Son değil

Ölüm, son değil. Neden, biliyor musunuz? O kadar basit değil.

Bazı insanlar var, hayatı bir başka yaşıyorlar. Cıvıl cıvıl, kıpır kıpır, her anın tadını çıkararak.

Sonra ansızın çekip gidiyorlar. Geride bıraktıklarını şaşırtarak. Ağlatarak.

Bu tür insanların aramızdan erken ayrılışını “öldü, bitti” diye açıklamak mümkün değil.

“Ölümden sonra ne olur, insanlar nereye gider, nasıl olur, neden olur?” diye ağlarken bir arkadaşım dedi ki bana: “Elif, sen sanıyor musun ki ölünce her şey bitiyor? Sence ruhla beden bir mi? Bu kadar mı? Ölüyoruz… Ve bu mu yani? Hayır, değil. Bu hayattaki misyonunu tamamlıyor ruh. Ama devam ediyor.”

Nasıl devam ettiği kişisine göre değişir. Kimi başka hayata inanır, kimi başka forma, kimi cennete.

Ama yok, bu son değil. Olamaz.

“Toprak onun enerjisini hazmedemez” çünkü. (Kim dediyse bunu ağzına sağlık)

Bu tür zamansız ölümler beni giderek bunun bir son olmadığına daha çok ikna ediyor.

Defne Joy, her zamanki haşarı, sürpriz dolu haliyle, herkesi şaşırtarak bu dünyadaki misyonunu tamamladı.

Gökkuşağının diğer tarafına geçti.

Orada bekliyor.

 

Etkilenmemek mümkün değil

Tanımıyorum onu. Ama taa ben üniversitedeyken, Kral TV’de cıvıl cıvıl klip sunduğu günlerinden beri sempati duyardım. Sonra bir ara bir TV programı yapmıştı sanırım, ünlülerin evine gidip çekmecelerini falan karıştırıyordu galiba. Sonra evlendi. Dergilerde yusyuvarlak karnıyla gördüm, içim ısındı. Sonra anne oldu. Kendi gibi kıvırcık saçlı bir oğlu oldu.

Sabah bir arkadaşım söyledi. “Defne Joy Foster’ı duydunuz mu” diye? Kalakadım. “Bebeği!!!” çıktı ağzımdan. İlk olarak o geldi aklıma.

Sonra annesi. Kocası.

Allah hepsine sabır versin.

İnsan tanımadığı birinin ölümüne niye üzülür? Ölen için mi? Geride kalanlar için mi?

Off…

 

Teşekkür ederim

Herkese çok teşekkür ederim. Arayan, soran, yazan, düşünen herkese… Öyle güzel sözler söylendi, öyle anlamlı mesajlar gönderildi ki… Hepsi o kadar iyi geliyor ki.

Paphia çok özel bir köpekti. Onunla ilgili yazmak, paylaşmak istediğim öyle çok şey var ki… Ama hem benim, hem de buranın biraz araya ihtiyacı var sanırım. Yeter üzüldüğümüz.

Bu yazıda güzel düşünceler, samimi mesajlar için teşekkür etmek istedim sadece. Bir de şunları söylemek: Devamı için tıklayın.

Paphia…

Çok özleyeceğiz.

Bekleyiş

Tuhaf bir bekleyiş içindeyiz.

Paphia sona yaklaştı. Günler, belki de saatlerle ifade edilebilir.

Artık neredeyse hiç yürüyemiyor. Yemek yemiyor. En sevdiği konserve mamanın tadına bakmadı. Su bile içmiyor. Çenesini kapadı. Sanki uğraşmayın benimle, rahat bırakın dermiş gibi. Devamı için tıklayın.

Her çıkışın bir inişi…

Paphia iyi değil. İnişe geçti.

Henüz karaciğer yetmezliği ve sarılık olduğunu öğrenmeden önce konuşmuştuk Doğan’la. “Bak Elif, Paphia çok yaşlı artık. Hazırlıklı olmamız lazım bazı şeylere… Ve eğer ciddi bir hastalığı olacak olursa da ne yapacağımıza karar vermemiz lazım. Tedavi ettireceğiz diye hayvana işkence etmeyelim” demişti. Hep der böyle şeyleri, hep gerçekçidir. Sinir olurum bazen.

Nitekim, bu konuşmadan çok kısa bir süre sonra da gerçekleşti bu. Devamı için tıklayın.

Hastalık Tanrıları

Deniz’in altıncı hastalık olduğunu ilan edip yedinci, sekizinci hastalıklar ve berisine meydan okuduktan sonra Hastalık Tanrılarının beni bu kadar çabuk duyacaklarını tahmin etmemiştim.

Nitekim, dün çocukları doktor kontrolüne götürdüğümüzde Deniz’de ürtiker, Derin’de ise yine bir üst solunum yolu enfeksiyonu ve bronşiyolit olduğunu öğrendik.

Devamı için tıklayın.

%d blogcu bunu beğendi: