Yabancı birisi “gel sana şeker vereyim” derse

Hani çocuklara ilk öğretilen şeylerden biridir ya “yabancılarla konuşma. Sakın onlardan şeker alma” falan? Bunun izdüşümü benim gözümün önünde gerçekleşti dün. Ve ben seyretmekle yetindim.

Maaile dışarı çıkmıştık. Yemek yedik (Deniz hamburgerle gelen oyuncakları keşfetti ya), oradan da benim kuaförüme uğradık Deniz’in saçını kestirmek için. Kestirdik, tam çıkacağız, kuafördeki manikürcü kadın tam kapıda Deniz’i çevirdi, “Gel bakayım sen yanıma, bak sana ne vereceğim” dedi. Tahmin ettim, şeker gelecek. Ama müdahale etmedim, edemedim. Her seferinde itiraz eden gıcık anne olmak istemiyorum. Kadının içinden gelmiş, şeker verecek işte çocuğa, ne yapayım yani?

Devamı için tıklayın.

Reklamlar

Her çıkışın bir inişi…

Paphia iyi değil. İnişe geçti.

Henüz karaciğer yetmezliği ve sarılık olduğunu öğrenmeden önce konuşmuştuk Doğan’la. “Bak Elif, Paphia çok yaşlı artık. Hazırlıklı olmamız lazım bazı şeylere… Ve eğer ciddi bir hastalığı olacak olursa da ne yapacağımıza karar vermemiz lazım. Tedavi ettireceğiz diye hayvana işkence etmeyelim” demişti. Hep der böyle şeyleri, hep gerçekçidir. Sinir olurum bazen.

Nitekim, bu konuşmadan çok kısa bir süre sonra da gerçekleşti bu. Devamı için tıklayın.

Şifalı eller

İnsanın kafasını karıştırıyorlar.

Ben hacıya hocaya, okumaya üflemeye pek inanan birisi değilim. Babamdan devşirme bir yaklaşım.

Lisedeyken ellerimde siğil çıkardı. Çok rahatsız olurdum. Neden olduğunu hiç bilemedik, sebepsiz yere çıktı. Piyano çalardım, voleybol da oynuyordum. Dolayısıyla ellerim ön plandaydı ve parmaklarımın üzerinde bir sürü siğil olmasından hiç hoşlanmıyordum.

Devamı için tıklayın.

Deniz’e ölümü nasıl anlattım?

Severek takip ettiğim çocuk kitapları blogu Bir Dolap Kitap‘ta bugün çocuklara ölümü anlatmayla ilgili bir ilginç bir kitaba yer verilmiş: Ördek, Ölüm ve Lale.  Özetinden anladığım kadarıyla henüz Deniz’le tanıştırmak için erken, ancak ileride edineceğimiz bir kitap olacak gibi görünüyor.

Geçenlerde Çocuğa Ölümü Nasıl Anlatmalı diye bir yazı yazmış, konuyla ilgili hoşuma giden İngilizce bir yazının çevirisine yer vermiştim.

Çok geçmeden babaannemi kaybettik. Ve ben yazdıklarımı pratiğe dökmek durumunda kaldım.

Devamı için tıklayın.

Bugün var, yarın yok…

Dün sabah babaannemi kaybettik.

Beklenen bir ölümdü. 88 yaşındaydı. Hiç göstermiyordu, o ayrı. Alzheimer’s başlangıcı vardı, teller kopmaya başlamıştı son zamanlarda. Yaşlılığın getirdiği solunum yetmezliği de cabasıydı. Sonunda yorgun vücudu iflas etti, dün sabah 4 buçukta kalbi durdu.

Alem kadındı babaannem. Ne alemi, fenomen kadındı.

Devamı için tıklayın.

Çocuklara ölümü nasıl anlatmalı?

Er geç bugünün geleceğini biliyordum. Daha geç olur diye tahmin ediyor, ya da öyle olmasını istiyordum ama bir gün olacağını biliyordum.

Deniz acayip meraklı bir dönemden geçiyor. Her şeyi soruyor: O ne, bu kim, neden, kim yaptı? Büyük bir sabırla açıklamaya çalışıyoruz.

Devamı için tıklayın.

Kafasını duvara çarpan inek

İki gündür gazetelerde, televizyonda yine her sene bu zamanlar tekrarlanan görüntülerden örnekler görüyoruz: İnekler, boğalar, koyunlar önde, eli kanlı bıçaklı adamlar arkalarında.

Özellikle bu zamanlar gazete ve televizyondan uzak kalmaya çalışıyorum, kaldıramıyorum bu görüntüleri.

Devamı için tıklayın.

%d blogcu bunu beğendi: