Süpermen Türk olsaydı pelerinini annesi bağlardı

Ahmet Şerif İzgören’in SÜPERMEN TÜRK OLSAYDI PELERİNİNİ ANNESİ BAĞLARDI adlı kitabından: (Elma Yayınevi, 2010)

Sevgi kültürümüz iyidir, ama zamanla iş, sevmekle aşırı korumayı karıştırmaya gelmiş. Dikkat edin yabancı çocuklara, otelde beş-altı yaşındaki Alman çocuk alır yemeği hapır hupur üstüne döke döke yer.

Bizim on yaşındaki Türk çocuğun yemeğini babası alır, anası yedirir, teyzesi de ağzını siler. Çocuk otuz beş yaşına gelir, hala ana, baba, teyze çocuğun peşinde yemek yedireceğiz diye koştururlar. Bu nasıl bir korumacılık, kollamacılıktır.

Kendi hayatını yaşamayan insanlar çocuklarının hayatını yaşar.

Süpermen Türk olsaydı pelerinini kesin anası bağlardı.

Bir de uçarken arkasından bağırır:

– Varınca çaldır oğlum.

Bırak uçsun artık!

Süpermen o, çocuğun kriptonu olma.

 

Reklamlar

11 Derste Ebeveynliğe Hazırlık

Ders 1

1. Süpermarkete git.
2. Maaşını her ay doğrudan oraya yatırmak için yönetimle görüş.
3. Eve git.
4. Gazeteyi al.
5. Son kez oku.

Devamı için tıklayın.

Ne yapmalı?

Kimine göre marifet, kimine göre değil.

Herkes kendi hayatını yaşıyor. Kimi üç çocuğa tek başına bakıyor, kimi tek bebeğini annesinin yardımıyla, bakıcısının desteğiyle büyütüyor. Benim durumun daha zor, asıl sen bir de bana sor demeden empati kurabilmeli insan. Sünger olabilmeli. Yarış değil ki bu. “En zor koşullarda anneliği sen yaptın, aferin” diye ödüllendirmiyorlar adamı…

Herkes kendi hayatını yaşıyor. Herkesin koşulları farklı. Herkes bambaşka bir insan. Herkesin çocukları bambaşka.

Eskiden daha kolaydı, şimdi daha zor. YA DA… Eskiden daha zordu, şimdi çok daha kolay. Önemli değil. Çocuk büyütmek zor iş. Bu zamanda zor iş. Eskiden nasıldı bilmiyorum, eskiden yaşamadım. Devamı için tıklayın.

Yüzde SEKSEN BEŞ

Üç oğlu olan bir arkadaşım söyledi bugün: (Aynı babadan) iki oğlu olan bir kadının (yine aynı babadan) üçüncü çocuğunun da erkek olma ihtimali yüzde seksen beşmiş.

Rakamla 85. Yazıyla SEKSEN BEŞ.

Oldukça eğlenceli ama ilginç buldum bu rakamı. Ve araştırdım.

Devamı için tıklayın.

Annelik toz pembe mi?

Anneliğimin dördüncü senesini kutladığım bugünün anlam ve önemi ile ters düşen bir yazı gibi görünebilir bu ilk başta. Ancak kısmet bugüneymiş.

Geçenlerde “Çok şey istemiyorum” diye bir yazı yazmıştım. Dört senedir dokuza kadar uyuduğum Pazar sabahı sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini söylemiş, haftada bir gece dizi seyretmek istediğimden bahsetmiş, çocuklarımı ne kadar seviyor olsam da yer yer onlar olmadan önceki hayatımı özlediğimi anlatmıştım. Bu yazı üzerine Facebook’taki sayfama gelen bir yorumda bir başka anne şöyle bir şeyler demişti (yorumunu sonradan sildiği için kelimesi kelimesine yer veremiyorum, ancak hemen hepsini hatırlıyorum): Devamı için tıklayın.

Suç kimde?

Adana'daki olaydaki şişme havuz

Geçen hafta, babaannenin bizde kaldığı bir günün sabahında Deniz okula gitmeden önce sitenin çocuk parkında biraz vakit geçirmek istedi. Ben evde Derin’i emzirirken onlar babaanneyle birlikte parka indiler. İşim bitince onu parktan alıp okula götürecektim.

Derin’i emzirdim, koltuğuna koydum, aşağı indim. İndiğimde Deniz’in çantasını evde unuttuğumu fark edip aşağıdan yardımcımız Anna’yı aradım, çantayı aşağı atmasını söyledim.

İki dakika sonra Deniz’i arabaya bindiriyorum, bir baktım Anna yanımda… Derin? Derin evde. Yalnız. Meğer Anna beni yanlış anlamış, “çantayı GETİR” dedim zannetmiş.

Devamı için tıklayın.

İkinci kez ebeveyn olmak neden daha kolay?

Bilemiyorum birinci çocuklar mı daha şanslı, ikinciler mi?.. Anne-babaların ilk çocuklara daha fazla ilgi gösterdikleri kesin. Kafaları daha boş çünkü. Ama ikincilerin de daha rahat yetiştikleri bir gerçek. Ebeveynler daha deneyimli oluyorlar çünkü!

Devamı için tıklayın.

%d blogcu bunu beğendi: