereken tarih olan 23 Nisan’a kadar sabredememiş, bir ay erken doğmaya karar vererek hepimizi şaşırtmıştı.

O günden beri de her şeyi kendi bildiği gibi yapmaya devam ederek hayatımıza renk katıyor.

Derin’e minik bir kutlama yaptık dün. Salı gününe denk gelen oyun grubumuza rekor bir katılımla 15 bebek-çocuk geldi. Çok şamatalı, bol bağırtılı, çok eğlenceli bir kutlamaydı.

Bırakayım da fotoğraflar konuşsun.

Detaylara gelince… Pasta, daha önce Deniz’in de doğum günü pastasını yapan Deniz Butik Pasta‘dan. Pastacı Deniz’e “Derin hep tırtıl gibi geziyor, hem de sürekli yemek yemek istiyor. O Aç bir Tırtıl!” diyerek siparişini verdiğim pasta kesme-de-yanında-yat kıvamında bir şahesere dönüştü. Deniz’in emeğine sağlık. Deniz’in pastalarını Facebook sayfasından da takip edebilirsiniz.

Fotoğraflar ise doğumve bebek fotoğrafçısı Latife Tunç‘un objektifinden. Latife bir yandan partinin etkin elemanlarından oğlu Ozan’la ilgilenmesine rağmen nefis kareler yakaladı. Ellerine sağlık.

Derin’e Pazar günü bir de aile partisi yapacağız. Güya kutlama yapmayacaktık. Bir de yapsaydık neler olacaktı, düşünmek istemiyorum.

İşte böyle… Erken doğumuyla, koliğiyle, kardeş kıskançlığıyla, jetlag’iyle bir seneyi geride bırakıp sağ salim bugüne geldik. Benim minik oğlum bile büyüdü, BİR yaşında oldu.

Dünden beri mail atan, Facebook’ta, Nurturia’da yazan herkes “Nasıl yani? Daha geçen gün ‘doğuma gidiyorum’ diye yazmamış mıydın?diyor. Vallahi ben de anlamıyorum nasıl olduğunu.

Şu zaman denen şey ne tuhaf…

***

Derin’in bir sene önceki doğum hikayesi burada

Kaşla göz arasında

Hani derler ya, çocukları bir an yalnız bırakmaya gelmiyor diye… İşte şimdi öyle bir dönemde Derin.

Deniz kendini kurtardı. Yalnız başına oynayabiliyor. (Oynuyor mu, ayrı mesele!) Biliyoruz ki pencereden aşağı atlamayacak, ne bileyim, parmağını prize sokmayacak. Tabii ki ara sıra kontrol etmek gerekiyor ama en azından onu bırakıp tuvalete girebiliyorum.

Ya Derin? Na-mümkün! Bırak tuvalete girmeyi, başını çevirmeye gelmiyor. Doğrudan merdivenlere. Deniz’de hiç gerek kalmamıştı ama şimdi kapı yaptırmak zorunda kalacağız. Parmaklar prizlere. Etrafta dağıtılası ne var, ne yoksa Derin onun peşinde. Devamı için tıklayın.

Vayvay

Of be ya!

Var ya, canım çıktı.

Üstümden buldozer geçmiş gibiyim.

Çocuklarla dip dibe bir hafta sonu geçirdim. Yarısında evde, yarısında aile ziyaretinde. Yardımcımız izindeydi. Doğan çalışıyordu. Savaştan çıkmış gibiyim şu an. Kafam kazan gibi. Gözlerim dönüyor.

Bu ne ya? Bu ne kardeşim? Nesiniz siz? Evet, Deniz ve Derin, sizden bahsediyorum. Fırtına mısınız? Rahmetli babaannemin dediği gibi k.çınızda vayvay mı var? Nedir yani?

Bir an mı durmaz bir insan? Bir dakika mı susmaz bir çocuk? Hiç mi yorulmaz bu veletler? Devamlı soru sormaktan, oraya buraya tırmanmaktan, tırtıl gibi her yere girip çıkmaktan, çekmeceleri açıp kapamaktan, koltukların minderlerini yerlere dizip tren yapmaktan, o kanepeden bu kanepeye atlamaktan, her türlü düzlemin üzerinde emeklemeye çalışmaktan sıkılmazlar mı?

Canım oğullarım. Allah sizi eksik etmesin. Sağlığınıza bin şükürler olsun. Sizleri çok seviyorum.

Ve ayrıca anaokulu kavramını ortaya atan her kimse tuttuğu altın olsun diyorum.

Pazartesiye saatler kaldı.

Oh.

Çanlar benim için çalıyor

İstanbul Fashion Week’e gitmiştim hani. Çok da havalıydım ha. Öyle sıradan bir davetli değildim, kapı gibi VİP’ydim havam batsın. Canım arkadaşım Doris’in eşi Fatih, İstanbul Fashion Week’i organize eden boogy‘nin sahibi. Hal böyle olunca ben de kapıda VIP kelimesinin gereği gibi “mühim insan” şeklinde karşılanmış, millet sırada beklerken aralardan geçip kulise girmiş, en sonunda da fıstık gibi yere kurulmuştum Doris ve diğer iki arkadaşımla. Yerimiz süperdi, mankenler iki adım ötemizden geçip gidiyorlardı.

Ve fakat o mankenlerin kıskandıran vücutları bile benim aklımı başıma getirmedi, kilo vermeye ikna edemedi. Devamı için tıklayın.

Tükürdüğünü yalatırlar

Yeni annelerde ya da anne olacaklarda böyle bir “elektrik” oluyor. Ukalalık demek doğru olmaz da, hani, ne bileyim, “ben asla bunu yapmam” gibi bir kendinden emin tavırlar.

O var ya, balon.

Patlatırlar onu sonra.

Misal:

Devamı için tıklayın.

Fotoğraflarla MoMA

Dün geceki sinir fışkırtan yazıdan sonra, hazır dışarıda kar da yağıyorken daha romantik takılayım istedim bugün.

Ve “New York’u bu ziyaretimde ne pahasına olursa olsun gideceğim!” dediğim MoMA (Museum of Modern Art – Modern Sanat Müzesi) resimlerine yer vermeye karar verdim.

Devamı için tıklayın.

%d blogcu bunu beğendi: